Gerçeğin Başka Bir Yüzü
26 Eylül 2018 Kitap

Gerçeğin Başka Bir Yüzü


Twitter'da Paylaş
0

Edebiyat sayesinde okur da gerçeğin katı, buz gibi yüzeyine dokunur...

Büyük yazarların ortak özelliğidir, yaşama, yaşamın katı gerçeğine ayna tutmak. İster on yedisinde olsun ister yetmiş yedisinde, bu huylarını yazıya geçirmekten asla vazgeçmezler: Ölüm ve ölüm karşısında duyulan dehşet… İster birbirinden çok farklı eserler üretmiş olsunlar, ister aynı kuyuyu daha derine kazmaya çabalasınlar, sonuç değişmez, hep aynıdır ya da benzer: Gerçeğin katı, buz gibi yüzü.

Victor Hugo’nun gençlik yıllarında kaleme aldığı Bir İdam Mahkûmunun Son Günü kitabında öyle bölümler var ki gerçeğin küçük ama acımasız yanı insanın yüzüne bir şamar gibi defalarca iner. Mahkûm idamı gerçekleşecek güne kadar kalacağı asıl hapishaneye götürülür. Birinci ağızdan aktarılır: “Uzaktan oturaklı bir yapıya benziyor. Yamaçta, ufka doğru uzanıyor; uzaktan bakıldığında eski görkeminden iz yok değil; padişah kâşanelerini andırıyor. Yaklaşırsanız ama, göreceğiniz şey, bir virane! Beşik çatının üçgen biçimindeki dama kadar uzanan duvarlı yüzü çürümüş; kim bilir, bu krallara layık, bu görkemli cepheyi hangi utanç verici ve kısırlaştırıcı etkenler çirkinleştirdi: duvarlar sanki cüzzamlı. Pencerelerde cam mam yok; sadece kalın demir parmaklıklar; ara sıra bir kürek mahkûmunun veya delinin solgun yüzü demirlere yapışmış görünüyor.”

Ve şamarı indiriyor: “Yaşam yakından böyle görünüyor işte.”

İdama mahkûm biri demek ki eline kâğıt kalem alıp bunları yazabiliyor. Ama bu notların kendisine bir yararı dokunmayacağını, en azından yakın zamanda gerçekleşecek idamını engellemeyeceğini kesinkes biliyor: “Bu horlanmış bomboş beyinde yazılmaya değer ne olabilir ki?”

Peki kimin için? “Bu can çekişen düşünce tutanağından, acıların gittikçe gelişip ilerleme kaydetmesinden, bir tür mahkûm zihni otopsisinden, insanları darağacına gönderenlerin alacağı ibret yok mu?” Bu soru burada hep dursun. Nedeni zaman zaman buna ihtiyaç duyulacaktır. Zira ülkeler, iktidarlar yasalar eliyle her zaman cinayet işlemişlerdir.

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü birinci ağızdan anlatılmış birinin iç monoloğu gibi, bunun türünün ilk örneği olduğunu iddia edenler de var, ama asıl mesele bu değil; yazarın gerçeği görme ve gerçeğe dokunma şekli. Halkın çoğunluğunun alkışladığı ve yasaların onayladığı bazı eylemleri yorumlama ve temas etme biçimi. Vicdanı temel kıstas alarak gerektiğinde hepsinin karşısında durma cesaretini gösterebilmesi.   

Dostoyevski kurşuna dizilmek üzere idam mangasının karşısındayken bu eseri anımsadığı söylenir. Dostoyevski daha sonra Budala romanında idama götürülmek üzere olan kişileri uzun uzun anlatır. Prens Mişkin’ın çocukluktan kalma en çok hafızasında yer edinen anlardır da aynı zamanda bu travma yüklü an. Çocuk Mişkin kalabalığın tıklım tıklım doldurduğu, biraz sonra idam edilecek olan kişiyle çok kısa bir süre göz göze gelir. “Bilmeseydim de onun bu bakışından biraz sonra idam edileceğini anlardım” der. Budala romanında çoğu okurun kendine göre bir şeyler aldığı, hiçbir zaman unutamayacağı bölümler vardır. Edebiyat sayesinde okur da gerçeğin katı, buz gibi yüzeyine dokunur: Parmak uçları acıyla kıvranır.  

Dostoyevski daha sonra Hugo’nun eseri için şöyle yazacaktı: “Alabildiğine gerçek olmasına karşın düş ürünü diye adlandırdım onu.” Dostoyevski haksız sayılmaz aslında, genç Hugo’nun bu eseri anlatma biçimi şeklinden kurgu ile gerçek arasında bocalayıp durduğu fark ediliyor. Yine de günümüz okuru elinde büyük bir yazarın kaleminden dökülmüş bir eser tuttuğunun bilincindedir. Genç Hugo, bir idam mahkûmunun son gününün otopsisini yazmıyor sadece, insan dediğimiz karmaşanın yaşamın bir kesitinde katı, buz gibi gerçeğinin otopsisini de yapıyor, bu hacim olarak küçük ama kendisi büyük olan kitapla.         

Yine de Hugo’un bu eseri için eklemeden duramaz Dostoyevski: “Ölüm hükmü giymiş bir adamın günlük tutacağını varsayarsak büyük bir gerçek dışılık yaratıyor; ne var ki, böyle bir düşselliğe başvurmasaydı, yapıt da doğmazdı. Yapıtları arasında en gerçekçi, en gerçeğe yakın olanı.”

Genç Hugo Bir İdam Mahkûmunun Son Günü eseriyle ve idam mangasının karşısından kurtulmuş Dostoyevski ise Budala romanıyla gerçeğe bir kez daha dokunurlar, farklı coğrafyalarda ve ayrı zamanlarda. Bizler de onlar sayesinde başka bir zamanda bu gerçeği bir kez daha hissediyoruz: Ölüm ve ölüm karşısında duyulan dehşet! 

Victor Hugo, Bir İdam Mahkûmunun Son Günü, Çev: Ender Gürol, Cem Yayınevi.

Dostoyevski, Budala, Çev: Ergin Altay, İş Kültür.

Dostoyevski, Bir Yazarın Günlüğü, Çev: Kayhan Yükseler, YKY.   


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR