Görmenin Diyalektiği
28 Şubat 2020 Felsefe Kitap

Görmenin Diyalektiği


Twitter'da Paylaş
0

Korseler, tüylü toz bezleri, kırmızı ve yeşil renkli taraklar, eski fotoğraflar, hatıralık Milo Venüsü resimleri, çoktan tarih olmuş yaka düğmeleri... "Bir gizli bağlılıklar dünyası" olarak, ölmekte olan pasajlarda bir araya gelen, sanayi kültürünün seher vaktinden kalma tarihsel kalıntıları...

1852 yılına ait resimli bir Paris rehberinde, Seine ve çevresini topluca gösteren bir resimde şöyle yazar: "Pasajları hep birer iç bulvar gibi gördük, tıpkı bağlandıkları gerçek bulvarlar gibi. Sınai konforun yeni bir keyfi olan bu pasajlar, blok binalar arasında uzanan, üzeri cam kaplı, mermer duvarlı geçitlerdir. Bina sahiplerinin ortak girişimiyle yapılmıştır. Işığı yukarıdan alan geçidin her iki tarafında da en şık mağazalar dizilidir, dolayısıyla böyle bir pasaj küçük bir şehir, hatta küçük bir dünyadır."

Walter Benjamin en cesur projesine adını veren bu pasajlar hakkında şu yorumda bulunur: "Bu alıntı pasajların temsili bakımından locus classicus'tur (en yetkili metin)". Pasajlar tarihsel malzemelerden -yani, kendi çağının selefleri olan on dokuzuncu yüzyıl binalarının, teknolojilerinin ve metalarının zamanı geçmiş kalıntılarından-"en somut şekilde" oluşturulan bir "materyalist tarih felsefesi" olacaktı. Pasajlar modernliğin "kök-olguları" olarak, tarihin en son konfigürasyonlarının yorumlanması için gerekli malzemeleri sağlayacaklardı.

On dokuzuncu yüzyılın başında inşa edilen Paris pasajları, modern ticari pasajların kökenidir. Kuşkusuz bu en eski, kök-alışveriş merkezleri felsefi ilham için çok sıradan bir alanmış gibi görünebilir. Fakat Benjamin'in meselesi, tam da günlük deneyim ile geleneksel akademik kaygılar arasındaki boşluğu kapamak, Heidegger’in yalnızca yapar gibi göründüğü dindışı dünyanın fenomenolojik yorum bilgisine gerçekten ulaşmaktı. Benjamin'in gayesi materyalizmi tarihsel olguları konuşturacak kadar ciddiye almaktı. Projesi "felsefe tarihiyle bağlantılı olarak kişinin ne kadar 'somut' olabileceğini" sınamaktı. Korseler, tüylü toz bezleri, kırmızı ve yeşil renkli taraklar, eski fotoğraflar, hatıralık Milo Venüsü resimleri, çoktan tarih olmuş yaka düğmeleri... "Bir gizli bağlılıklar dünyası" olarak, ölmekte olan pasajlarda bir araya gelen, sanayi kültürünün seher vaktinden kalma bu tarihsel kalıntılar -işte somut, tarihsel göndergelerin takımyıldızı olarak felsefi fikirler bunlardı. Ayrıca "siyasal dinamit" olarak, kitle kültürünün bu tür zamanı geçmiş ürünleri Benjamin'in kendi kuşağından -şu anda kitle kültürünün daha yakın uyutucu etkilerinin kurbanı olan- tarihsel özneler için Marksist ve devrimci bir siyasal eğitim de sağlayacaktı. Benjamin projenin ilk aşamalarında Gershom Scholem'e şöyle yazar: "Başa- risız olma korkusunu bu denli içimde hissederek yazdığım hiç olmamıştı." "Kimse çıkıp da işleri kendi açımdan kolaylaştırdığımı söyleyemez."

Pasajlar "projesi" (Benjamin'in Pasajlar için en sık kullandığı isim) ilk başta elli sayfalık bir deneme olarak tasarlanmıştı. Fakat projenin "çok daha muammalı, mütecaviz yüzü, gündüzleri en uzak pınarlardan su içmesine izin vermediğimde geceleri rüyalarımda küçük hayvancıklar gibi inleyerek," yazarına rahat yüzü göstermiyordu. Benjamin bunu gün ışığına çıkarmak için -ve "benim için çok ölümcül olabilecek Gerçeküstücülük hareketine gözle görülür bir yakınlıktan ötürü"- hem mekânsal hem de zamansal olarak zeminini genişletmeyi ve temelini derinleştirmeyi sürdürmüştü. Pasajlar en sonunda Eyfel Kulesi'nin katlarından yeraltı mezarlıklarının ve metroların cehennemine kadar tüm Paris'i avcunun içine alır; araştırması şehrin en ince tarihsel ayrıntılarının yüzyılı aşkın bir dönemini kapsar.

Benjamin Pasajlar'a 1927'de başlamıştır. Kesintiler olmakla birlikte üzerinde on üç yıl çalışır. 1940'ta Fransa'dan kaçma girişimi başarısızlıkla sonuçlanıp intihar ettiğinde proje hâlâ tamamlanmamıştır. Elli beş sayfalık bir deneme olarak düşünülen ilk plandan 1982 yılında ilk basıldığında bin sayfayı aşan muazzam bir malzeme ortaya çıkmıştır. Çalışmanın özünü Benjamin'in Berlin'de Staatsbibliothek'te ve Paris'te Bibliothèque Nationale'de bulduğu on dokuzuncu ve yirminci yüzyıl kaynaklarından özenle seçilerek toplanmış tarihsel veriler oluşturmaktadır. Benjamin bu kaynakları kronolojik sırayla otuz altı dosya haline getirmiş, her birine bir ad vermiştir. Benjamin'in yorumlarının arasına serpiştirilmiş bu parçalar 900 sayfayı aşmaktadır. Tematik açıdan çok gevşek bir şekilde düzenlenmiştir. Metindeki gizli anlamları çözebilmek için, Benjamin'in araştırmasını yönlendiren genel anlayışa ilişkin yetersiz ama çok değerli kanıtlar sunan bir dizi nottan ve ayrıca amaçlanan bölümlerin içeriklerini kısaca tarif eden iki Pasajlar "sunum"undan yararlanmak zorundayız.

Benjamin'in ölümünün ardından editör Rolf Tiedemann'ın titiz çalışmasıyla yayımlanan Pasajlar, şaşırtıcı derecede zengin ve kışkırtıcı taslaklar, araştırma notları ve parça parça yorumlardan oluşan bir derlemedir. Bu önemli entelektüel simanın en önemli girişiminin pasajlar projesi olduğu buradan açıkça görülür. Ne var ki Pasajlar'ın kendisi bir varlığa sahip değildir -çalışmanın tamamının bir taslağı olmadığı gibi, bir ilk sayfası da yoktur. Elinizdeki çalışmanın konusu işte bu namevcut metinlerdir.

Entelektüel biyografiler Benjamin'in düşüncesini genel olarak diyalektik denen üç gelişimsel aşamaya ayırmışlardır: 1924'e kadarki ilki (Gershom Scholem'le arkadaşlığının en güçlü olduğu) metafizik ve teolojik aşama; ikincisi (Berlin'de Weimar Cumhuriyeti'nin son yıllarında Bertolt Brecht'in etkisi altına girdiği) Marksist ve materyalist aşama; üçüncüsü de (Paris'te sürgündeyken Frankfurt Okulu’na girdiği ve düşünsel anlamda Theodor Adorno'ya yakın olduğu) bu birbirine karşıt ilk iki dönemi özgün bir sentez haline getirmeye çalıştığı aşama. Pasajlar'ın, ölümünden sonra yayımlanışının bir sentez olacağı ve daha önce yayımlanmış eserlerindeki teolojik çizgilerle materyalist çizgiler arasındaki sürekli muğlaklıkları çözeceği öngörülmüştü. Pasajlar gerçekten de Benjamin'in tüm entelektüel kişiliğini tek bir potada eritmiştir ve bizi önceki yazıları da dahil olmak üzere tüm başyapıtını yeniden düşünmeye sevk eder. Dahası parlak ama parça parça aforizmaların yazarı olmadığını da ispatlar. Pasajlar projesi çok daha özgün bir felsefi yöntem geliştirir; bunu, en iyi şekilde, "görmenin diyalektiği" diye nitelendirebiliriz.

Benjamin hakkındaki ikincil literatürde çoğunlukla yazarın üzerinde kimlerin (Scholem, Brecht ya da Adorno, ya da Bloch, Kracauer ve hatta Heidegger) belirleyici etkide bulunmuş olduğu incelenmiştir. Buradaysa bir düşünürün teorilerini diğer teorilerle ilişkisi içinde tanımlayan akademik yorumbilgisel uzlaşımdan kasten uzak durulmuştur, çünkü bu tür bir yöntem, tüm entelektüel projenin kendi kendine göndermeli ve idealist kalması, tam da Benjamin'in eserinin kaçmaya çalıştığı akademinin köhne koridorlarına hapsedilmesi anlamına gelecektir. Bu yöntem ise kendi "görme diyalektiği"ne daha uygun, alternatif bir yorumbilgisel strateji deniyor -kavramsal imgeleri somut olarak, metnin dışındaki dünyaya göndermede bulunarak vurgulayan imgelerin yorumlayıcı gücüne yaslanıyor.

Entelektüel olguları bir şeyin başka bir şeye -Benjamin'in benzetmesiyle "tespih taneleri gibi"-bağlandığı mantıksal ya da kronolojik gelişim içinde kavrayan bir zihin için Benjamin'in çalışması pek tatmin edici değildir. Bu çalışma daha ziyade çocukluk dönemine kadar uzanan bilişsel deneyimlerin tetiklediği felsefi sezgilere dayalıdır. Bunlar yalnızca fotoğraf negatifinin "geliştirilmesi" (banyo edilmesi) anlamında "gelişir": Zaman hem tanımı hem de karşıtlığı derinleştirir, ama imgenin damgası baştan beri oradadır. Yazısının üslup ve ifade tarzı bakımından geçirdiği başkalaşımlara karşın, Benjamin inatla kendi felsefi sezgilerine tutunmuştu, çünkü bunların doğru olduğuna inanmıştı – hepsi bu kadar basit.

O halde nereden başlamalı?

Kaynak: Susan Buck-Morrs, Görmenin Diyalektiği, Ferit Burak Aydar, 2007, Metis


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR