Feminizm ve Ütopyacılık
4 Haziran 2019 Edebiyat İnsan

Feminizm ve Ütopyacılık


Twitter'da Paylaş
0

Geleneksel ütopyalar ani rejim değişiklerine ve dayatılan toplumsal ritüellerin ebedileştirilmesine bel bağlarken feminist ütopyalar yüzyıllardır paylaşılan iktidarı betimleme, aşamalı reformu ve değişimi destekleme eğilimindedir.

Ütopya eleştirilerine feministlerin katkısı büyük olmuştur. Feministler toplumlara dair tahayyüllerin harekete geçirdiği sosyopolitik değişimlerden fayda sağlayıp aynı zamanda durağan bir mükemmelliği betimleyen ütopyaların yerindeliğini sorguladılar. Thomas More’un Ütopya’sı geleneksel ütopya türünün tipik bir örneğidir. Merkezi bir yere konumlandırılmış ve egemenin gözetim yapabileceği bir iktidar koltuğu bulunan, geometrik düzende tek tip kentleriyle haritalandırılmıştır. Her yanı kuşatmış simgeler geleneksel ütopyaya otorite kazandırır. Karşıt görüştekiler uzaklaştırılır ya da tahdit altına alınır. Bu tür ütopyalara “klasik” ütopya ya da “son-durum” ütopyası da deniyor. Okurlar More’un Ütopya eserindeki kıvrak zekâya ve icat yeteneğine hayranlık duymasına rağmen orada yaşamayı isteyen pek çıkmayacaktır. Özellikle kadınlar geleneksel ütopyalarda pek yol kat edemediler, dur durak bilmeksizin çalışmaya ve ataerkil figürlere boyun eğmeye zorlandılar.

Bunun sonucunda feminist ütopyacı yazar ve eleştirmenler genellikle geleneksel ütopyayı es geçip “süreç”, “üreme” ya da “eleştirel” modele yöneldiler. Bu yazı süreç yönelimli feminist ütopya biçiminin yeni olmadığını savunurken birinci, ikinci ve üçüncü dalga feminizm olarak adlandırılan akımların ürünü olmadığını göstermeye çalışıyor. Süreç yönelimli ütopyacılık geç ortaçağda başlayan ve bugünde devam etmekte olan Christine de Pizan’dan Ursula K. Le Guin’e feminist ütopyacı yazının büyük bir bölümünü karakterize ediyor ve Aydınlanma Britanya’sında belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Pek çok feministin Anglo-Amerikan dünyasında zaman içinde meydana gelen önemli siyasi ve ekonomik değişimlere rağmen son derece ataerkil kalmayı sürdüren sosyokültürel düzenlemelere verdiği tepkide bir süreklilik bulunduğunu öneriyor.

Ütopya çok uzun zamandır kadınlardan gelen eleştiri için uygun ve hayati önemde bir araç olageldi. 18. yüzyılda okuryazarlığın, varsıllığın ve kitaplara erişimin artması edebiyat pazarını kadınlara açtığında feminist kuramlaştırma ve alternatiflerin dillendirilmesine açık az sayıdaki tarzdan biri olarak özellikle kullanışlı hale geldi. Sonuç olarak 19. yüzyılın başında yaşanan bir durgunluğun ardından modern feministlerin daha adil ve eşitlikçi bir toplum arzularını dile getirmek amacıyla daha sonra ütopyacı vizyona geri dönmesi ve 1970’lerin özgürleşme hareketlerinin feminist ütopyacılıkta yeşermeye yol açması şaşırtıcı değildir.

21. yüzyıl Anglo-Sakson feminizmi bu konuda fikir ayrılığı yaşıyor. Bana göreyse feminist yazarların yüzyıllar içerisinde ortaya koyduğu ütopyacı vizyonlara bakmak, ütopya düşüncesinin yararlı olmayı nasıl sürdürebildiğini ve sürdürmesi gerektiğini göstermekle kalmıyor, erken dönem yazarların, eleştirmenlerin gündeme getirdiği tereddütleri nasıl ele aldığını da gösteriyor. Geçmişin feminist yazarları kendi çetrefilli koşulları altında, azımsanamayacak baskılara yaratıcılık ve hayal gücüyle tepki verdiler. Dahası, kaygılarının merkezindeki şaşırtıcı tarihsel süreklilik bugün bakıp cesaret alabileceğimiz ve bir şeyler öğrenebileceğimiz zeki ve duyarlı temsillere yol açtı.

Geleneksel ütopyalar, toplumun kökenleri bakımından devrimci ikameye, ani rejim değişiklerine ve dayatılan toplumsal ritüellerin ebedileştirilmesine bel bağlama eğilimindedir. More’un Ütopya adlı eserinde iktidar ataerkildir. “Her hane halkının en yaşlı üyesi hane halkının reisidir. Kadınlar kocalarına, çocuklar ana babalarına ve genel olarak genç olanlar büyüklere tabidir.” Bunun aksine feminist ütopyalar yüzyıllardır paylaşılan iktidarı betimleme, aşamalı reformu ve değişimi destekleme eğilimindedir. Pizan’ın Akıl adlı karakteri şöyle der: “Temelleri derine atacaksın ki uzun süre dayansınlar ve ardından duvarları öyle yükselteceksin ki kimseden korkmasınlar.” Karakterlerin zaman ve değişime dair tutumları koşullara uyum ile tarif edilir.  Feminist ütopyacılar aynı anda birbirinin aynısı kentler inşa etmek yerine önce bir evi ya da topluluğu doldurup sonra bir diğerini kurarlar. Olumsallığın tanınması feminist ütopyacı düşüncenin ayırt edici özelliğidir ve buna etkili yanıt üretebilmek için yarı anarşist bir hükümet biçimi ortaya çıkar.

Feminist ütopyacı yazınındaki en yaygın izlek eğitim vurgusudur. Bazı feminist ütopyacı yazarlar eğitime kurumlar aracılığıyla yaklaşırlar. Mary Astell’in A Serious Proposal to the Ladies’i (Kadınlara Ciddi Bir Teklif) kadınların teoloji ve felsefe okuyup anlamlı dostluklar geliştirirken ruhlarını beslemekle meşgul olacağı bir kadın manastırının kurulması çağrısında bulunur. Sarah Scott’ın Sir George Ellison (1766) romanında Millenium Hall’un kadınları tüm sınıflardan kızlar için okul sistemi kurarlar. Erken dönem feminist eserler daha sonraki ütopyalardan farklı olarak genellikle sınıf hiyerarşilerini pekiştirirler. Buna karşın tüm kadınların hatırı sayılır özgürlükler elde etmesi gerektiğinde ve bundan toplumun yarar sağlayacağında ısrarcıdırlar. Marry Wollstonecraft Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi’ni yayımlayarak kızların okullarda erkeklerle beraber eğitim görmesi çağrısında bulunur; bunun cinsler arasında akılsal ilişkilere yol açacağını, erken yaşta evliliği teşvik edeceğini ve kadınları daha özenli bir anne, eş ve yurttaş hâline getireceğini öne sürer.

Başka feminist ütopyalarda ise eğitim okuma edimi üzerinden resmedilir. Okunanlar ya resmi olmayan grup ortamlarında yorumlanır ya da ders programları içinde verilir. Nitekim Sarah Fielding’in The Governess (Mürebbiye, 1749) romanı ütopik kız okulunda, eğitim didaktik hikâyelerin gözetmen eşliğinde tartışılması aracılığıyla gerçekleşir. Ursula Le Guin’in Mülksüzler’inde eşitlikçi ve anarşist gezegen Anarresli fizikçi kahraman Shevek’in hocası ona bir kitap verir ve kendi başına çalışarak rakip gezegen Urras’ın dilini öğrenmeye yönlendirir. Ayrıca Shevek’e bilgisini gizli tutması söylenir, ancak ona göre bu durum zorlayıcıdır çünkü ona göre bilgi paylaşılması gereken bir şeydir. Annares’te kadınlar erkeklerle aynı eğitim fırsatlarına sahiptir ama Shevek Urras’ta böyle olmadığını fark edince adeta irkilir, “üniversite yalnızca erkeklere açıktır…Federatif değil hiyerarşik olarak yukarıdan aşağıya örgütlenmiştir.”

Son olarak feminist ütopyalarda eğitimin örnek yoluyla gerçekleştiğini ve kadınların dinamik rol modellerinin ardından gitmek suretiyle güçlenmesine olanak tanıdığını görüyoruz. Pizan, The Book of the City of Ladies’de (Kadınlar Şehrinin Kitabı) bir araya getirdiği efsaneleri tarihin güçlü kadınlarıyla dolu alegorik bir ütopyacı şehir içinde biçimlendiriyor. Böylelikle annelerin kızlarına örnek olduğu, herkesin “erdemi beslemeye, kötülükten kaçmaya, şehri yükseltmeye ve çoğalmaya” teşvik edildiği bir yer yaratıyor.Ortaçağdan bugüne değin türlü ideolojik eğilimlerden feministler, eğitimin yararlarının farkında olup bilgiyi her düzeyde ilerletmenin yolunu aradılar. Geçmişte bilgi sahibi kadınlar genellikle toplumun alay konusu oldular, ama feministler bilgiye erişimin açık, gayretli ve düzenli bir şekilde gerçekleştiğini ve hayatın tüm boyutlarını kapsadığını hayal ettikleri ütopyacı vizyonlarında bu önyargının öğrenime sekte vurmasına izin vermediler.

Kaynak: Gregory Claeys, Ütopya Edebiyatı, Zeynep Demirsü, İş Bankası Yayınları, 2017

Hazırlayan: Aslı İdil Kaynar


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR