Geceyarısı Çocukları Niçin Okunmalı?
2 Mayıs 2019 Edebiyat Roman

Geceyarısı Çocukları Niçin Okunmalı?


Twitter'da Paylaş
0

Bu romanı iyi analiz etmek roman sanatı için önemli bir öğrenme çabasını oluşturur ama Geceyarısı Çocukları, toprağa atıldığında yeni bir filiz verecek bereketteki tohuma benzemez.

Kimi yazarlar bunu yapma amacı gütmeden edebiyata ilişkin ders verdikleri için Büyük Öğretici Yazarlar'dır. Bazı romanlar ise bunu yapmak üzerine tasarlanarak dünya edebiyat konuna meydan okumaya çalışır ve çok ender başarılı olur. Ama bu romanların sahiplerinin hepsine Büyük Öğretici Yazar denmiyor. Gerçi bu kavramın isim babası olduğumdan, tam bu karşılıkla olmasa da Salman Rushdie'ye Büyük Öğretici Yazar denildiğini duymadım. Bununla beraber Geceyarısı Çocukları romanı için öğretici değildir sözü ise, düpedüz yanılmak ve yanıltmak olur:

Geceyarısı Çocukları, Hindistan'ın İngiltere'ye karşı bağımsızlığını kazandığı 15 Ağustos 1947 geceyarısı dünyaya gelen 1001 doğaüstü güce sahip bir çocuğun hikâyesinin ülke tarihiyle beraber Salim Sina'nın gözünden anlatılmasından oluşuyor. 700 sayfalık bir siyasi kaos romanını tek cümlede özetlemenin en kestirme yolunu okuyup gitmek, Geceyarısı Çocukları'nı ıskalamanın da en afilli seçeneği olmalı. Devam edelim...

salman rushdie geceyarısı çocukları

Düşünceli romancı

Rushide, 1981 yılında romanını yayınladığında büyülü gerçekçilik akımından da beslenen eserinin Yüzyıllık Yalnızlık'a benzetileceğini bilmiyor olamaz. Nasıl ki Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan Mo Yan'ın Kızıl Darı Tarlaları romanı hakkında arasında benim de bulunduğum kimi eleştirmen/yazarlar 'ciddi esinlenmelere sahip' diyerek Yüzyıllık Yalnızlık'ı işaret etse de, Geceyarısı Çocukları için bir edebi yargı belirtileceği vakit akla ilk gelen bu ifade ilk düğmenin yanlış iliklenmesinden başkası değil: Mârquez, Yüzyıllık Yalnızlık'ta düş ile gerçeği birbirinden ayırt edilemeyecek forma dönüştürürken, bunu çoğuna şahit olmadığı roman hikâyelerini babaannesinin yerel Kolombiya anlatı üslubunu yazı formuna aktararak yaptı. Yani Anadolu söylencelerine çok benzeyen bu yerel bir ifade biçimini, roman gerçekliğine sığabilecek bir kalıba yeniden döktü. Yer yer Geceyarsı Çocukları'nda da Salim Sina'nın anlatısı kimi bölümlerde metinlerarasılık kimi bölümlerde de esinlemeler taşıyarak bir Yüzyıllık Yalnızlık sosuna bulansa da, romanın formu Hint anlatı geleneğinin Batı roman formuna dökülmesinden başka bir çaba değil. Bir başka ve açıklayıcı deyişle, Márquez'in edebiyat kuramlarını adı gibi bildiğine kuşku yok, fakat Yüzyıllık Yalnızlık, Batı formundaki bir roman anlayışına 'Bakın bunu ben de yaparım' demek için yazılmış bir metin değildir.  Avrupai bir hayat yaşayan Japon halkının hikâyelerini yine ve tamamen Avrupai tarzda anlatan bir Murakami yapıtı çabası gözetmez Márquez. Yaptığı, babaannesinin anlatı formunu aradaki değişimler, kaçışlar, eklemeler ve ancak o aileye ait olanın anlayabileceği kimi şifreler bakımında bir elekten geçirip sadece roman gerçekliğinde dile getirmekti. Salman Rushdie ise, Hint yaşamını bir Hint gibi anlatıyormuş çabasını taşırken yine bunu Batı formunda yaptığını da açık açık ilan etmekten çekinmez, hatta bunu okurun gözüne kadar sokar. Bu yanıyla hem Batı'nın isim hanesindeki İngiliz sömürgesi ülkesinin bu Batıcılıktan ne kadar etkilendiğini ifade etmiş olur, hem de kendi Hintli atalarının ruhlarını incitmez. Bu çıkarsama demek değildir ki, Büyülü Gerçekçilik Márquez gibi ancak belli bir özel iletişim dilinin roman gibi beynelmilel bir form dökülmesidir. Adı üstünde gerçekleri büyü ile altın oranda harmanlamak, bu sıfatı kazanmaya yeter. Fakat Hindistan'daki kimi olayları anlatmak için Salman Rushdie'nin Büyülü Gerçekçiliği kullanmaktan başka çaresi de yoktu. İşte bu nedenle Geceyarısı Çocukları'nın tamamı için Büyülü Gerçekçilik eseridir demek ve Yüzyıllık Yalnızlık kıyası yapmak, hata olur.

Bir klasik gördüm sanki

İngilizce ana dili olan  Hintli Rushdie'nin İngiliz gibi roman yazması ve kendi yerel anlatı formunu Batı edebiyatı olarak kabul etmesi, ki Mo Yan'ın hakkını yemeyelim, kendisi Çin anlatıları formunu kullanıyor, ona bazı avantajlar ve korunma zırhları da getirdi: Geceyarısı Çocukları'nın açılışı İngiliz klasik edebiyatının başyapıtlarından sayılan Laurence Sterne'in Tristram Shandy Beyefendinin Hayatı ve Görüşleri romanına tıpa tıp benzemesi bu sebeplerle İngiliz edebiyatında bir 'intihal' tartışmasına sebep olmadı. 1760 yılında yayınlanan romanın başkahramanı Tristram da 'peydahlanmadan' önceki aile hayatını romanın ortasına gelinceye dek, okura illallah ettirecek denli uzun detaylara ve konu sıçramalarına sadık kalarak anlatır.

salman rushdie geceyarısı çocukları

Salman mı Salim mi

O güne değin yazılmış romanları analiz ederek kendine bir roman dünyası inşa eden yani roman mühendisliği yapan yahut Orhan Pamuk'un deyimiyle 'Düşünceli Bir Romancı' olan Rushdie ise, Tristram'ın izleğini kendine yol edinir. Onun romanında da ortalara gelinceye dek romanın anlatıcısı Salim'in doğumunu izlemek de, romana adını veren ve gelecek olayların başlangıcını oluşturacak Geceyarısı Çocukları ile tanışmak da mümkün olmaz. Bir bakıma Rushdie, kendi romanında bilinen Hindistan ve Pakistan gerçekliğini roman gerçekliğine dönüştürürken bunu düşünceli bir romancı olarak, okurun algısına ve yayıncıların ilgisine bırakmayı tercih etmedi: İplerin daima elinde olmasını isteyen Rushdie, bizi Salim ile tanıştırıncaya dek kendi hikayelerinin itici motorlarını gözümüzün önünde oluşturdu; romanın ilerleyen bölümlerdeki ve adını veren yerleri de dahil olmak üzere her adımına şahit olduğumuz bir roman dünyası kurdu: Bu da Geceyarısı Çocukları'nı düşünceli romancıların düşüncelerini önceden tasarlayarak kâğıda aktarmaları değil de, kâğıt üzerinde bir sihirbaz edasıyla nasıl ki onun insanı ikiye böldüğüne bir gerçeklik algısıyla aldanıyor yani inanıyorsak, romandaki metinlerin de roman gerçekliğinin yaşam gerçekliğinden alıma parçaları olduğuna inanalım diye bir edebiyat illüzyonu yaptı. Yine daha açıklayıcı bir ifade ile, Rushdie Geceyarısı Çocukları romanını önce yazılmış bütün nitelikli romanların 'Ben Bombay'da doğdum. Evvel zaman içinde' gibi sihirli açılış cümlesi de dahil olmak üzere 'iyi numaralarını kullanarak' oluştururken romanın aromasını kendi numarasını sahne arkasında değil de sahnede, herkesin gözü önünde hazırlayarak gerçekleştirdi. Geceyarısı Çocukları'nın açılışında 1915'te Keşmir'de sabah namazını kılmak için secde eden Salim'in dedesi Adem Aziz'in yere değen tıpkı Hintlilerin taptığı filler gibi uzun burnu yere değince kan yerine yakutlar yere saçılır. Ve Batılı eğitim alan Adem Aziz, okuduğu Fatiha Suresi'nin eşliğinde hayatın anlamını, yaratılışı ve varlığı sorgulamaya başlar. Kendisi de Geceyarısı Çocukları olmanın şartı olan Hindistan'ın bağımsızlığından (15 Ağustos 1947) az önce 19 Haziran 1947'de doğan Salman Rushdie, yani biyografisini bilenler için kendini roman kahramanı yapan yazar kuramını kullanan Bombaylı Usta, Doğu-Batı ayrımını, din hayat sorgulamasını ve tarihi romanı aile romanına dönüştürme gibi tüm yumurtaları aynı sepete koyar ama 1981'de Man Booker, 1993'te Booker of Bookers ve 2008'de de Best of The Booker gibi İngiliz dilinde yazılan romanlara verilen Nobel'i üç kere alarak yumurtaların hiçbirini kırmadığını da gösterir.

salman rushdie geceyarısı çocukları

700 sayfalık romanı özetlemek  ve okumayanlar için sürprizini kaçırmak gibi rutin bir kötülükle ah almak istemem. Ama romanın ve karakterlerinin Hindistan tarihini iyi bilenler için zevk verecek, bilmeyenlere de merak ettirecek denli Hintlilerin birbirlerini gökkuşağının renklerindeki tozları attıkları boya festivali kadar renkli olduğunu söylemekte fayda var. Roman bir bakıma İngiliz sömürgesi ülkelerinde yaşananları tatlı biçimde eleştirdiği için de, romanın aykırı olma rozetini de üzerine takar ve bu açıdan da yayınlandığından beri alkış alır. Çocukların İngilizce eğitim veren okullara gidişi, kadınların bebekleri vatandaşı olsun diye Amerikan gemilerine binerek doğum yapışı, çarşaf deliğinden yapılan doktor muayenelerinden kadınların şarkı söyleyebildiği günlere dek geçen değişimler, savaşlar, çatışmalar romanın iklimini oluşturuyor. Ayrıca Hindistan ile ezeli rakibi ve düşmanı Pakistan arasındaki ayrı gayrılığın köklerine de inen roman, Batılılaşma ve Hindistan'da Müslümanlık gibi kavramları da ele alıyor. 

1001 gecenin çocukları

Salan Rushdie'nin tüm varını yoğunu Geceyarısı Çocukları'na koyduğu da kuşkusuz. O gece doğan 1001 çocuğun sahip olduğu gerçek üstü özellikler, Doğu anlatısı olan 1001 Gece Masalları'na yapılan bir gönderme. Yine karakterlerin kendilerini yaşadıkları Müslüman toplumun değerleriyle ele alışları söz gelimi Geceyarısı Çocuğu ve üstün yetenekleri olduğuna inanılmayan Salim'in bu durumdan yakınırken Hira Mağarası'nda peygamberlik görevini alan Hz. Muhammed'e inanacak eşi Hatice ve yakın arkadaşı Ebubekir olduğu örneğini vermesi, romanın Batı anlayışıyla yazılmış 'oryantalist' dokusunun örneklerinden. Buradan bakınca Salman Rushdie edebiyatının Geceyarısı Çocukları'nda güneş gibi parladığı ama diğer romanlarında aynı güçlü etkinin ne dil, ne üslup, ne de kurgu olarak varolamadığı görülüyor. Elbette ki Geceyarısı Çocukları gibi romanlar bir yazar tarafından bir kez yazılabilir ve diğer romanları görece onun gücünü geçemez. Bazı istisnalar hariç tabi. (Bkz: Dostoyevski, Tolstoy, Márquez, Yaşar Kemal, Hugo, Fowles...) Ama  bu Salman'ın önemli bir romancı olduğu gerçeğini değiştirmez. Sadece Geceyarısı Çocukları romanının en düşünceli romanlardan biri olduğunu ve bu düşünceli halin roman yazarlarına, yazacaklara çok şeyler öğretebileceğini gösterir. Bu romanı iyi analiz etmek roman sanatı için önemli bir öğrenme çabasını oluşturur ama Geceyarısı Çocukları, toprağa atıldığında yeni bir filiz verecek bereketteki tohuma benzemez. Çünkü kendisi bu tür bir nitelikli romanlar kolajının taktir edilesi mühendisliğinin ürünü. İş ki böyle olmasaydı Rushdie romanın yazarı Salim ile gerçek Salman'ı yani kendini bir roman kahramanı haline getirmez, en modern roman kuramı olan ikilik kavramını bir de kendisi işlemezdi...


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR