Günümüz Şiiri
10 Şubat 2018 Edebiyat Kültür Sanat Şiir

Günümüz Şiiri


Twitter'da Paylaş
0

Ömrü kısa sürse de geçen yüzyılda birçok dünya şairine esin ve etiket olmuş imgeci tarzın, dönemimizin Türk şiirine bir bütün olarak damga vurduğunu iddia etmek zor. Öyle şiirler var ki, kesinlikle imgecilikle bağdaşmıyor.
Nazmi Özüçelik
Pera Müzesi’nde çoktandır görmediğim bir arkadaşıma rastladım. Osman Hamdi Bey’in Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunu daha iyi görmek için geriye çekilirken az daha birine çarpıyordum. Dönüp baktığımda benden önce doğru noktayı bulmuş ve tabloyu incelemeye başlamış kişinin yabancı biri olmadığını farketmem uzun sürmedi. Ayaküstü bir şaşırma ânı yaşadıktan birkaç dakika sonra giriş katında kahvelerimizi yudumlarken önce ünlü tablonun ressam tarafından ustalıkla gizlenen anlamı üzerine konuştuk. Sonra ‘Ne var ne yok?’ sorusunun yanıtına sığdırabildiğimiz kadarıyla güncelleşmeye çalıştık. Böylece arkadaşımın son zamanlarda şiire düştüğünü ve şiirlerini bir kitapta topladığını öğrendim. Bu uğurda karşılaştıklarını şöyle özetledi. “Ankara’ya son gidişimiz karımın çocukluk arkadaşının yazdığı bir kitabın imza gününün ertesine denk geldi. Bir iki gün sonra arkadaşımızla, kitabını satan büyük bir kitapevinin kafesinde buluşup biraz çene çalmak istedik. Çayımızı tam bitirmiştik ki kitapevinin sorumlusu olan genç bir kadın yanımıza geldi. Arkadaşımızın ‘anı’ ve ‘kişisel gelişim’ türleri arasına sokabileceğim kitabının gidişatını özetledi. Arka kapağında önemli bir yazarımızın övgüsü de olan kitaba ilgi umulanın üstündeydi. “Nasıl olduysa, konuşmaları sırasında ben de bir yerden söze girip, Bir kitap yazacak olursam herhalde ilk kitabım bir şiir kitabı olurdu," deme naifliğinde bulundum. Genç kadın birden ciddileşti, bana dönerek eliyle ‘dur’ işareti yaptı ve, “Sakın ha,” dedi. “Hiç satmıyoruz.” Şunu da ekledi: “Sattığımız tek şiir kitabı Nâzım’ın.” “Doğrusu yadırgamadım desem yalan. Gerçekle bu kısa yüz yüzelik bana, içinde bulunduğumuz dönemde şiire olan güven için yapılacak bir referandumun anket sonucu yerine geçti.” Arkadaşım gülerek ekledi: “Ama şairler uslanmaz.” “Birkaç ay sonra, elimde bastırtmayı düşündüğüm şiir dosyamla gezerken, aklıma önceden konuşmuşluğum olan bir edebiyat dergisi sahibi yayıncı-şair geldi. Derdimi anlatınca, bana kendi şiirleri için bile yayıncı bulamadığından yakındı. “Kısa süre sonra, toplumun direncini göğüsleyerek ilk şiir kitabımı kendi olanaklarımla bastırttım.” Şiir kitabını ilk fırsatta bana da göndereceğini söyleyerek adresimi aldı. Birbirimize telefonlarımızı verdik. Yeniden görüşebilmenin sevinciyle ve arayı uzatmama dilekleriyle ayrıldık. Sadede gelecek olursak: 2000’den sonra şiirimizde yeni tarzlarla karşılaştık. Ortak tarafları olsa da günümüzde de süren yeni arayışları bir isim altında anmak pek kolay olmasa gerek. Bazıları ülkemizde 2000’lerin şiirine ‘imge şiiri’ diyor. Bunu söylerken, T.S. Eliot, William C. Williams gibi ünlü şairlerin de içinde olduğu, Ezra Pound’un 20. yüzyıl başlarındaki manifestolu şiir tarzına dikkat çektiklerini varsayıyorum. Bu akım, Anglo-Amerikan İngiliz edebiyatındaki ilk modernizm örneği olarak kabul edildi. Şüphemize rağmen, gene de bir imge şiirinin ilk dizelerine göz atalım. çimenlerin üstüne bir ışık düştü cennetin penceresinden... Yukarıdaki dizelerde ‘im’ yani, üzerine anlam yüklenen ‘şey’ Güneş'tir. Cennetin penceresinden (Güneş'ten) bize ulaşan ışık, zihnimizdeki cennet kavramını harekete geçirip huzurlu bir an hayal ettirir. Işığın ‘düşmesi’ ise sabahı çağrıştırmaktadır. Bu tarz bir imgelemeyle şiirde, yalın söyleyişle ‘huzurlu bir sabah vaktinde güneşin çimenleri aydınlattığı’ anlatılıyor. Görüldüğü gibi, imgeci şiirde okuyucunun zihninde canlandırılan bir resim söz konusudur. Ömrü kısa sürse de geçen yüzyılda birçok dünya şairine esin ve etiket olmuş imgeci tarzın, dönemimizin Türk şiirine bir bütün olarak damga vurduğunu iddia etmek zor. Öyle şiirler var ki, kesinlikle imgecilikle bağdaşmıyor. Daha çok bir çaprazlamayı yansıtıyor. Karşılaştığım birçok dize –evet– serbest vezinde ama bir imge şiiri olamayacak kadar soyut; yalın olması gerekirken süslü ve –bazen de türetilmiş– anlamsız kelimelerle bezeli, kelime ekonomisinde titizlenilmesi gerekirken sayfalarca uzunlukta şiirler var. İmgeci şiirin özü olan ‘bir düşünceyi değil, bir şeyi (objeyi) izole ederek’ konulamaya da özen gösterilmeyebiliyor. Bu nedenle, belki de –İkinci Yeni’den çıkılarak– imgelemeyle kastedilen ‘imgece zengin’ şiirdir, diyebiliriz. Yeni tarz şiirin, şiirimizde iz bırakmış İkinci Yeni akımı şairlerinin şiirlerinden esinlenerek/etkilenerek doğduğu ise insana yanlış gelmiyor. İkinci Yeni’nin içine koyduğumuz –başta Cemal Süreya olmak üzere– şairlerimizin birçok dizesinin bugün karşılaştığımız tarzda olduğu sezgiden de öte. İkinci Yeni tarzıyla bugünün şiirini üst üste koyan bir örneği, kendisi de şair olan Cenk Gündoğdu tarafından hazırlanan, elliden fazla şairin şiirlerine ve birçok inceleme yazısına yer verilen, 2000’ler Şiiri Antolojisi adlı kitaptan sayfamıza alalım. (s. 109) İkinci yeni kendini kurtarmakla Bize bıraktı boğuluşunu toza boğdu da açtığı yolu Ne komik biz burada biz... yani ben Ben... Ben düşeyazdım kostak çelmelerle Usta fırçalarla suretimi çarpıttım da Almadım bir lokma sofrasından sana küfredenin Şiirler yazdım ve yasakladım ah ü enin (Hayriye Ünal, "Hain") Her şeye rağmen, ben, yeni şiir akımımızı ‘imgesel’ olmak yerine ‘deneysel’ olarak adlandıranlardan yanayım. ‘Akım’ dedim: Çünkü içinde yaşadığımız günlerde de süren ve genç şairlerimiz tarafından da sevilen bu şiir anlayışı kanımca artık bir ‘hareket’ olarak görülebilir. Geçen yüzyılın başını, 1900 yılını milat olarak alırsak edebiyat dahil Avrupa sanatında yaşanan gelişmelere paralel gelişmeleri, bu yüzyıl başından beri şiirimizde yaşıyoruz. 1900-1985 yılları arasında ortaya çıkmış farklı sanat akımları, Nikos Stangos tarafından dünyanın önde gelen eleştirmenlerine yazdırılarak derlenmiş olan Modern Sanat Kavramları başlıklı kitap, okuyucuyu kendisinin önsözüyle karşılar. Stangos önsözde sarsıcı bir olguyu açıklar. “20’inci yüzyılın başında sanatta başat akım olan ‘izlenimci’lik, daha on yıl geçmeden yenilikçi akım olan avangardın (avant-garde) gerisinde kalmıştır. Bu yenilikçi, radikal akımın en önde gelen aidiyeti ise deneyselliktir.” Yazara göre, deneyselliğin sanatta neredeyse standart bir değer olarak kabulü bu tarz sayesindedir. “Bu yanıyla deneysellik, modern sanatın birbiriyle asla buluşmayan iki zıt tavrı, ‘rasyonel’ ve ‘irrasyonel’liği aynı kulvarda birleştirip kendisine koşu alanı yaratabilmiştir. Bu da, görsel sanatlar, edebiyat ve müzikte, gelenek ve otorite karşıtlığını beraberinde getirmiştir.” Bu nedenle, İkinci Yeni’de utangaç bir başlangıcını bulduğumuz avangardlığın, Avrupa’dan 100 yıl sonra şiirimize damgasını vurmakta olduğu söylenebilir mi? Günümüz şiirinin avangardın niteliklerini taşıması bakımından; evet! Hatta, bir an bu tarz şiirin ‘imgeci’ olduğunu kabul etsek bile imgeciliğin kendisinin de, gene avangard sanatın kübist yanının bir yansıması olduğunu öne sürenlerin varlığı da bir gerçek. Birçok sanat dalında olduğu gibi, şiirde deneyselliğin de ‘yenilikçi’ ve ‘başkaldıran’ yönü özellikle genç şairlerimizi çekiyor. Bu, üzerinde durulması gereken bir gelişmedir; hele hele 2000’lerden sonra toplumumuzdaki ekonomik, sosyal ve politik dönüşümlerin orta sınıfımızda yarattığı bezginlik ve buna bağlı olarak aydınlarımızda beliren melankoli düşünülecek olursa. Ayrıca, toplumsal dönemin, şiirde bu tarzın ortaya çıkıp gelişmesinde ne derece nesnel bir rol oynadığı da bir araştırma konusu olabilecek önemdedir. Son dönem şairlerimizin şiirlerine bakacak olursak: Şiire deneysellikle gelen ve bu nedenle de kolayca hoş görülebilen ölçüsüzlük, uyaksızlık ve biçemsizlik gibi ortak özelliklerin bu tarza damgasını vurduğu söylenebilir. Sözcüklerin sık sık eğilip bükülerek kullanımı veya olmayan sözcüklerin yaratımı, dizelerin uzatılarak ortadan kaldırıldığı veya bir ‘karşı dize’ haline getirildiği, sözcük oyunlarının konudan önce geldiği, irrasyonelliğe sık sık başvurulduğu ve birçok şiirde kendini gösteren anlamsızlık ya da imgeler ve soyutlamalar vasıtasıyla anlamın hayal gücünü tetikleyemeyecek şekilde deformasyonu, kendi başına anlamları olan sözcüklerin dizelerde yeni bir anlam yaratmadan bir araya getirilmesi gibi ortaklıklar, bu tarz şiiri belli bir şairin eseri olmaktan çıkarıp onu ‘anonim’leştiriyor. Ki bu da avangardlığın bilinen bir sonucudur. Günümüzde âdeta ‘şairsiz’ bir şiir anlayışından söz edebiliriz. Öte yandan günümüzün avangardlığı rehber alan postmodern yaklaşımıyla, deneysel şiirin, şiir dünyamıza bir canlılık getirdiğini de kabul etmeliyiz. Tamamen bu tarzı benimseyen şiir dergilerinin ortaya çıkıp kaybolmasına, edebiyat dergilerinin deneysel şiire sayfalarında daha fazla yer vermelerine, belli başlı şiir yarışmalarında deneysel şiirimizin ödüllerle desteklendiğine bakılacak olursa, bu tarzın yeni arayışların sarmalında yer bulduğu da yadsınamaz.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR