Guaraní dili Paraguaylıları konuşur | Cemal Bâli Akal
24 Nisan 2019 Edebiyat Kültür Sanat

Guaraní dili Paraguaylıları konuşur | Cemal Bâli Akal


Twitter'da Paylaş
0

Paraguay Latin Amerika’nın çiftdilli tek ülkesidir... Burada, ispanyolca yanında guaraníce de resmi dildir ve Paraguaylı kimliği bu dil üstünden kurulur. Her Paraguaylı aynı zamanda bir Guaranídir. Bu nedenle, genelde Latin Amerika’da görülen “azınlık Avrupa kökenli/çoğunluk melez ve yerli” ayrımı Paraguay’da görülmez. Ama Guaraní olmak da bütünüyle kültürel bir anlam taşır...

Nicholas Visscher’in 1720 tarihli Güney Amerika haritasında Paraguay sınırları içindeki alan bugün Arjantin, Bolivya ve Brezilya’ya ait toprakların bir bölümünü de kapsar. Kaldı ki bu haritada ilk iki ülke zaten yoktur. XVIII. ve XIX. yüzyılların zengin Paraguay’ı, bugün varlıklarını kısmen onun parçalanmasına borçlu olan ülkeler arasında, neredeyse unutulmuştur. Ama bu kapalı kutu açıldığında, onun hispanik ülkeler arasında benzersiz bir konumda olduğu görülür: Paraguay Latin Amerika’nın çiftdilli tek ülkesidir... Burada, ispanyolca yanında guaraníce de resmi dildir ve Paraguaylı kimliği bu dil üstünden kurulur. Her Paraguaylı aynı zamanda bir Guaranídir. Bu nedenle, genelde Latin Amerika’da görülen “azınlık Avrupa kökenli/çoğunluk melez ve yerli” ayrımı Paraguay’da görülmez. Ama Guaraní olmak da bütünüyle kültürel bir anlam taşır, çünkü Guaraníyim demek ve guaraníce konuşmak yerli olmak değildir. Yüzde 95’i guaraníce konuşan Paraguay’ın nüfusu 6.000.000’dur, ama ülkede topu topu 20.000 civarında gerçek Guaraní yerlisi vardır.

Özgün bir edebiyatı da belirleyen bu konum sıradışı ve trajik bir tarihin ürünüdür. Bu tarihin belli başlı dönemleri şunlardır: 1. Sömürgecilik öncesi; 2. Sömürgeciliğin başlangıcı; 3. Misyonlar dönemi; 4. Misyonlar’ın yıkılışından Üçlü İttifak’la savaşa uzanan dönem; 5. Savaş sonrası; 6. Stroessner diktatörlüğü; 7. Diktatörlükten günümüze. 1524’te keşfedilen Paraguay’a fatihler, gerçek anlamda 1537’de, Asunción’un kuruluşuyla yerleştiler. Yine de onların bölgeye gelişi Meksika’ya ve Peru’ya gelişlerine benzemedi. Elbette Guaranílerle karşılaşmada belirleyici olan şey sömürgeci mantıktı. Ancak birçok neden bu mantığın farklılaşmasına yol açmıştı. Herşeyden önce bölgede altın ve gümüş yoktu. Yerliler yalnızca tarımsal alanlarda ve mate üretiminde kullanılabilirdi. Dolayısıyla altın ve gümüş açlığının neden olduğu ilk tahribata burada rastlanmadı. Kaldı ki Meksika ve Peru deneyimleri, zaten fatihleri dizginlemek isteyen İspanya Krallığı’nı daha dikkatli davranmaya itmişti. Fatihlerle karşılaşan bazı Guaranílerin hemen ittifaka yanaşmaları ve bundan düşmanlarına karşı yararlanmaları da, “tatlı sömürgecilik” adını neredeyse haklı çıkarıyordu. Alvar Nuñez Cabeza de Vaca gibi, bölgeye gelen deneyimli bazı yöneticiler de, yerliler karşısında daha anlayışlı bir sömürgeciliği tercih edeceklerdi. Ayrıca, Guaranílerin farklı değerlerinin mümkün kıldığı cinslerarası yakınlaşma güçlü bir “ilk melezleşme”yi başlatmıştı.

Yedi yüzyıl İspanya’da müslümanlarla yaşayan/savaşan hıristiyanlar, iyi bildikleri Kuran’a gönderme yaparak, Guaraní ülkesini “Muhammed’in Cenneti” diye adlandıracaklardı. Yine de bu “tatlı” sömürgeciliğin sömürgecilik olduğu unutulmamalı. 1539’la 1560 arasında dört önemli Guaraní ayaklanması gerçekleşmişti bile... Yerlilerin üstünde yaşadıkları topraklarla birlikte bir fatihe sözde emanet edilmelerini, aslında onun için zorla çalıştırılmalarını sağlayan Encomienda sistemi, sonunda Paraguay’a da yerleşmişti. Sonra, fatihlerle ittifak yapmaya yanaşmayan ve direnen başka Guaraní toplulukları vardı. Kaldı ki Guaraníler çok geçmeden köle avına çıkan Brezilyalı Bandeirantelerin tehdidine de maruz kalmışlardı. Yerlileri fatihlerden korumak isteyenler, içinde onları tecrit edebilecekleri Misión ya da Reducción alanlarının Encomienda’ya karşı etkili bir koruma sistemi oluşturduğunu görmüşlerdi. Vasco de Quiroga ve Bartolomé de Las Casas’ın Meksika’da, José de Acosta’nın Peru’da başlattığı Misyon siyaseti Paraguay’da da sürdürüldü. Önce Fransiskenlerin inisiyatifinde gelişen hareket, Cizvitlerin devreye girmesiyle yeni ve güçlü bir nitelik kazandı. Tabii, yerlileri koruduğu için önemi yadsınamayacak bu girişimin trajikomik niteliği unutulmamalı: Sömürgecilik, yerlileri kendi topraklarında tecrit edilerek korunmaya muhtaç insanlara dönüştürmüştü. Ancak Misyon siyaseti Paraguay’da bölgenin özel koşullarından beslenerek, benzersiz bir girişim olarak belirecekti.

guarani

Latin Amerika tarihinin çok özel ve çok ilgi uyandıran bir dönemidir bu: 1609-1767 arasında Paraguay Cizvit misyonları, bir Cizvit Devleti ya da Guaraní Devleti iddialarının ortaya atılmasına yol açacak bir boyut kazandı. 1767’de Cizvitlerin Krallık güçleri tarafından sürülmesiyle sona eren bu süreç, guaraníceye bugünkü ayrıcalığını veren en önemli etkendir. Sömürgeciliğin başlangıç döneminde Paraguay’da hıristiyanlığı yayma görevini üstlenen Fransiskenler guaraníce konusundaki çalışmalarıyla öncü oldular. Ama Krallık’ın bu konudaki rolünü de gözardı etmemek gerekir. Fatihlerle yerliler arasındaki iletişimsizliğin yıkıcı sonuçlarını gören Krallık, 1512’de, Latin Amerika’daki hıristiyanlaştırmanın, yerlilerin dilleri öğrenildikten sonra başlatılmasını emretmişti. 1578’de çıkarılan bir yasa, Latin Amerika’da din adamı olmak için yerli dilinin bilinmesi koşulunu getirdi. 1603’te Asunción’da toplanan din kurulu aynı zorunlulukları tekrarladı. Fransiskenler guaraníce öğrendiler ve onu latin harfleriyle yazılı dile dönüştürdüler: Asunción’a 1573’te gelen Luis de Bolaños kısmen guaraníce yazılmış ilk din kitabının yazarıydı. Bolaños İspanyolca birçok sözcük kullanmak zorunda kaldığından, bu kitabın dili jopará, yani bir guaraníce/ispanyolca karışımıydı. Yine de Fransiskenler, fatihlerin sömürge siyasetine karşı çıkmadıkları için, yerlilerle yakınlaşmayı başaramadılar. Onların yerini de kısa sürede Cizvitler aldılar ve tarihin en şaşırtıcı siyasi deneyimlerinden birini başlattılar. 1585’te Paraguay’a varan Cizvitler, 1609’da Paraguay Cizvit Bölgesi’ni oluşturup ilk misyon alanı olan San Ignacio Guazú’yu kurdular. Art arda kurulan 30 misyonda bir yandan yerlileri kölecilerden korurlarken, öte yandan da onları kendi değerleri doğrultusunda eğittiler. Ama krallığın kasdını da aşıp ispanyolcayı bir kenara iterek, bu eğitimi Guaraní dilinde veriyorlardı. Guaraníce tüm Cizvit Bölgesi’nin tek resmi diliydi. O güne kadar, birbirlerinden oldukça uzak bölgelerde yaşayan Guaraní toplulukları bölgeden bölgeye farklılaşan bir dil kullanırlarken, guaranícenin yazılı hale gelmesi onu bölgenin tamamında kullanılabilen bir dile dönüştürmüştü.

Misyonların guaranícesi yeni bir toplum tipinin yerli diliydi. Bu dil Amerika’da hiçbir yerli dilinin yaşamadığı bir macera yaşadı. Bu, kendini reddetmeden, dışarıdan taşınmış kültürel zorunluluklara yeni bir uyum sağlama macerasıdır...

İlk Guaraní dilbilgisi kitabının (1629) yazarı Alonso de Aragona’ydı. Antonio Ruiz de Montoya da 1639-1640’ta ilk guaraníce-ispanyolca sözlük olan Tesoro de la lengua guaraní’yi, sonra ispanyolca-guaraníce bir sözlüğü ve Guaraní dilbilimini içeren Arte y Bocabulario de la lengua guaraní’yi, ardından da Catecismo de la lengua guaraní’yi yazdı. Kitaplar 1700’de, misyon alanlarından Loreto’da kurulan, bölgenin ilk matbaasında basıldı. Bu çalışmalara, çok geçmeden, yerlilerin artık kendi dillerinde yazdıkları da eklendi. Nicolas Yapuguay’ın 1727’de San Francisco Xavier misyonunda basılan Sermones y exemplos en lengua guaraní’si bu türden ilk eserdi. Yerli önderlerin 1750-1756 arasında sömürge yöneticilerine gönderdikleri sosyal ve siyasi içerikli mektuplarsa (Siete Cartas), Meliá’ya göre, guaranícenin edebi bir nitelik kazandığını gösteren ve bu açıdan Yapuguay’ın kitabından da önemli olan başka belgelerdi. Hıristiyanlığın aşılanmasında, Guaranílerin özel yeteneklerini iyi kullanan Cizvitler, onların müzikle, dansla ve gösterilerle ne kadar kolay eğitilebileceklerini görmüşlerdi. Bu nedenle misyonlarda bir Guaraní tiyatrosu çok erken doğdu. Başlangıçta hıristiyanlığa ilişkin temalar işlenirken, zamanla farslar da sahnelenmeye başladı. Bunun yanında, Guaranílerde söz sanatı zaten kutsal bir nitelik taşıyordu. Bu sanat, Cizvitlerin dil eğitimiyle birleşince, geleceğin yazılı Guaraní şiirinin temelleri de oluşmaya başladı. Cizvit Misyonları’nda, sosyal, siyasi, tarihi... açıdan tartışılabilecek çok önemli şeyler gerçekleştirildi.

Ancak 1767’de, sömürgecilerin çıkarlarına hiç de uygun davranmayan Cizvitler, hem bölgeden hem de tüm İspanyol topraklarından sürüldüler. Bunun üzerine yerliler Misyon alanlarından uzaklaştı ve bu benzersiz siyasi oluşum çöktü. Bu tarihten sonraki olaylar Guaraní nüfusunu çok azalttığına göre, geriye yalnızca Guaranísizleştirilmiş bir guaraníce kalacaktı. O bir ülkeyi küllerinden çıkartmak üzere yaşadı. Gómez’e göre, Cizvitlerin sağladığı imkânlar, Guaranílerin asgari bir özerkliği, yani kültürlerini belli ölçüde sürdürebilecekleri bir alanı koruyabilmelerini sağladı. Günümüz Paraguay’ının temeli tam da bu özgürlük alanıdır. Melià daha ihtiyatlı bir tavırla şöyle diyecektir: Misyonların guaranícesi yeni bir toplum tipinin yerli diliydi. Bu dil Amerika’da hiçbir yerli dilinin yaşamadığı bir macera yaşadı. Bu, kendini reddetmeden, dışarıdan taşınmış kültürel zorunluluklara yeni bir uyum sağlama macerasıdır... Misyon hareketinin çöküşüyle, sömürgeci zihniyetin etkisi arttı. Bunun en belirgin işaretlerinden biri guaraníceye karşı takınılan tavırdı. Daha 1768’de Buenos Aires valisi Bucarelli, “Bu yerlileri eksiksizce uygarlaştırmanın başlıca yolu onlara kendi dilimizi öğretmektir,” demişti. Guaranícenin macerası aynı zamanda dönem dönem güçlenen bu zihniyete karşı vereceği mücadele olacaktı. Çok geçmeden, Paraguay, Latin Amerika’yı sarmaya başlayan sözde bağımsızlık hareketleri içinde buldu kendini. Avrupa kökenliler, “neyin bağımsızlığı?” dedirtecek biçimde, ulus-devlet zihniyetini bir beyaz/yerli ayrımcılığı üstüne oturtup, artık Krallık adına değil de kendi adlarına yerlileri yönetmeyi sürdürdüler. Bir başka deyişle, sömürüde bağımsızlaştılar. Yine de Paraguay guaraníceden güç alan özgün bir kimlikle, diğer Latin Amerika ülkelerinden ayrıldı.

Sömürgeci mantık, Misyon döneminde olduğu gibi, onun oyununu oynamamakta direnen Guaraní ülkesinin önünü bir kez daha kesmeliydi. Bahane de hazırdı: Cizvitler eskiden yerlileri nasıl ezmişlerse, şimdi de diktatörler bu ülkede halkı öyle eziyorlardı.

15 Mayıs 1811’de bağımsızlığına kavuşan, daha doğrusu İspanya Krallığı’ndan ayrılan Paraguay’da, başkan José Gaspar Rodriguez de Francia zamanında, guaraníce açısından ilginç bir çelişki yaşandı. Ulusalcı bir siyaset izleyen Francia, ispanyolcayı “ahmakların dili” sayıyordu. Ama ulusal marşın sözlerinin guaraníce yazılmasına onay verecek kadar guaraníce düşkünü olsa bile, döneminde, eğitim dili saltlıkla ispanyolcaydı. Tıpkı Bolivar gibi bir Fransız Devrimi ve Napolyon hayranı olan Francia’nın izlemeye çalıştığı modern Avrupa değerleri onun Guaraní kimliğini ezip geçiyordu. Ardından gelen Carlos Antonio López de ülkesini, Avrupa’yı örnek alarak, geliştirmeye çalışan bir aydın despottu. Bu dönemde, guaraníce üstündeki baskılar arttı: Artık kamu hizmetlerine girmek için ispanyolca bilmek gerekmekte, yalnızca ispanyolca kitaplar basılabilmekte ve yerli köylerine ispanyolca yeni adlar verilmekteydi. Antonio López’in oğlu Francisco Solano López döneminde (1862-1870) bu durum, Paraguay’ı içine çeken koşullar yüzünden değişti. Üç despotun, Avrupa’yı (yani Doğu’yu) örnek alsalar da, Latin Amerika’da hiç görülmemiş bağımsız ve eşitlikçi bir siyaset uygulamaları Paraguay’ı hızla kalkındırmıştı. Radikal bir toprak reformu Avrupa kökenli büyük toprak sahiplerinin üstünlüklerine son vermişti. Ülke verimliydi, işsizlik yoktu. Komşularda sömürgeci ülkelerin şirketleri cirit atarken, Latin Amerika’nın ilk demiryolunu kuran Paraguaylılar, her alanda her türlü işletme hakkını ellerinde tutmakta direniyorlardı. İngiltere’nin çeşitli önerilerini geri çevirip, ihtiyaç duydukları şeyi istedikleri ülkeden nakit ödeyerek alıyorlardı. Bu kadarı fazlaydı! Sömürgeci mantık, Misyon döneminde olduğu gibi, onun oyununu oynamamakta direnen Guaraní ülkesinin önünü bir kez daha kesmeliydi. Bahane de hazırdı: Cizvitler eskiden yerlileri nasıl ezmişlerse, şimdi de diktatörler bu ülkede halkı öyle eziyorlardı. Demek ki yüce değerler adına bu zorbalık engellenmeliydi. Solano Ló-pez’in siyasi hatalarına komşuların açgözlülüğü eklenince, İngiltere’nin istediği oldu. Guaraníler, Arjantin-Brezilya-Uruguay ittifakına karşı, tarihin en kanlı savaşlarından birine giriştiler. Paraguaylı erkeklerin ve bunlara eklenen yeniyetmelerin –takma sakallarla savaşırlarmış çocuk oldukları belli olmasın diye– neredeyse tamamı öldü. Ancak bu yokoluşa karşılık, guaraníce savaşta yeni bir anlam kazandı. Zaten Solano López, belli bir ulus kimliğinin yerleşmesi için, guaraníce eğitime çok önem vermiş, hatta bu dili ustalıkla kullandığını sık sık göstermişti. Savaşta askeri bilgilerin ve sırların güvenle iletilmesine yarayan guaraníce, resmi toplantıların ve basının da ayrıcalıklı dili olacaktı.

guarani

Vatanseverliği dile getiren epik bir Guaraní şiiri bu dönemde doğdu. Guaraní sözcüğünün savaşçı anlamına geldiği söylenir ve Guaraníler teslim olmaktansa ölmeyi tercih ederlermiş. Paraguaylılar da bu savaşta kılıçlarını bırakmayı reddedip ölümü seçtiler; 14 yaşındaki albaylardan başkanları Solano López’e kadar... Savaş sonunda 1.500.000 kişiden geriye genelde kadınlar, çocuklar ve yaşlılardan oluşan 200.000 kişi kaldı; tabii bir de Guaraní dili... Savaşın ertesinde bir ülke yeniden yaratılacaktı. Bunu da herşeyi üretmek zorunda kalan kadınlar üstlendi. Katolik bir ülkede üstü örtülü bir poligami bu zorunluluk yüzünden uygulandı ve “ikinci melezleşme” süreci böylece başladı... Genelde periferide kalan kadınların çok azı dönem dönem merkezin dili olan ispanyolcayı biliyordu. Bu yüzden guaraníce daha çok kadının/ananın dili olarak kalmıştı. Savaş sonrasında da guaraníceyi kadınlar koruyacak ve bu dil, yeniden, bu iki kez melez ülkenin özgün kimliğini oluşturacaktı. Ama bu arada, guaranícenin savaş sırasında kazandığı önem yokoldu. Savaşı kazananlar her şeyden önce, Üçlü İttifak saflarına katılmak için ülkeyi terkeden Avrupa kökenli azınlığı (bu işbirlikçilere hâlâ “lejyonerler” denir) başa getirdiler ve köylülerin ellerindeki toprakları ona verdiler. Guaranícenin horgörüldüğü seçkinci ortamda, ispanyolca siyasi, idari, kültürel açıdan ülkeye hâkim oldu. Okullarda eğitim yalnızca ispanyolca verilecek ve guaraníce unutturulmaya çalışılacaktı.

Guaraníce, 1989 sonrası demokrasisiyle yeniden itibar kazandı, 1992 Anayasası’yla da resmi dil oldu ve eğitimi zorunlu hale geldi.

Savaşı çıkaran sömürgeci zihniyet burada yine devreye girecekti: İşgal kuvvetlerinin birinci hedefi ülkenin “vahşi” diliydi. Uygarlaştırıcı bir dil siyaseti uygulayacak öğretmenler, Arjantin’de, Avrupa yanlısı pedagojik fikirlerle beslendiler. Guaraníce artık gündelik hayatın sözlü dilinden başka şey değildi. Buna karşılık, geleneksel halk şiiri ve tiyatrosu içinde, dönemin zihniyetine edebi bir karşı çıkış kendini gösterdi ve Guaraní edebiyatının gerçek miladına dönüştü. Bu başlangıç, Paraguay tiyatrosunun ünlü adı Julio Correa’yı (1890-1954) yaratacaktı. Bu arada, ilk guaraníce öykünün (Kalaito Pombero) 1981’ de Tadeo Zarratea tarafından yazıldığı düşünülürse, guaranícenin öncelikle bir şiir ve tiyatro dili olarak kaldığı kesindir. XX. yy. başından itibaren ABD etkisi güçlenmeye ve İngiliz hâkimiyetiyle yarışmaya başladı. 1930’lu yılların başında da, Bolivya’daki Standard Oil of New Jersey, Paraguay’da petrol arayan Royal Dutch Shell’le ihtilafa düştü. Sonuç, Chaco Savaşı (1932-1935) ve 80.000 Bolivyalıyla 50.000 Paraguaylının ölümü olacaktı. Bir de bölgede petrol bulunmadığının öğrenilmesi üzerine kuyuların kapatılması... Bu savaşta da, yine bir vatanseverlik edebiyatı çerçevesinde, guaraníce yazılmış birçok şiir ve tiyatro eseri ortaya çıktı. Dönemin “klasik şairler” diye adlandırılan ünlü asker-müzisyen-şairleri Dario Gómez Serrato, Félix Fernández, Emiliano R. Fernández, Manuel Ortiz Guerrero, Teodoro S. Mongelós’du. Aynı kuşaktan Carlos Miguel Jiménez ise tam tersine savaş karşıtı tavrıyla sivrilecekti. 1947 tarihinde yaşanan iç savaştan sonra, 1954’te Latin Amerika’nın en uzun ve baskıcı diktatörlüğü olan Alfredo Stroessner dönemi başladı. 1989’a kadar süren bu dönemde alt tabakaların dili olarak görülmeye başlayan guaraníce, ikincil konumunu sürdürdü. Ancak Stroessner guaraníceyi popülist bir siyaseti uygulayabilmek için kullanmaktan da geri kalmadı. Ama bu, yazılı değil, sözlü bir dil olarak hatırlanan guaraníceydi: 67 Anayasası guaraníce ve ispanyolcayı ulusal diller olarak kabul etse bile, resmi dil yalnızca İspanyolcaydı. 1983 tarihli bir kararnamede de, ilköğretim öğrencilerinin iki ulusal dil öğrenmeleri gerektiği bildirilmişti. Ama bu öğretim, ispanyolcada anlama, konuşma, okuma ve yazmayı, guaranícede ise yalnızca anlama ve konuşmayı içermekteydi. Yazılı olduğu unutturulmaya çalışılan bu dilin ve genel olarak çiftdilli Paraguay edebiyatının ünlü adları, Stroessner zamanında baskılar altında ve sürgünde yaşamak zorunda kalacaklardı. Bunlar arasında, günümüz Paraguay edebiyatının uluslararası üne sahip iki adı, Augusto Roa Bastos ve Rubén Bareiro Saguier de vardı. Guaraníce, 1989 sonrası demokrasisiyle yeniden itibar kazandı, 1992 Anayasası’yla da resmi dil oldu ve eğitimi zorunlu hale geldi. Yine de Melià’ya göre, Paraguay’ın “sözde” çiftdilliliği, genel olarak ve eleştirisiz kabul edilebilecek bir olgu değildir. Bu iki dil, toplumu bölmeye devam eden bir ayrımın da işaretidir.

Dans, müzik, tiyatro...

Guaraní kültürünün bugüne taşınan özellikleri, İspanyol kültürünün yörede etkin olmasından öncesine dayanıyor: dans, müzik, ayinlerin teatral yapısı ve estetikle ilişkisi. Sonrasında yerli kültür, fatihler ve ardından Katolik misyonerlerle girdiği ilişkilerle harmanlandı. • O dönemde Cizvit misyonlarında yazılan tiyatro oyunlarına ulaşılamıyorsa bile, bulunan bazı bölümler dramatik yapının nasıl olduğuna dair fikir veriyor: dinsel içerikli bu tiyatro oyunları gizem ve alegoriden yararlanılıyor. Maske, sahne efekti, çan sesi ve gündelik dışı sesler kullanıyorlar.

Philippe Sollers

Bu İspanyol, Portekizli, İtalyan maceracıları serinkanlılıkla incelemek için, bir hayli bilgisizliği ve önyargıyı aşmak gerekir. Onlar Cizvit, Fransisken, Dominikendi. Din adamıydılar, ama bir yandan da bilgin: İlahiyatçı, matematikçi, astronom, coğrafyacı, dilbilimci, hukukçu. Ayrıca şaşkınlıkla öğreniyoruz ki aynı zamanda sanatçıydılar: Mimar, müzisyen, ressam, heykeltraş. İnanç yaymak ve din değiştirtmekle yetinmediler, eğittiler de... Misyon alanlarında geçerli Medeni Yasa’yı ve Ceza Yasası’nı, 1649 tarihli Libro de Ordenes’ten öğreniyoruz: Buna göre, en ağır ceza on yıl hapis. Bu dönem için benzersiz olan da şu: İdam cezası uygulanmıyor...

Chateaubriand

Ne zaman bir halkın mutluluğunun tablosu yapılacak olsa, hep onun felaketi de gelir akla; en güleryüzlü resimler arasında, dur durak bilmeden beliren şu düşünce, yazarın yüreğini kıskaca alır: Bütün bunlar yok artık. Paraguay misyonları çökertildi. Öylesine zahmetle biraraya getirilmiş olan Vahşiler yine ormanlarda geziyorlar ya da toprağın derinliklerine diri diri gömülmüşler. İnsan elinden çıkmış en güzel eserlerden birinin yokedilişine alkış tutuldu... Yeni Dünya’da yerliler köleleştirildiği için eteklerimiz zil çalarken, Avrupa’nın her yerini insan sevgimizin ve özgürlük aşkımızın teraneleriyle çınlatıyorduk.

Voltaire

Cizvitler Amerika’da Portekiz ve İspanya krallarına savaş açarken, Avrupa’da bu kralların günahlarını çıkarıyorlardı. Ama sonunda, Lisboa’da isyan ve kral katliyle suçlandılar. 1758’de Portekiz’den kovuldular. Portekiz hükümeti onların, Amerika’daki bütün kolonilerini sildi süpürdü. İspanya kralının tüm eyaletlerinden sürüldüler. Fransa mahkemeleri bir kararla sonlarını getirdi. Papa bir fermanla tarikatı kapattı. Ve dünya sonunda öğrendi ki, papazlar hiç çekinmeden alaşağı edilebilir.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR