Gotik Edebiyat Hakkında
9 Mart 2019 Edebiyat

Gotik Edebiyat Hakkında


Twitter'da Paylaş
0

Yüzyıllar öncesine uzanan bir geçmişe sahip olmakla birlikte, gotik, çağımızda da etkinliğini yoğun biçimde sürdüren ve genç kalan dinamik bir akımdır.

"Kendi içime dalıyorum ve içimde bir dünya buluyorum." Goethe

Yıllar önce yazdığım bir denemeye şöyle başlamıştım: “İnsanlığın bilinçaltında binlerce yıldır varlığını sürdüren karanlık, derin mağaralar yer alır. Bu karanlıklardaki birçok gece yaratığı, bütün gizem ve yırtıcılığıyla, bütün ürperticilik ve dehşetiyle en dipteki korkularımızın kaynağını oluşturur. Jung’un ‘kolektif bilinçaltı’ olarak nitelendirdiği bu sınır tanımaz karanlık evrende, yarasalar, vampirler, cinler, hayaletler, kötü ruhlar… ay ışığının o gümüşsü gizeminde, lacivert gecenin içinde sonsuza dek var olmayı sürdürürler. Rüyalarımıza girer, delik deşik zamanlardan süzülüp korkularımızı beslemeye devam ederler. Kendi ruhumuzun ürettiği korkulardır bunlar. Asıl bilinmeyense; gecedir. Gece, açıklanamadığı ve anlamlandırılamadığı için, insan açısından korkunç, ürpertici ve gizemlidir.”  Gece, ölümün o ürpertici bilinmezliğini temsil eder. Bu arketipsel korkular, insanlığın ortak bilinçaltının en derin bölgelerine kazınmış ve kodlanmış olduğu için çağımıza kadar süregelmiştir. Karanlık ve ölüm korkusu, insanlığın en eski korkuları arasında yer alır; bu temel korkuların zaman ve mekân boyutu yoktur.

Pek çok ruhbilimciye göre rüyaların, hayallerin ve yaratıcılığın ana kaynağı bilinçaltıdır. Sanatçı, buradaki gölgelerden, gecelerden sızan korkulu düşleri gün yüzüne çıkarır ve onları dönüştürerek sanatın özgün ve sınırsız evrenini oluşturur. Yaratmak, sanatçının kendi içsel karanlığı ve gizemiyle yüzleşmesi; kendi özünü fark etmesidir.

Sir Horace Walpole’un 1764 tarihli Otranto Şatosu adlı romanından itibaren klasisizmin akıl ve mantık egemenliğine son vererek insan zihnini ve hayallerini gerçeğin zincirlerinden kurtarmak üzere yola çıkan, zamanla “romans” özelliğinden sıyrılan ve 20. yüzyılda Freud’cu bir perspektif kazanan gotik edebiyat,  insana özgü bütün karanlık ve derin noktalara; bilinçaltının diplerindeki düşsel ve korkunç gece imgelerine odaklanan özgün ve özgür bir akımdır.

gotik edebiyat

Zaman akışı içinde; korku, polisiye, bilimkurgu ve yeraltı edebiyatının da altyapısını oluşturan gotik edebiyat metinlerinde, olayın geçtiği mekânlar ve bu mekânlar içinde oluşan atmosfer, metin içi korku duygusunu üretir: Issız dağ başlarındaki şatolar, geceleyin ay ışığında eriyen gölgeler, belirip kaybolan hayaletler, karanlık ve kasvetli mağaralar, yeraltı labirentleri,  ürperten dehlizler, mahzenler, mezarlıklar, iskeletler,  sapa yollar, karanlık ormanlar, fırtınalı geceler, lanetli evler, eski ahşap yapılar, içinde bin bir gizem saklayan kilitli odalar, tozlu tavan araları, aile sırları, kötülük, şiddet, cinsellik, ensest, ikizlik (çift ruhluluk) gibi unsurlar gotik edebiyat eserlerinin başlıca ortak kalıplarını oluşturur. Gotik romanlardaki kahramanlar, kötü yaratıkları etkisiz kılmak için haç gibi bazı dini simgeleri kullanırlar. Bu romanlarda duvardaki portreler canlanıp dile gelir; portredeki kişi, roman kahramanına çok uzun yıllar saklanan bazı aile sırlarını fısıldar.

Yüzyıllar boyunca gotikte her türlü aşırılık, dehşet ve yıkım dillendirilirken aynı zamanda düşlerin kapıları sonuna kadar açılmış, tekinsizlik ve korku duygusu çoğaltılmış, insanın kendi içinde yaratıp yaşattığı “büyü”nün etkisiyle, şeytanlar, iblisler, hortlaklar, cadılar, canavarlar birer birer ortaya dökülmüştür.  Bu bağlamda, Goya’nın  “Akıl tarafından terk edilmiş hayal gücü, olanaksız canavarlar yaratır, ama o aynı zamanda sanatların anasıdır ve mucizeler de yaratır.” sözünü anmamız uygun olur.

Sanatta korku, heyecan, merak gibi duyguların izleyicileri (okuyucuları) ruhen arındırdığı yönündeki görüş ilk kez Aristoteles’in Poetika’sında yer alır: “Tragedyanın görevi uyandırdığı acıma ve korku gibi duygularla ruhu tutkulardan temizlemektir. (katharsis)” der Aristoteles. Günümüzde de iyi yazılmış bir gotik romandan estetik tat alırız, “sanal olarak” korkarken heyecan, gizem, merak duyguları sarar ruhumuzu;  aynı zamanda korkuyu yaratan kötülükler üzerinde de düşünürüz. Gotik romandaki anti kahramanın bakış açısından, hayata ve olaylara farklı bir gözle bakarak, onunla özdeşim kurarak kendi karanlık yönlerimizle yüzleşme olanağı buluruz. Gotik roman, insanda ayna etkisi yaratır;  içindeki kötücül karanlıkla, kendi gölgesiyle yüzleşmek, insanın kendi olumlu yönlerini daha net olarak görmesini sağlar. Böylece insan, ruhsal arınmaya giden bir iç yolculuğa çıkar; bir anlamda “persona”, “gölge”si sayesinde kendini açığa, aydınlığa çıkartmış olur. Bu olgusal durum, insanın varoluşsal hakikati keşfetmesi ya da sezmesidir bir bakıma.

Giovanni Scognamillo, Dehşetin Kapıları adlı çalışmasında, gotik akımın işlediği hatta abarttığı duygunun, insanın bilinmeyene, doğaüstüne gösterdiği ilgi ve bundan aldığı haz olduğunu ifade eder. “Okurda korku, endişe, gerilim ve dehşetin,  gizem ve işaretlerin uyandırılabilmesi için” metin içi atmosferin taşıdığı önemi vurgular. Gotiğin esasını oluşturan bu atmosferi; “öykünün yapısı, biçimi etrafında kurulan ortamın havasıdır.” şeklinde tanımlayan Scognamillo sözlerine şöyle devam eder: “Ve bu hava, kullanılan sözcükler, benzetmeler, ayrıntılar ve -evet- boşluklar ve belirsizliklerle kuruluyor, yaşatılıyor.” Scognamillo,  “gotik, salt marazi ya da dehşet verici bir kaçış edebiyatı değildir, kişisel ve giderek sınıfsal sancıları fantastik imgelerle, metafizik yaklaşım ve savlarla ortaya koyan bir başka büyülü ayna’dır.” sözleriyle, gotiğin gerçeklerden kaçış olmadığını, gerçeğin farklı bir bakışla algılanmasını sağlayan bir edebiyat tarzı olduğunu belirtir.

Gotik, birçok sanatçı ve araştırmacı tarafından; değişmez, eleştirilmez ve mutlak olan her şeyi, her türlü iktidarı ve kanonu yıkma, yerle bir etme girişiminde bulunan, taşları yerinden oynatan bir etkinlik ve sanat akımı olarak yorumlanmıştır. Bu konuda, BirGün Kitap’ın Gotik Edebiyat dosyasındaki bilgiler dikkat çekiyor: “Goth kelimesi aslında barbarlık ile eşdeğer bir kullanıma sahiptir; yerleşik olan Roma kültürünü gelip talan eden ve Roma’nın yıkımının başlangıcı olan kavmin adıdır. Roma’nın kendini sonsuzluğa yerleştirdiği yerde, demonik bir şekilde gelip o sonsuzluğu paramparça etmiştir.” Gotik (Gothic) sözcüğünün kökenindeki Goth’un, bir kavim olarak tarih sahnesindeki rolü, gotik sanat ve edebiyata esin kaynağı olmuştur. Öncelikle yerleşik aklın egemenliği olmak üzere her türlü egemenlik ve iktidara karşı çıkarak var olmuştur gotik sanat ve edebiyat.

gotik edebiyat

Edebiyatta korku, gizem, yıkım ve dehşet duygularını insana derinden hissettiren o tekinsiz atmosferi en yazınsal biçimlerde oluşturan öncüler arasında, Horace Walpole,  H.P. Lovecraft, William Beckford, Merry Shelley, Bram Stoker, Edgar Allan Poe gibi yazarlar başta geliyor.

Edmund Burke, hazla karışık acı duygusunun insan zihninin hissedebileceği en güçlü duygu olduğunu belirtir. İnsan kaslarının formunu koruyabilmesi için egzersize gereksinimi olması gibi, hayal gücünün de böyle karmaşık imge ve fikirlerle sarsılmasının gerektiği tezini ileri sürer. Buna göre, aklın ağır zincirlerinden kurtulan hayal gücü, gotik metinlerde yazınsal yaratıcılığın doruklarına ulaşmaktadır. Okur, bu tarz metinlerde bırakılan ipuçlarına tutunarak merak ve heyecan dolu bir serüvene katılmakta,  metnin içindeki dünyayla bütünleşmektedir.  Modern çağda yazılan gotik etkili romanların çoğunda yer alan metin içi boşlukları, okur, kendi hayal gücüyle tamamlayarak metne dâhil olmakta, bir bakıma kendi zihninin yarattıklarından da -sanal anlamda- korkmaktadır.  

Gotik tarz, önce mimariden başlayarak uzun bir zaman süreci içinde resim, heykel, edebiyat, tiyatro, sinema gibi yaratıcı sanat dallarında ve rock müzik, çizgi roman, grafiti, TV dizisi gibi popüler kültür alanlarında sarsıcı ve kalıcı etkiler yaratmıştır.

Yüzyıllar öncesine uzanan bir geçmişe sahip olmakla birlikte, gotik, çağımızda da etkinliğini yoğun biçimde sürdüren ve genç kalan dinamik bir akımdır. Gotik, bilinmeyenden ve belirsiz olandan beslenir. Belirsizlik ve güvensizliklerle dolu kaygan bir zeminde, hızla akan zamanın içinde, hiçbir sabit nokta ve eksenin kalmadığı modern ötesi bir dünyada yaşıyoruz. Boşlukta asılı hayatlarımız gotik bir metnin içinde olduğu gibi korku, endişe, dehşet duygularıyla kuşatılmış durumdadır. Her an değişip dönüşebilen, gölgeli, dumanlı, gizemli ve tekinsiz bir gerçekliğin ruhumuzu derinden ürperten korkusudur bu…  Oğuz Atay’ın tespitiyle dile getirirsek; modern dünya, korkuların yaşandığı bir dünya olmaktan çok, korkunun üretildiği ve en geniş anlamıyla “korkunun beklendiği” bir dünyadır.

Kaynakça:

Giovanni Scognamillo, Dehşetin Kapıları, Mitos Yayınları, 1995.

Gotik Edebiyat, Birgün Kitap, sayı 162, Temmuz 2015.

Jean -Luc Steinmetz, Fantastik Edebiyat, Türkçesi Hasan Fehmi Nemli, Dost Kitabevi Yayınları, Nisan 2006.

Kaya Özkaracalar, Gotik, L&M Yayınları, Ekim 2005.

Richard Davenport-Hines, Gotik, Aşırılık, Şiddet, Kötülük ve Yıkımın Dört Yüz Yılı, Türkçesi: Hakan Gür, Dost Kitabevi Yayınları, Aralık 2005.

Serdar Soydan, “Suat Derviş… Bir Türk Gotiği!“ Kara Kitap, sunuş yazısı, İthaki Yayınları, Ocak 2014.

Todorov, Fantastik, Metis Yayınları, 2004.

Türk Edebiyatında Korku,  Gösteri sanat edebiyat dergisi, Kış (Aralık-Ocak-Şubat) 2007-2008, sayı: 292.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR