Gürsel Korat: “Balzac, Tolstoy ve Dickens ilkgençliğimin öğretmenleriydi...”

Gürsel Korat: “Balzac, Tolstoy ve Dickens ilkgençliğimin öğretmenleriydi...”


Twitter'da Paylaş
0

Okuduğum kitabı bir yerde bırakıp başka kitabı okumayı sürdürebilirim. Mutlaka not alırım.

Gürsel Korat, yazdığı her romanla yazarlık serüveninin çıtasını yukarı çıkaran romancılarımızdan. Edebiyat metinlerinin nasıl okunması gerektiği bağlamında, kendisinin nasıl okuduğunu, hangi yazarlardan etkilendiğini şöyle anlatıyor.

Bir edebiyat metni nasıl okunmalı, nasıl okunmamalı?

GK: Önce okuduğum şey edebiyat metni mi onu anlamak isterim. ‘‘Neye göre okurum’’, doğrusu, okuduğum şey edebi metinse ben önce anlatıcının konuyu zevkle anlatıp anlatmayışına baktığımı biliyorum: Yazar anlatma heyecanıyla dolu mu, sözleri doğru ve güzel seçiyor mu, söylediğini aklında tutuyor mu, olay örgüsü nasıl ilerliyor, yazarın bakışı yazının evrensel geleneğinden beslenmiş mi, anlatıcıyla karakter arasındaki ayrımlaşma fark edilmiş mi... Bir metni ‘‘neye göre okumamak’’ gerekir, bu apaçık bildiğimiz bir şey değildir bana göre. Okuru genellikle toplu önyargılar yönetir, ondan etkilenmiş olabiliriz. Bir şeyi okumayı ve okumamayı seçmek kendi ruh dünyamızda biriken şeylerle ilgilidir, psişiktir ve kuramsal olarak nasıl açıklanabilir, bilmem. Herkes bilir, bazı yapıtları okuyamayız ama sorunun yapıttan gelmediğini de sezmişizdir. Bu konu uzun; söz söylenecek yer ise dar.

Kendinize özgü okuma ritüelleriniz var mı?

GK: Mutlaka “karışık” okurum. Yani hep kurmaca okuyanlardan değilim. Roman, öykü, eleştiri, inceleme kitapları masamdadır. Okuduğum kitabı bir yerde bırakıp başka kitabı okumayı sürdürebilirim. Mutlaka not alırım. Çizerim. Bazen defterlerime aktardığım notlar tutarım. “Üretici okuma” derim ben buna. Masada okurum genellikle. Doğrusu koltukta, sırtını bir yere vererek okumakmış; onu denemeye çalışıyorum ama not almak zor oluyor.

Okuma biçiminizi değiştiren yazarlar olduysa söz eder misiniz?

GK: Yazarak okumayı Lenin’in defterlerinden öğrendim: Önemli şeylerin kenar boşluğuna notlar yazar ve bunları “Nota Bene” işaretiyle gösterir hep. Ben de hâlâ notlarımın kenarına NB yazarım. Bunu öğrendiğimde çok gençtim, okuduklarımı notlar alarak daha iyi aklımda tuttuğumu anlamıştım. Zaman geçti, Mamak Cezaevi’nde (şimdi isimsiz bir kahraman, acaba kimdi?) bir arkadaşın kitabı okuyuş biçimi beni çok çarptı: Kitabın künyesini yazıyordu başa; sonra kaynakça kısmını olduğu gibi yazıyordu ve sonra altını çizdiği yerleri sayfa numaralarını da belirterek deftere geçiriyordu. Bu tarz benim bir raf dolusu defter yazmama yol açmıştır. Kitaplığımda böyle okumalardan oluşan gerçek bir kişisel okuma notları dünyası vardır. Çocukluğumun büyük öğretmenleri Aziz Nesin, Orhan Kemal ve Yaşar Kemal’dir. Orhan Kemal’in Avare Yıllar’ını on dört yaşında okuduğumda bir hafta âşık gibi gezdim. Balzac, Tolstoy ve Dickens ilkgençliğimin öğretmenleriydi ama Lukács bana kafamdaki dünyaya göre okumayı öğrettiği için bir süre siyasal güdümlülükle sakatlanmış romanlarla oyalandım. Lukács, Kafka’yı yasaklıyordu ama Thomas Mann’ı övüyordu. Bunu neden yaptığını anlamakla birlikte zamanla hoşuma gitmedi. Çünkü yazınsal olguları toplumsal olgular gibi ele almak ve buna bir felsefe yakıştırmak saçmaydı bana göre. Elias Cannetti’nin Körleşme’sini okuduktan sonra kural dayatan düşüncelerin duvarlarını yıktığımı anlıyorum. Bir de Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar’ını söyleyeyim izninizle. Parantez içindeki içsesleri ve karanlık ritmiyle anlatıcının doğası konusunda epeyce ders alınacak bir adam olduğunu düşünmüşümdür. Onun gibi yazmadım ama ondan beslendim. Doğrusu pek çok yazardan beslendiğimi anlıyorum ama onlar gibi yazmayı reddetmekle yazarlık yolunda ilerleyebildiğimi de çok iyi biliyorum.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR