Gölde Huzurlu İz
11 Şubat 2020 Öykü

Gölde Huzurlu İz


Twitter'da Paylaş
0

İnsanlara ikinci şans verdiğimde kendimi onlarla eşitlenmiş hissederim. Hak edip etmemeleri umurumda değil. Yine yaptım, doğrusu bu. Şoför, “Siz de mi İzmir’den geliyorsunuz? Ne kadar kalacaksınız?” gibi soruları uzatıp otobüsü yavaş kullanmazsa yaklaşık yirmi dakika sonra burada olur. O kadar uzun süre oldu ki görüşmeyeli.

Kapıyı açtığımda sırtım dik olmalı. Yirmili yaşlardaki gibi olacak değilim ama dik duruş her zaman daha iyidir. Valizini alır montunu çıkartmasını isterim, belki o valizini yere bırakıp önce botlarının bağını çözer. Müziğin sesiyle tam o sırada karşılaşsın istiyorum, belini doğrulturken ritme takılmalı yavaşça başını kaldırmalı, kendi farkında olmadan o gülümseme yüzüne yaklaşmalı. Hâlâ gözbebekleriyle mi gülüyor bilmiyorum. Virajlı yol midesini bulandırdıysa müzik fazla gelebilir. Eğer böyle olursa, “Elini yüzünü yıkamak ister misin?” demem uygun olur. Bu sefer her şey kusursuz olsun istiyorum.

Otobüsün durduğu yerden burası yürüyerek tam sekiz dakika sürüyor, şoför ricamı yerine getirir eve bırakırsa daha az. Fırından poğaçaları çıkarıyorum, akşam yemeğine birlikte karar vermeliyiz. Tüm kararları kendi başıma almaktan yoruldum. Peynirli yaptım keşke patatesli yapsaydım, artık çok geç. İyi kabarmışlarından üç tane aldım, ikisini servis tabağına koydum, bir tanesini ikiye böldüm pencerenin önünde ayakta durduğum yerde soğumasını bekliyorum. Ağaçlarla çevrili gölün bir kısmı, ördeklerin tümü gölgede. Paytak yürüyüşleriyle suya girdiler, başlarını sokup çıkarıyorlar, birisi sadece yüzüyor, kendi başına ilerledi. Önce gagasını sonra vücudunu yer değiştiren bulutların da yardımıyla güneşin altına taşıdı. Arkasında bıraktığı iz gölün ortasında açılarak büyüyen halkalara dönüştü.

Kendimden, ayrı olduğumuz zamanlarda olanlardan bahsetmeyi hiç istemiyorum. Onca kötü gün, yaşamla ölüm arasında gidip gelme, nesini anlatayım. Duymuş mudur? Yoksa sırf bu yüzden mi geliyor? Sanmam, böyle olsa bana sorar ya da söylerdi. Müzikten ve doğadan konuşsak yetmez mi? Bu arada saat kaç? Salonda onun oturacağı tekli koltuğun üstünde asılı olan saat otobüs saatleriyle birebir aynı, on altı on beş. Nasıl olur? On altı on yedi oldu, işte on altı on sekiz. Otobüs geleli yaklaşık yirmi dakika olmuş. Peki hâlâ niye gelmedi? Yanlış yerde inmiş olabilir mi? Bir terslik var, gitmeliyim, karşılamalıyım.

Koşarak bahçeye çıktım. Nemli otlar kaygan, dört beş adımdan sonra düştüm. Otların yeşili elbisemi boyamış, toprağın nemi bacağıma geçiyor, bileğimde ağrı var. Kollarımla vücudumu toparlamaya çalışıyorum, şoförün saçsız başı taş duvarın yanından ilerliyor. Kalkmak için uğraşmayı bıraktım, olduğum yere oturdum, üşüyorum. Seslendim.

“Bakar mısınız?”

Göldeki ördekler hep bir ağızdan ötmeye başladı.

“Otobüste yabancı birisi var mıydı? Bakar mısınız?”

Sesleri arttı, beni duyması mümkün değil.  


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR