Gogol'ün Palto'sunda Küçük İnsan
19 Aralık 2018 Edebiyat

Gogol'ün Palto'sunda Küçük İnsan


Twitter'da Paylaş
0

Palto hayaliyle kendini güçlü hisseder, hayatı fark eder ve gözleri parlar.

Nikolay Gogol, 1809 yılında Ukrayna’nın Mirgorod bölgesinde doğdu. Önce Paltova Yatılı Okulu’na, ardından da Nezhin Lisesi’ne giden Gogol, bu okulda öğrenci tiyatrosu için oyunlar kaleme aldı, bazılarında oyunculuk yaptı. Gogol’u ülkenin önde gelen genç yazarlarından biri haline getiren Dikanka Yakınlarında Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları iki cilt halinde yayınlandı. 1835’ten itibaren kendini tam zamanlı olarak edebiyata adayan yazar, ünlü tarihi öykü Taras Bulba'nın da yer aldığı Mirgorod başlıklı öykü kitabını yayımladı. Gogol aynı dönemde, aralarında Burun, Neva Bulvarı, Bir Delinin Hatıra Defteri, Palto'nun olduğu pek çok eser kaleme aldı. En önemli yapıtı Ölü Canlar'ın ilk cildini bitirdi, ancak tamamlamak üzere olduğu ikinci cildi yakarak yok etti. Bu olayın üstünden fazla geçmeden kendini odasına kapadı, yemek yemeyi reddetti ve 4 Mart 1852’de öldü.

Gogol, 1842 yılında tamamladığı Palto öyküsü ile öyküde büyük bir çığır açar. Gogol, sıradan bir memur olan Akaki Akakiyeviç’e ‘palto’sunu giydirip St. Petersburg’un soğuk sokaklarına gönderdiğinde, bir anlamda öykü türünün de tümüyle kaderini değiştirmiş oluyordu. Çünkü bu öyküyle sadece kendi ülkesinin yazarları olan Tolstoy, Dostoyevski ve Çehov’u değil, değişik tonlarda ve biçimlerde pek çok ülke öykücüsünü de derinden etkiliyor; herkesi paltosunun içine alarak yol açıcı, öncü bir işlevi yerine getiriyordu. Bu yüzden “Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık” sözü, genel bir doğrunun izahı olarak kabul görüyordu.   

Gogol’un Palto’sunun altında ne vardı? Gogol, orada hangi gizi saklamıştı?

Cevap açıktı: ‘Küçük İnsan’. Bu yüzden modern öykünün kökenlerini/doğuşunu Gogol’la başlatanların ileri sürdükleri en önemli gerekçe, onun küçük/sıradan insanları öykü sanatına ilk kez sokmuş olmasıdır. Gerçekten de küçük insanın, tarihsel süreç içerisinde öyküdeki önemi düşünüldüğünde, Gogol’un kurucu kimliğe layık görülmesi için bu nedenin tek başına yeterli sayılması gerekir. Çünkü o döneme kadar sadece üstün insan, kahraman karakteri anlatılmaya değer görülürken bu kez aciz, silik, sıradan bir insan edebiyatın öncelikli bir figürü oluyordu. Bu öylesine önemliydi ki, ‘küçük insan’ giderek öykü türüyle neredeyse özdeşleşecekti. Bu bağlamda Gogol’u modern öykünün çıkış noktası olarak görmek, öykünün geldiği yer dikkate alındığında daha bir haklılık kazanır.

nikolay gogol

Uzun öykü Palto'nun başkahramanı Akakiy Akakiyeviç nasıl biridir?

İsmini annesi koymuştur, babasının ismini vermiştir ona, çünkü önerilen öteki isimleri hiç beğenmemiştir. Başkahramanımız, havalı biri değildir. Fiziksel kusurları vardır. Yüzü çiçek bozuğudur. Boyu kısadır. Alnının önü açık, saçları kızıldır. Alnıyla yanakları derin kırışıklarla çizgi çizgi, kırmızı tenli bir adamdır. Bütün bu görünüme Petersburg’un iklimi neden olmuştur. Üstüne başına dikkat etmez. Üniformasının rengi yeşilden bulanık bir kırmızıya dönüşmüştür. Yakası dar olduğundan boynu gerilmektedir içinde. Üzerinde çöpler olur genellikle. Sokaklarda ne olup bittiğinin farkında değildir. Dalgındır çünkü aklında hep kopyaladığı evraklar vardır. Sokak ortasında bir atla çarpıştığında ancak nerede olduğunu fark eder. Yemeklerini aceleyle yer. Evde de resmi evrak ve mektup kopyalamaya devam eder. Tam bir işkoliktir. Hayatı işiyle özdeştir. Zor durumlarda kaldığında düşüncelerini asla açık seçik bir anlam taşımayan edatlarla, zarflarla ve eklerle anlatır, cümlelerin sonunu getiremez. 

Rusya’daki devlet dairelerinin birinde çalışır. Dokuzuncu dereceden bir devlet memurudur. Devlet dairesine ne zaman, nasıl, kimin yardımıyla girdiğini kimse hatırlamaz. Kimi yazarlar bu memurları aşağılamaya bayılır, çok alıngandırlar. Birçok amir değiştirir, ancak insanlar onu hep aynı noktada, aynı tavır aynı unvanla, aynı işi yaparken görürler. Sanki dünyaya kelleşen alnı ve üzerindeki resmi üniformayla gelmiş gibidir. Odacılar onun varlığını fark etmez, o gelince ayağa kalkmaz, geçerken başlarını çevirip bakmazlar. Sinek vızıltısı kadar ilgi çekmez. Üstleri ona soğuk ve zorbaca davranırlar. Umursamaz.

Başkahramanımız, kendisine getirilen işlerde işi kimin getirdiğine bakmadan doğrudan işi yapar. İşe yeni giren genç memurlar onunla eğlenir, ince zekâlarıyla şakalar yapmaya çalışırlar. Hayat tarzı ve yaşlı ev sahibesiyle ilgili hikâyeler uydururlar. Başından aşağı kâğıtlar serpip kar yağıyor derler. Akakiy Akakiyeviç, yanıt vermez, yapılanlara aldırış etmez. İşinde asla hata yapmaz, çünkü kendisine yapılanlardan etkilenmez. Dairede çalışan herkese yabancılaşmıştır. Sadece eşek şakalarına dokunaklı bir ses tonuyla karşılık verir: Beni rahat bırakın! Neden işimin başında rahatsız ediyorsunuz sanki beni? Ben de sizin gibi insan değil miyim? Eğitimli de olsa iyi ve yüce kabul edilen insanlar da pekâla kaba ve acımasız olabilirler.

Akakiy Akakiyeviç, işini tutkulu bir aşkla sevmektedir. Resmi belgeleri kopyalamaktan büyük bir zevk alır. Bazı harfleri şekillendirirken aldığı zevk, yüzüne yansır. Ancak üst amirleri tarafından hiç ödüllendirilmez. Hatta bu hareketsiz hayat yüzünden hasta bile olabilir. Bir keresinde ödül olarak rapor hazırlama, evrak başlığı değiştirme, şahıs eklerini değiştirme olarak teklif edilen yeni işi beceremez. Tekdüzelik ve yabancılaşma nedeniyle adeta bir robota dönüşmüştür. Akşamları öteki memurlar dinlenir ve eğlenirken başkahramanımız alışkanlıklarını sürdürür. Sosyal çevrede görülmez, dışarı çıkmaz. Evrak kopyalamayı bitirince memnun ve mutlu bir biçimde yıllık dört yüz rublelik gelirini düşünerek huzurla uykuya dalar.

“Gogol, değişik temalarda pek çok nitelikli öykü yazsa da özellikle dönemin memur dünyasını, düzenin ezdiği küçük insanları, bürokratik işleyişin açmazlarını konu yaptığı öykülerde oldukça başarılı olur. Gerçi Puşkin ‘küçük insan’ tiplemesini daha önce gündeme getirmişti; ancak bu tiplemeyi bütün boyutlarıyla öyküye taşıyan Gogol olmuştur. Öykülerde bu insanlar için hiçbir çıkış yolu yoktur; onların kaderleri, bozuk düzen içinde yok olmaktır. İşte, Gogol’un neredeyse adıyla özdeşleşen öyküsü ‘Palto’da, bürokratik sistemin kimliksizleştirip ezdiği, makinenin önemsiz bir parçası yaptığı memur Akakiy Akakiyeviç’in trajik hayatı anlatılır. Akaki Akakiyeviç; görevini yapma dışında hayatta hiçbir amacı olmayan, kendi içine gömülmüş, hayatın dışına düşmüş, toplum dışı, pasif ve acınası bir kişidir.”

Petersburg’un kuzey soğuğu çok serttir, dokuzuncu dereceden memurlar incecik platolarıyla işe gidene kadar donabilirler. Omuz ve sırtındaki sancılar üzerine başkahramanımız paltosunu inceler. Palto çok incelmiş, astarı iki üç yerden yırtılmıştır. Arkadaşları insafsızca eğlenmekte, cübbe demektedirler ona. Yakası iyice küçülmüş, acemice yapılmış tadilatlar çirkin göstermiştir paltoyu. Terzi Petroviç’e gitmeye karar verir. Terzi Petroviç; serflikten özgür kalınca kendini içkiye verir, içtiğinde keyiflidir. Bu durumda müşterilerin düşük fiyat tekliflerini kabul eder. Maddiyat düşkünü karısı güzel değildir. Karanlık bir binanın çatı katında yaşamaktadırlar. Gözleri iyi görmez. Başkahramanımız kekeleyerek paltosunun kötü halini anlatır. Terzi Petroviç, paltonun hiçbir şekilde onarılamayacağını, tek çözümün yeni bir palto olduğunu belirtir. Yüz elli ruble Akakiy’e çok yüksek gelir, inanamaz, rüyada gibidir evine dönerken. Planlar yapar. Seksen ruble uygundur palto için. Kırk rublesini bir yıl para biriktirdiği kumbarasından alacaktır. Kalanını da günlük masraflarını azaltarak toplayacaktır. Ayrıca ayakkabıları aşınmasın diye bozuk kaldırımlardan mümkün olduğunca kaçınmalı, çamaşırcı kadına daha seyrek uğramalı, kıyafetleri eskimesin diye eve gelir gelmez üstünü değiştirip zamanın esirgediği şu eski entarisiyle oturmalıdır.

nikolay gogol

Palto hayaliyle kendini güçlü hisseder, hayatı fark eder ve gözleri parlar. Ayda bir kez fikir alışverişi için terziye uğrar. Büyük gün için çok heyecanlıdır. Müdürü ona tam altmış rublelik ikramiye verir. Açlığa göğüs gererek seksen rubleyi biriktirir. Terziyle manifaturacıdan sağlam ve iyi görünümlü bir kumaş seçerler. Palto on dört günde dikilir. O muhteşem günün sabahında Terzi Petroviç, duruşu ve kesimi muhteşem paltoyu ciddiyetle Akakiy Akakiyeviç’e giydirir. Haber dairede hızla yayılır, herkes paltoyu görmek için koşturmaktadır. Ziyafet bile isterler. Amirlerinden biri araya girerek hepsini akşam çayına davet eder. Evde paltosuna hayranlıkla bakar, eskisiyle karşılaştırır. Çok neşelidir. O gece belgeleri temize çekmez, yatağa uzanıp dinlenir.

Amirinin evine giderken önce bomboş, sonra da ışıltılı sokaklarda, zarif hanımların, kürklü beylerin, süslü püslü arabaların olduğu caddelerde yürür. Şaşkındadır, vitrinlerdeki resimleri inceler. Gülümser hiçbir şey düşünmeden. Paltoyla birlikte hayatının anlamı değişmiş, birinci sınıf hayatın yaşandığı mekânlara geçiş yapmıştır. Işıklar, yemekler, hep bir ağızdan konuşan insanların arasında çok şaşkındır. Arkadaşları unu görünce bağıra çağıra paltosuna övgüler yağdırırlar. Bu ortama alışık olmadığından ne yapacağını bilemez. Sonunda sıkılır, esner, arkadaşlarının ısrarıyla iki kadeh şampanya içer. Hissettirmeden çıkar, paltosu yere düşmüştür, özenle siler temizler ve dışarı çıkar. Birahaneler erkekli kadınlı hizmetçilerle doludur. Keyifle yürürken yanından geçen oynak bir kadının peşine düşer. Loş sokakta yürürken içi korkuyla dolar. Çıktığı meydanda bomboştur. Sadece uzaklarda bir nöbetçi kulübesinin ışığı yanmaktadır. Korkuyla yürürken etrafını serseriler sarar ve paltosunu çalarlar. Nöbetçi onu komisere yönlendirir. Üstü başı, saçları dağınık, delirmiş bir vaziyette  eve varır. Yaşlı ev sahibesi onu dindar ve dürüst olduğu gerekçesiyle baş komisere yönlendirir. Başkomisere gündüz üç kez uğrar bulamaz, akşam dördüncü kez uğradığında memurları sert bir ses tonuyla tehdit ederek görüşme için kabul edilir. Tuhaf bir tepki alır baş komiserden, sorgulanır: O kadar geç vakitte dışarıda ne işi vardı? Böyle uygunsuz alışkanlıkları mı vardı? Yoksa şu kötü şöhretli evlerden birine mi gitmişti? Polis neredeyse onu suçlu duruma düşürür. Afallayan başkahramanımız evden ayrılır. Ertesi gün durumu öğrenen iş arkadaşlarının bazıları acımasızca kahkahalar atar, para toplamaya çalışanlar olur, ancak samimiyetle üzülen bir arkadaşı emniyet yerine yetkili kişilerle ilişkilerinden dolayı süreci hızlandırabilecek mühim bir şahsiyete gitmesini önerir.

“Son bir umutla gittiği önemli kişi tarafından sert bir şekilde azarlanıp eve döner ve bir daha kalkamaz. Yolda üşütmüş ve ateşi çıkmıştır. Sonunda hastalanarak ölür. Hiç şüphesiz onu öldüren soğuk değil, umutlarının düşlerinin yok olmasıdır. Hayattaki tek varlığı, umudu ve tutamağı olan yeni paltoyu çaldırınca Akakiy Akakiyeviç’in ölmesi şüphesiz semboliktir ve hayatın anlamını kaybetmesini simgeler. Hayatının tek rengi, yaşama coşkusu yol arkadaşını kaybedince hayat anlamını yitirir. Dairedeki arkadaşları ölümü dört gün sonra duyarlar.” İnsanların devlet dairelerine işleri düştüğünde, normal yollarla sorunlarını çözemediklerinde, araya önemli kişileri koyarak sorunlarını çözmeye çalışmaları bilinen bir gerçektir. Peki, Palto öyküsündeki mühim şahsiyet nasıl biridir? Kısa süre önce önemli biri olmuş, ondan önce gayet önemsizmiş. Aslında şimdiki mevkisi de çok önemli sayılmazmış. Ama dışarıdan bakan herhangi biri için önemli görülebiliyor. O, önemini artırmak için çok uğraşır. Astları işe gelmek üzereyken onu giriş merdivenlerinde beklerler. Kimse ona doğrudan ulaşamaz, ulaşabilmeleri için katı kurallar vardır. Önce kurul sekreterine,  ardından yüksek rütbeli yetkiliye, son olarak da mühim kişiye ulaşılır. Disiplin çok önemlidir. Memurlar onu görür görmez kalemlerini bırakıp derhal hazır ola geçip beklerler, ondan çok korkarlar. Astlarıyla hep sert bir tonda konuşur: Bu ne cüret! Siz kiminle konuştuğunuzu zannediyorsunuz? Siz benim kim olduğumun farkında mısınız? Arkadaşlarına yakın davranır ancak unvanı başını döndürmüştür bir kere. Dengi insanlar varken hoş biri olur, alt rütbelilerle bir araya gelince ise asık suratlı ve katı bir suskunluğa bürünür. İlginç sohbetlere katılmak ister, ancak saygınlığı zedeleneceğinden yapamaz. Sonunda dünyanın en sıkıcı adamlarından biri olup çıkmıştır. Başkahramanımızı kapıda bekletir. Sohbet konusu kalmayınca Akakiy’i çağırır. Sert ve kaba bir tonda ne istediğini sorar. O da derdini anlatır. Akakiy’e resmi başvuru için gereken aşamaları anlatır. Akakiy, sekreterlerin işe yaramaz insanlar olduklarını söyler kekeleyerek. Önemli kişi çok kızar, sinirlenir, bağırır çağırır, korkarak ve titreyerek dışarı çıkan Akakiy’in üzerinde yarattığı etkiye görünce çok keyiflenir.   

Petersburg adlı dev şehirde hayat sanki o hiç var olmamış gibi devam eder. Kimsenin korumadığı, arkadaşlık etmediği, yakınlık ve ilgi göstermediği sıradan bir insan daha bu dünyadan ayrılmıştır. Devlet dairesinde onun yerine daha uzun boylu, harfleri o kadar dik değil de daha eğik ve çarpık çurpuk yazan biri gelir. Ancak hikâye bundan sonra fantastik bir hal alır. Şehrin bazı bölgelerinde memur kılıklı bir hayalet dolaşmakta, rütbe ve unvanlarına bakmadan karşısına çıkan memurların sırtlarındaki paltoları çalmaktadır. Son olarak da bir arkadaş ziyaretinden dönen “mühim kişi”nin paltosunu çalar ve sırtına tam olarak oturduğundan bir daha da ortalıkta gözükmez.

KAYNAKÇA

Nikolay Gogol, Palto, Kolektif Kitap, Türkçesi:Elif Ersavcı, 1. Baskı, Kasım 2014, İstanbul.

Necip Tosun, Öyküyü Sanat Yapanlar, Dedalus Kitap, 1. Baskı, Kasım 2017, İstanbul.                       


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR