Gramsci Felsefesinin Temel Kavramları • 1
19 Ocak 2019 Felsefe

Gramsci Felsefesinin Temel Kavramları • 1


Twitter'da Paylaş
0

Yapı, Üstyapı, Sivil Toplum, Politik Toplum

20. yüzyılın en önemli felsefecilerinden biri olarak kabul edilen Antonio Gramsci’nin bazı temel kavramları bu makalenin konusunu oluşturmaktadır. Gramsci, sadece kendi yüzyılını etkilemekle kalmamış, 21. yüzyılda da hâlâ güncelliğini korumaktadır. Bu makalenin temel hedefi de onun insanlığın düşünce hayatına sağladığı katkıyı okura sunmaktır. Burada yapmaya çalışacağım şey düşünürün yapı, üstyapı, sivil ve politik toplum, ideoloji ve hegemonya kavramlarını çeşitli metinlerden hareketle açıklığa kavuşturmak olacaktır. Zira bu kavramlar filozofun felsefesini anlamak için olmazsa olmazdır. Bu kadar fazla kavram için, bir makalenin yeterli olamayacağının bilincindeyim ama bu çok önemli felsefecinin temel kavramlarının genel bir anlam çerçevesini ve birbirleriyle olan ilişkilerinin şemasını çizip okura sunmaya ve Gramsci’nin bir parça da olsa anlaşılmasına katkı sunmaya çalışacağım.

Yapı ve Üstyapı

Gramsci’nin felsefesinde önemli bir yere sahip olan ve Marxist felsefenin de en temel kavramlarından biri olan yapı kavramıyla işe başlamak elzem görünmektedir. Çünkü bu kavram Marxist felsefenin en talihsiz kavramlarından biridir dersek abartmış olmayız. Öyle ki Engels, bir mektubunda bu kavramın kendisi ve Marx tarafından kullanılışının çok fazla abartıldığını ve yanlış anlaşıldığını dile getirir.*  Gramsci, Engels’in bu mektubundan haberdar mıydı, bilemiyorum ama onun yapıyı kavrayışı tam da Engels’in anlattığı şekildedir.  Bu kısa girişten sonra, şimdi Gramsci’nin yapıdan ne anladığına geçelim.           

antonio graksci

Gramsci Hapishane Defterleri’nde yapıyı şu şekilde tanımlar: “Elbette yapı spekülatif olarak değil, fakat tarihsel olarak, insanların içinde yaşadıkları ve hareket ettikleri toplumsal ilişkilerin bütünü, nesnel koşulların bütünü olarak anlaşılmalıdır”(Gramsci,1986:102).  Bu tanımda dikkatimizi çeken en önemli nokta yapının  ‘spekülatif’ olmaması ve ‘nesnel koşullar’ olarak anlaşılması gerektiğidir. İnsanlar, spekülatif olmayan bu nesnel koşulların bir ürünüdür. Başka bir deyişle içine doğduğumuz üretim şekillerinin bir yansıması olan toplumsal ilişkilerimizin zeminidir yapı. Buna ‘ekonomik temel’ diyebiliriz, ama ekonomik temel derken de insanın kendisiyle, başka insanlarla, yani toplumla ve genel olarak doğayla, yani dış dünyayla ilişki içinde olduğu ekonomik faaliyetlerin tümünü kastediyoruz.  Peki, bu zemin insanı kaçınılmaz olarak kendi esiri haline mi getirir, insanın toplumsal ilişkilerini belirleyen bir olgu olarak onun bütün hayatının kaçınılmaz bir zorunluluk içinde geçmesine mi neden olur?

“İnsanı ezen, kendinde öğüten ve edilgin (pasif) duruma getiren ve bir dış kuvvet olan yapı”dan bahseder Gramsci (Gramsci,1986:67). Çünkü insanın ekonomik faaliyeti bir bakıma zorunluluktan ibarettir. Bu faaliyette bulunurken insan, hem kendi etkinliğinde hem de öteki insanlarla olan ilişkisinde çoğunlukla özgür değildir. Öyle ki insan içinde bulunduğu nesnel koşulların ve toplumsal ilişkilerin sadece basit bir nesnesi durumuna gelir. Peki, yapının, yani bir bakıma ekonomik temelin, bu zorunlu, ezici ve insanı basit bir nesne haline getirişinden kurtulmak mümkün müdür?

Kuşkusuz, bu soru bizi Gramsci düşüncesinde önemli olan bir başka kavrama götürür: üstyapı. Gramsci, Hapishane Defterleri’nde, “Tarihsel maddecilik, üstyapılar teorisiyle geleneksel felsefenin spekülatif bir şekilde ifade ettiğini, gerçekçi ve tarih anlayışını yansıtan bir dille ortaya koymaktadır” (Gramsci,1986:163) diyerek üstyapı kavramının hem önemini hem de spekülatif felsefeden farklı bir şekilde ele alınışını belirtir. Bir bakıma üstyapılar teorisi havada öylece sallanıp duran ve bir türlü ayakları yere basmayan spekülatif felsefenin tarih ve insan anlayışını tekrar bu dünyaya indirmiştir. Bunu da yapıyla üstyapı arasındaki bağı açıklığa kavuşturarak başarmıştır.** Öyleyse, üstyapılar teorisi basit ve sığ bir ifadeyle, yapının bir yansıması mıdır? “Gramsci’ye göre altyapı ve üst yapı birbirinden ayrı düşünülemez. Bunlar bir bütünün iki parçasıdır.” (Yaralı Akkaya, 2014:35-46) Bu konuda Gramsci, çok dikkatlidir:

“Öncül (ekonomik yapı) ile sonuç (siyasal örgütlenme) arasındaki ilişkiler hiçbir zaman basit ve doğrudan değildir. Bir halkın tarihi yalnızca ekonomik olgularla belgelenemez. Bu çalışma, nedenleri çözebilmek için karmaşık ve karışık bir çalışmadır ve bunu yapabilmek için de tüm tinsel ve somut eylemlerin derin ve geniş ve de yaygın bir incelemesi gereklidir.” (Bobbio ve Texier, 1982:24)

Yapı, üstyapının oluşmasında son derece önemli bir role sahiptir ama bu ilişkiler Gramsci açısından ‘basit ve doğrudan’ değildir. Kuşkusuz karşılıklı bir etkileşim söz konusudur. Mekanik ve basit bir şekilde her üstyapısal ilişkiyi yapıya indirgemek son derece sığ bir yaklaşımdır Gramsci açısından. Bu aynı zamanda bütün üstyapısal ilişkileri yapıya indirgeyen görüşlere yöneltilen bir eleştiridir.

antonio gramsci

Bu eleştiri Hapishane Deferleri’nde şu cümlelerle ifadesini bulur:

 “Politika ve ideoloji alanındaki bütün dalgalanmaları yapının (structure) ifadesi olarak tanıtan ve sergileyen görüşler ( ki tarihsel maddeciliğin temel postülası olarak ileri sürülür) ilkel bir çocuksuluk olduğu için mücadele etmeli ve bu mücadeleyi somut tarih ve politika yapıtlarının yazarı olan Marx’ın güvenilir tanıklığına dayanarak yürütmelidir.” (Gramsci,1986:114)

Tarihsel maddeciliğin temel postülası olarak ileri sürülen, üstyapısal ilişkilerin yapının basit ve direkt yansısı olduğu iddiası böylece Gramsci tarafından da bir sorun olarak görülüp ve onunla mücadele edilmesi gerektiği vurgulanıyor. Sinan Özbek’in de İdeoloji Kuramları adlı çalışmasında belirttiği gibi, “Gramsci, altyapı ile üst yapı arasındaki zorunlu ilişkiyi ‘gerçek bir diyalektik süreç’ olarak yorumlar.” (Özbek,2003:102)

Yapılar ve üstyapılar bir ‘tarihsel blok’ oluşturur; yani üstyapıların karmaşık, çelişik, uyuşmaz bütünü, toplumsal üretim ilişkilerinin bütününü yansıtır. Bundan da şu sonucu çıkartırız: “Yalnız bütünleyici bir ideoloji sitemi, yapıdaki çelişmeyi akılcı bir biçimde yansıtır ve praxisin yıkılması bir araya gelmiş olan nesnel koşulların varlığını gösterir.” (Gramsci,1986:67)

Kuşkusuz üstyapısal ilişkilerin bütünü altyapının bir yansıması şeklinde tezahür edebilir ama bu ilişkilerden, üstyapının formlarından hareketle yapının karmaşık, çelişik, nesnel ve zorunlu olan halleri anlaşılıp, çözüme kavuşturulabilir. Bu durum tam olarak yapı ve üstyapı arasındaki bağın bir göstergesi olarak okunabilir. Gramsci, yapının o nesnel, zorunlu ve bunaltıcı haline karşılık üstyapının daha öznel ve özgür olduğunu söyler ve yapı ile üstyapı arasındaki ilişkiyi katarsis kavramıyla şöyle ifade eder Hapishane Defterleri’nde: 

“‘Katarsis’ terimi tamamiyle ekonomik ya da bencil, tutkulu safhasından ahlaksal-siyasal safhaya geçişi, yani insanların bilincinde, yüksek düzeyde bir işlemle, yapının üstyapı haline gelişini anlatmak üzere kullanılır. Bu, aynı zamanda ‘nesnelden öznele’ ya da ‘zorunluluktan özgürlüğe’ geçişi anlatır. Böylece insanı ezen, kendinde öğüten ve edilgin (pasif) duruma getiren ve bir dış kuvvet olan yapı, bir özgürlük amacına, yeni bir ahlak-siyaset şekline dönüşür, yeni girişimlerin doğurucusu olur; arınma (katarsis) süreci, diyalektik gelişmenin çıkardığı sentezler zincirine denk düşer.” (Gramsci,1986:67)

Açık ve net bir şekilde görülüyor ki Gramsci felsefesinde yapı ve üstyapı arasında karşılıklı diyalektik bir ilişki söz konusudur ve bu diyalektik ilişkide yapı, ‘zorunlu ve nesnel olana’ karşılık gelirken, üstyapı ise ‘özgür ve öznel’ olana karşılık gelmektedir. İnsan, üstyapı aşamasında, yapının zorunlu, katlanılmaz, bunaltıcı havasından arınarak yapının basit ve sıradan nesnesinden özgür bir özne konumuna geçer, diyebiliriz.

antonio gramsci

Sivil Toplum ve Politik Toplum

Yapı ve üstyapı kavramlarının incelenmesinin ardından şimdi de Gramsci felsefesinde son derece önemli bir yere sahip olan sivil toplum ve politik toplum kavramlarının incelenmesine geçiyoruz. Her iki kavramda üstyapının birer uğrağı olarak karşımıza çıkmalarına rağmen, birbirinden oldukça farklıdır. Gramsci, Aydınlar ve Toplum adlı eserinde şöyle der:

 “Üst yapılardaki iki büyük basamak: 1) ‘sivil toplum’ basamağı 2) ‘politik toplum ya da devlet ‘ basamağı. Bunlar, egemen takımın bütün toplum üzerindeki ‘egemenlik’ (egemonia) görevini karşıladıkları gibi, devlette ve ‘hukuksal’ yönetimde dile gelen ‘doğrudan doğruya baskı’ (dominio) ya da kumanda görevini de karşılamaktadır. Bunlar da örgütleme ve birleştirme görevleridir.” (Gramsci,1967:28)

Burada Gramsci’nin sivil toplum ve politik toplumu üstyapısal öğeler olarak görmesine tanık oluyoruz. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta politik toplum derken bir baskı aracı olarak devletin kastedilmesidir. Baskı aracından kastedilen elbette ki sadece devletin ordu ve polis gibi kolluk kuvvetleri değildir. Bunlarla birlikte yargı organları, hapishane gibi kurumlar da kastedilmektedir.  Sinan Özbek, Gramsci’nin politik toplum kavramına dair şunları söyler:

“Politik toplum, kendisini devlet ya da hukuksal hükümet biçiminde dışlaştıran ‘doğrudan egemenlik’ ya da buyurma erkidir. Gramsci çoğu kez politik toplumu, devletle aynı anlamda kullanır. Politik toplum, egemen sınıfın diğer toplumsal katmanlara, yürürlükte olan üretim modeline uygun davranması için uyguladığı zorlama, baskı aygıtıdır. Politik toplum, üstyapının zorlama işlevine bağlı uygulamalarının dile gelişidir.” (Özbek,2003:142)

antonio greamsci

Gramsci, sivil toplumdan bahsederken doğrudan doğruya baskı dışında kalan, devleti tamamlayan ve onun egemenliğini pekiştiren bir ilişkiler bütününü kasteder. Sanat, hukuk, bilim, eğitim, basın, kısaca bütün ideoloji aygıtlarının devletin hegemonyasını pekiştirmek için kullanıldığı bir üstyapı basamağıdır söz konusu olan. Hugues Portelli, Gramsci ve Tarihsel Blok adlı çalışmasında, Gramsci’de sivil toplumun üç görünüm altında karşımıza çıktığını söyler. Bunlar;

  1. Yönetici sınıfın ideolojisi olarak, ekonomiden, hukuktan vb geçerek sanattan bilime değin bütün ideoloji katlarını kapsar.
  2. Onları yönetici sınıfa bağlamak üzere bütün toplumsal katmanlar içinde yayılmış bulunan dünya görüşü olarak bütün gruplara uyar: felsefe, din, ortak duyu (sense commun), folklor gibi çeşitli nitel dereceleri de bu durumun sonucudur.
  3. Toplumun ideolojik yönetimi olarak, üç özsel düzeyde eklemlenir: gerçek anlamıyla ideoloji, ‘ideolojik yapı’ –yani ideolojiyi yaratan ve yayan örgütler- ve ideolojik gereç yani teknik ideoloji yayma araçları (okul sistemi, mass media, kitaplıklar vb). (Portelli,1982:14-15)

Göründüğü gibi aslında sivil toplum, egemen sınıfın ideolojisinin çeşitli formlara bürünüp toplumsal ilişkilerin bütününü düzenleyip yönlendirmekten ve toplum için tasarlanmış bir ‘habitat’ yaratmaktan başka bir şey değildir. Bu ‘habitat’ da üstyapısal bir öğe olarak karşımızda durmaktadır. İlerleyen sayfalarda da değineceğimiz gibi, Gramsci’de sivil toplum, özellikle ideoloji kavramıyla neredeyse iç içe geçmiş bir anlamda kullanılır.  Norberto Bobbio’nun sözleriyle ifade edecek olursak; “Gramsci için sivil toplum ‘karşılıklı maddi ilişkilerin tümünü' değil, ideolojik-kültürel ilişkilerin tümünü; ticari ve sınaî yaşamın tümünü değil, tinsel ve düşünsel yaşamın tümünü içermektedir” (Bobbio ve Texier,1982:19).

Gramsci’ye göre, sivil toplum ve politik toplum devleti oluşturan öğelerdir. Devleti sadece politik toplumdan oluşan bir yapı olarak görmemek gerekir. Yukarıda da değindiğimiz gibi, Gramsci’nin politik toplumdan anladığı daha çok devletin baskıcı yönüdür. Yani, ordusu, polisi, özel kuvveti ve hapishaneleriyle devlet kastedilir. Oysa devlet, tam da her ikisinin, sivil ve politik toplumun birliğidir.  Hapishane Defterleri’nde şöyle der Gramsci: “Devlet sadece bir hükümet örgütü değil fakat aynı zamanda hegemonyanın ‘özel’ aygıtı ya da ‘civile’ toplumdur”  (Gramsci,1986:321).

KAYNAKÇA

  1. Arslan, Y. (2015). Kan davası, intihar ve cezaevi vakalarının yol açtığı okul hayatındaki başarısızlığa ilişkin öğrenci görüşlerinin incelenmesi (Batman Merkez örneği). Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi,3/10, 272-284
  2. Bobbio, N. ve Texier, J.( 1982 ).  Gramsci ve Sivil Toplum (A.İpek ve K.Somer, çev.). Ankara: Savaş Yayınları.
  3. Dural, A.B. (2012). Antonio Gramsci ve Hegemonya. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi,11/39, 309-321.
  4. Gramsci, A.( 1967).  Aydınlar ve Toplum (V.Günyol, F.Edgü ve B.Onaran, çev.). İstanbul: Çan Yayınları.
  5. Gramsci, A. (1986). Hapishane Defterleri-seçmeler (Adnan Cemgil, çev.). İstanbul: Belge Yayınları.
  6. Marx, K.( 1993). Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı ( S.Belli, çev.).Ankara: Sol Yayınları.
  7. Marx, K. ve Engels, F.( 1999). Felsefe Metinleri (Kollektif, çev.). Ankara: Sol Yayınları.
  8. Marx, K. (2002). Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i (S.Belli, çev.). Ankara: Sol Yayınları
  9. Özbek,  S. (2003) İdeoloji Kuramları. İstanbul: Bulut Yayınları.
  10. Portelli, H.( 1982). Gramsci ve Tarihsel Blok (K.Somer, çev.). Ankara: Savaş Yayınları.
  11. Yaralı Akkaya, A. (2014). Antonio Gramsci’de entelektüelin bir eleştirisi olarak praksis düşüncesi. Yönetim ve Ekonomi, 21/1, 35-46

 * “Materyalist tarih anlayışına göre tarihte belirleyici etken, son kertede gerçek yaşamın üretimi ve yeniden üretimidir. Marx da ben de bundan daha çoğunu hiçbir zaman ileri sürmedik. Bundan ötürü, herhangi bir kimse ekonomik etken biricik belirleyicidir dedirtmek üzere bu önermenin anlamını zorlarsa, onu, boş, soyut, anlamsız bir söz haline getirmiş olur. Ekonomik durum temeldir, ama çeşitli üstyapı öğeleri – sınıf savaşımının politik biçimleri ve sonuçları- savaş bir kez kazanıldıktan sonra kazanan sınıf tarafından hazırlanan anayasalar vb.- hukuksal biçimler, hatta bütün bu gerçek savaşımların onlara katılanların beyinlerindeki yansımaları, siyasal, hukuksal, felsefi teoriler, dinsel görüşler ve daha sonra bunların dogmatik sistemlere gelişmeleri- hepsi de tarihsel savaşımların gidişi üzerinde etki yapar ve birçok durumda özellikle onların biçimini belirlerler. Bütün bu öğeler arasında bir etkileşim vardır; bu etkileşimde bütün sonsuz ilinekler (accidents) (yani, aralarındaki iç bağlantı o kadar uzak ya da ortaya konulması o kadar olanaksız olduğundan var-değil sayıp göz ardı edebileceğimiz şeyler ve olaylar) çokluğu ortasında, ekonomik devinim, sonunda kendisini olurlamak zorundadır. Yoksa teorinin herhangi bir tarihsel döneme uygulanması, birinci dereceden basit bir denklemin çözümünden daha kolay olurdu”                                                                                                                            (Marx ve Engels,1999: 229-230).

** Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı adlı kitabında şöyle der: “ Varlıklarının toplumsal üretiminde, insanlar, aralarında, zorunlu, kendi iradelerine bağlı olmayan belirli ilişkiler kurarlar; bu üretim ilişkileri, onların maddi üretici güçlerinin belirli bir gelişme derecesine tekabül eder. Bu üretim ilişkilerinin tümü, toplumun iktisadi yapısını, belirli toplumsal bilinç şekillerine tekabül eden bir hukuki ve siyasal üstyapının üzerinde yükseldiği somut temeli oluşturur. Maddi hayatın üretim tarzı, genel olarak toplumsal, siyasal ve entelektüel hayat sürecini koşullandırır. İnsanların varlığını belirleyen şey, bilinçleri değildir; tam tersine, onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır”(Marx,1993:23).


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR