Hakan Bıçakcı’dan, Hikâyede Büyük Boşluklar Var “Hayaller Paris, gerçekler Eminönü.”

Hakan Bıçakcı’dan, Hikâyede Büyük Boşluklar Var “Hayaller Paris, gerçekler Eminönü.”


Twitter'da Paylaş
0

Hakan Bıçakcı’nın yeni öykü kitabı yayımlandı. Romana iyice yönelmişken yayımladığı yeni öykü kitabı şaşırtıcı oldu. Üstelik çok beğenildi. Öyküye bulaşan bir yazarın ondan vazgeçmesi kolay değil. Hakan Bıçakcı ile yeni kitabından çıkarak Notosoloji için konuştuk. Semih Gümüş: Hakan, Hikâyede Büyük Boşluklar Var yayımlandı. Okurların gözünde sen öncelikle romancısın. Ama demek ki öykü de vazgeçilmez... Hakan Bıçakcı: Kesinlikle. Eski söyleşilerde romana daha yakın olduğumu belirtiyordum hep ama artık bundan emin değilim. Son yıllarda öykü türü üzerine daha çok düşünmenin ve bu türde daha çok kalem oynatmanın etkisi sanırım. Artık şöyle düşünüyorum: Bu ayrımın bir önemi yok. Ayrım öykü ile roman arasında değil, iyi yazılmış ve kötü yazılmış anlatılar arasında olmalı. SG: Kitabın adı öykülerden birinin adı değil. Benim de öykü kitaplarında hep olmasını istediğim gibi. Peki büyük boşlukların nedeni ne? HB: “Hikâyede büyük boşluklar var” film eleştirisi yazılarında sık rastlanan klişe cümlelerden. Olay örgüsündeki sorunlara, kurgudaki problemlere, mantık hatalarına işaret eden olumsuz bir yargı. Bu cümleyi bir öykü kitabının başlığı olarak kullanma fikri hoş geldi önce. Tüm öykülerin ortak noktası olabilecek bir söylem olduğunu da düşününce iyice ikna oldum bu adı kullanmaya. Boşluklar bazen öykü karakterlerinin iç dünyalarında karşımıza çıkıyor, bazen okurun hayal gücüyle doldurması gereken akıştaki atlamalara gönderme olarak. SG: Senin yazdıklarındaki dünyalar bana tuhaf geliyor. Sıradan hayatlar ama sanki yalnızca senin gördüklerin. Belki en güzeli de bu... HB: “Tuhaf” doğru bir sıfat bence de. Tamamen hayatın içinden ayrıntılarla, nesnelerle, kişilerle dünya dışı bir his yaratan tuhaf durumlar kurgulamaya çalışıyorum. Gerçek diye dört elle sarıldığımız dünyanın bir an için altımızdan çekildiği, aniden bulanıklaştığı veya içinde kör noktaların açıldığı durumlar. Gündelik hayatın konforlu rutininin sekteye uğradığı anlar. SG: Postmodern diye bir şey var, senin yazdıkların için de söyleniyor. Yer yer fantastik, gerçeküstü... Sen ne dersin? HB: Türler okur olarak uzun yıllardır ilgilendiğim bir konu. Edebiyat teorisi, akımlar, anlatım yapıları, roman biçimleri, öykü teknikleri de öyle. Ancak bunların hiçbirini düşünmeden yazmaya çalışıyorum. Yine de şu kadarını söyleyebilirim: Belirsizlikten kaynaklanan fantastik unsurlara ve gerçek dünyanın nesneleriyle yaratılan geçeküstü anlara sıkça rastlanıyor öykülerde. Hikâyede Büyük Boşluklar Var’daki bölüm adları da öykülerin fantastiklik tonlarına gönderme yapıyorlar zaten. Özellikle “Nasıl olur?” ve “Ara Bölge” isimli bölümler. orjinalbaskıcs5SG: Şöyle bir gözlemim var: Hikâyede Büyük Boşluklar Var çok iyi bir kitap, Hakan Bıçakcı’nın romanlarını da gölgeleyebilir mi. Ne dersin? HB: Teşekkür ederim. Olabilir tabii. Bunun cevabını kitapları okuyanlar çok daha objektif bir şekilde verebilirler. Tabii cevap kişiden kişiye de değişecektir. Çevremden iki türlü de yorum aldığım oluyor. Öyküleri daha çok beğenenler de var, romanları tercih edenler de. Biri diğerini gölgeler mi diye bir düşüncem veya endişemse hiç olmadı. SG: Peki niçin hayaller Paris, gerçekler Eminönü. HB: Bu cümle, İstanbul’un ünlü duvar yazılarından. Sosyal medya ile görünürlük kazanan ve Gezi İsyanı döneminde zirve yapan, çok sevdiğim sokak edebiyatı örneklerinden. Bu kara mizah yüklü, bir yandan derin bir yandan arabesk ve hemen her zaman alaycı yeni üslubu çok seviyorum. Öykülerden birinde bu duvar yazısına yer vermek istedim. Öykü kahramanının sokakta yürürken görmesiyle karşımıza çıkıyor. Ve karakterin içinde bulunduğu durumla sinir bozucu bir şekilde örtüşüyor. Aslında sevdiğim çok fazla duvar yazısı örneği var ancak öyküde özel bir yeri olduğunu düşündüğüm için bunu kullanmayı seçtim. SG: Bu İstanbul yaz yaz bitmez bir şehir değil mi sence de? HB: Öyle. İçinde yaşayanları kendine çekerek ağır ağır uyuşturan, çok katmanlı, çok tuhaf ve çoğunlukla boğucu bulduğum bir şehir İstanbul.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR