Gözlerinde Kurulmuştu Sarmaşık
17 Aralık 2018 Öykü

Gözlerinde Kurulmuştu Sarmaşık


Twitter'da Paylaş
0

İki avucunu birbirine sürtüp iyice ısıttı. Göz kapaklarının üstüne yavaşça koydu. Ağırlaşan gözleri uykusunu geri getiremiyordu. Yorgunluk yorganı olmuştu, yastığı yoktu... kirpik dipleri kaşınıyor, gözlerini ovuşturuyor, yine de uyayamıyordu. Saat sabahın beşi. Yatağında beş saattir dönüp durmuştu. Aklındaki düşünceler bir türlü paydos vermiyordu. Yaklaşık bir aydır uyku sprunu vardı, çözümünü bulamıyordu. Çözümü erken uyumak veya aldığı kafein miktronı azaltmak değildi, başka bir şeydi bu. İçini karıncalayan bir duyguydu bu, beyninin rüya kanallarına girmesine engel olan...

Adlandıramıyor, anlamlandıramıyordu. Bu değişik duyguların bedenini sarmaşık gibi sarmasını hissettiği anda yataktan doğruldu. Biraz geç olmuştu, ilk dersine de gidememişti ama kim takardı? Yarın giderdi kesin. Hayatın bir sebep ve sonuçtan ibaret olmağını anlamalıydı. Komodinin üstündeki aynadan kendini gördü. Yüzündeki somurtuk ifadeyi yapma bir gülücükle boyadı. Burnuna yan yatakta yatan arkadaşın içtiği sigara kokusu geldi. “Günaydın,” dedi, dönerken sırtını ona. Bir cevap vermesini beklemedi. Uzun zaman önce bırakmıştı o alışkanlığı... Üstündeki pijamalarla yurdun katlarında bir tur attı. Koşmak istedi, hızlanmak ama hiç durmamak, zamanın bir yerinde asılı kalmak değildi isteği. Ötesine geçmekti, kesik kesik anılardan oluşuyordu yaşamı sanki. Donan telefonuydu, üzerinde çalışmak istemeyen parmaklarıydı. Aramadı kimseyi.

Odasına döndü, kazağını paltosunu geçirdi üstüne. “Bugün nereye,” dedi arkadaşı. “Ayaklarımın beni götürdüğü yere,” dedi gülümseyerek. “Akşam gelecek misin? Yalnız kalmayayım.” Belki,” diyebildi. Rotası yoktu. Eşikten adımını attı, kemanın telleri gibi gerilmişti kasları. Bir çay aldı kendine. Yokuştan inerken çayın dökülmesine aldırış etmedi. Yürürken bir eliyle yol kenarındaki ağaç yapraklarının üzerini okşadı. Yaprakların verdiği hışırtıdan, dikenlerin battığı ellerinden hoşnuttu. Sarmaşıklı siyah beyaz bir binanın önünden geçerken fark etti boş bankı. Kimsenin sahiplenmediği o bankı “o” sahiplenmişti. Oturdu üstüne. Üstündeki sorumlulukları, ödevleri ve işleri düşündü. Çantasını bir kenara koydu. Vicdan yapıp içine üç beş kitap koymuştu. Açmayacaktı kapaklarını. Dem sesinin geldiği yöne doğru çevirdi kafasını. Nereden geldiğini merak etmemişti. Soğuyan çayından son bir yudum daha aldı. Kendi kendini cezalandıran da, ödüllendiren de oydu. Özgürdü...


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR