Gençlik Edebiyatı

Gençlik Edebiyatı


Twitter'da Paylaş
0

Geçtiğimiz günlerde farklı kuşaktan iki öykücünün, Cemil Kavukçu ve Ahmet Büke’nin genç okurlar için yazdıkları kitaplar peş peşe yayınlandı. “Gençlik edebiyatı”nın ne olduğu ya da nasıl olması gerektiği gibi sorulara birer yanıt olarak değerlendirmek de mümkün bu iki kitabı. Edebiyat söz konusuysa böylesi sorulara her daim geçerli olabilecek yanıtlar bulmak imkânsızdır; her yeni eser önceki yanıtları destekler, genişletir, başka bir bağlama taşır, bazen de yanlış çıkarır. Yayımlanan her yeni kitapla yanıtların çoğalıp genişleme olasılığına rağmen “gençlik edebiyatı” hakkında bir şeyler söylemek yine de mümkün elbette. “Gençlik Edebiyatı” sözü ilk anda akla “gençlerin okuduğu edebiyat kitapları”nı getiriyor olsa da, edebi bir tür olarak bu kavram ele alındığında, bu saptamanın eksik ve yanlış olduğu, daraltılması gerektiği çok açık. Metinlerin kahramanlarının genç olmasını ekleyebiliriz bu ilk saptamaya.

Belki bir de şu söylenebilir: Yazarların genç okurları gözeterek kaleme aldıkları eserlerdir bunlar. Çoğumuz yetişkinler için yazıldığı varsayılan kitapları erken yaşlarda, henüz toplum ve hukuk tarafından yetişkin sayılmazken okumaya başlamışızdır. Bu nedenle 15 yaşındaki bir genç Dostoyevski ya da Yaşar Kemal okuyorsa, ona ayrıca “gençlik edebiyatı” olarak nitelendirilmiş kitaplar önermek pek de anlamlı görülmeyebilir. Öte yandan, yetişkin varsayıldığımız yaşlarda okuduğumuz çocuk ve gençlik kitaplarını, bunlardan aldığımız edebi tatları hatırlayınca, tanımlara duyulan güvenin sarsılması kaçınılmaz oluyor. Kişisel deneyimler bu noktada yardımcı olabilir belki.

ahmet büke

“Genç okur” sayıldığım yaşlarda, “gençlik edebiyatı” diye bir türden habersizdim, ne bulsam okurdum. Klasikler, popüler kitaplar, çağdaş Türkçe edebiyat, adı çokça duyulduğu için merak ettiğim dünya yazarları, dedektif romanları… Tommiks-Teksaslar’ı da anmalıyım, mizah dergilerini de, Aziz Nesin’in kitaplarını ise ayrıca eklemeliyim. Bunların arasında beni çok etkileyen kitapları –Orhan Kemal’in Baba Evi ve Avare Yıllar’ını, Oktay Akbal’ın Düş Ekmeği’ni, William Saroyan’ın Aram Derler Adıma’sını– düşündüğümde, ortak bir özellikleri olduğunu fark ediyorum şimdi. Hepsinin kahramanları gençti. Beni yazma konusunda cesaretlendiren kitaplar da bunlardı. Genç insanların yaşadıklarının ya da o yaşların tekdüze, sıkıcı günlerinin edebiyatta ele alındığını görmek cesaret verici olmuştu, diyebilirim. Bu kitapların esas etkisi kahramanlarıyla özdeşlik kurabiliyor olmamdı sanırım. O kitaplarda kendimden bir şeyler buluyordum, duyduğum kimi sıkıntıların benzerlerini edebi bir metinde okumak yalnız olmadığım hissini uyandırıyordu, elbette yaşadıklarımın, hissettiklerim, aklımdan geçenlerin, verdiğim tepkilerin çok acayip olmadığını da…

Edebiyatın gücü de burada zaten, ABD’de 1920’lerde yaşamış bir Ermeni delikanlının yaşadıklarının benim 1980’ler Türkiye’sinde yaşadıklarımla ne ilgisi olabilirdi? Ama vardı işte. Derinlerde bir şeyler beni etkiliyordu. O genç kahramanın düşleri, yetişkinlerle çatışması, bütün dünyaya karşı aldığı tavır – kimse fark etmese de. Geçtiğimiz yıl büyük bölümü lise birinci sınıfta okuyan öğrenci arkadaşlarla sohbet ederken sözü gençlik romanlarına getirdiğimde bu konuya değinmemi yadırgadıklarını hissetmiştim. Bu gibi kitaplar okumayı çoktan geçmişlerdi, onlarla bu konuda sohbet etmek istememi neredeyse ayıpladılar. Bu arkadaşların “gençlik edebiyatı”nı hafif ve okuma pratiği daha az olan yaşıtları ya da daha küçükler için uygun gördükleri anlaşılıyordu. Bu doğru mu peki? Baba Evi ve Avare Yıllar’ı gençlik edebiyatının zirveleri olarak gördüğüm için bu fikre katılmıyorum. Sorun gençlik edebiyatı konusundaki algıda ve bu tarzdaki kitapların sunumunda olmalı.

Son on-on beş yıldır duyduğumuz bir söz var: “İyi polisiye iyi edebiyattır.” Polisiye romanların popüler edebiyat olarak görülmesinden rahatsızlık duyanlar bunu sıklıkla yineliyorlar. İyi gençlik edebiyatı da iyi edebiyattır. “Gençlik edebiyatı”ndan söz ederken, bunun edebiyatın bir alt-türü olduğunu ısrarla vurgulamak gerekiyor. Bunun ölçütü yazarların edebiyatçı olarak bilinmeleri değil elbette. Sadece genç okurlar için kitap yazanların eserleri de pekâlâ iyi edebiyat olabilir. Gençlik bir geçiş dönemi olarak görülür, yetişkinliğe hazırlık ve geçiş dönemi. Gençliğin en büyük sıkıntısı da bu algıdan kaynaklanır. Çocukluktan çıkılmış ama henüz yetişkin olunmamıştır; yeri geldiğinde, “Artık çocuk değilsin” denir, ama çoğu zaman sözüne, düşüncesine değer verilmez o yaştakilerin. Bir ara dönemdir. Zorunluk askerlik gibi, yapılması, geçilmesi şart olan, sıkıntılı olduğu baştan kabul edilen, insanın her türlü akıldışılığa maruz kalacağını hesap etmezse tahammül edemeyeceği zamanlardır. Hatırlayalım, yetişkinlerin dünyası nasıl da akıldışı gelir insana o yaşlarda. Gençleri çılgına çevirip altüst eden de, çok derinden hissettikleri bu akıldışılıkların yetişkinlerce normal kabul edilmesi değil midir?

Gençlik edebiyatı kategorisi de gençlerle benzer bir kaderi taşıyor sanki. Bir geçiş dönemi okuması gibi algılanıyor. Henüz ciddi kitaplar okuyacak kadar gelişmemiş genç bireyler için yazılmış algısı hâkim. Oysa onların ruhuna, dünyalarına, dünyaya bakışlarına ayna tutabilen bir edebiyat, günün edebiyatına çok şey katacağı gibi, gençliğe ilişkin sözünü ettiğim algının değişmesi için de bir adımdır. Genç ruhla alışverişe geçebilmesi için gençlik edebiyatının öncelikle oto-sansürden kaçınması gerekir. Gençlerin ilgisini çekecek konular yetişkinlerin büyük bölümünce sakıncalı addedilir. Başta cinsellik elbette; ama sadece o değil. Genç insanın yıkıcı bir yanı vardır, isyankârdır. Yetişkinlerin dünyasını kabullenemez, o dünyanın kurallarını ihlal etmenin şehvetini duyar. Dünyayı öğrenmeye, tanımaya yönelik sonsuz bir iştah duydukları için iştahlarını kesmeye çalışan her türlü kuralın altüst edilmesi onları mutlu eder, itaat ederek değil, yıkmayı da göze alarak öğrenmek isterler bir şeyleri. Cesaretleri kırılmamıştır – bu ilerki yaşlarda gerçekleşecektir. Edebiyatın da genç ruhla bir yakınlığı, benzerliği olduğu söylenebilir. Edebiyatın da kurallarla başı hoş değil; edebiyatçının da dünyayı ve insanı öğrenmek konusunda bitmeyen bir iştahı var. Bu ikisi birbirinin aynı değil, ama aynı dili pekâlâ konuşabilirler. Konuşuyorlar da… Nitelikli gençlik kitaplarına baktığımızda, bu ruhun, bu isyanın, bir an önce büyümek isterken yaşlarının gereği olan heyecanlarını da kıskançlıkla korumaya çalışan genç bireylerdeki ruhsal karmaşaların anlatıldığını görürüz çoğu zaman. Her şeyi bildiğini sanan yetişkinlerin bakış açısıyla, öğüt veren tonda kaleme alınmış, gençleri –sözde– korumaya yönelik, onları bekleyen tehlikelerden nasıl sakınacaklarını anlatan kitaplar ise gençler tarafından ilgi görmeyeceği gibi, bu türün gelişimini engelleyecek, güdük kalmasına neden olacaktır.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR