Haklısın Ruhi ve Fakat İşler Bildiğin Gibi Değil!
4 Aralık 2018 Öykü

Haklısın Ruhi ve Fakat İşler Bildiğin Gibi Değil!


Twitter'da Paylaş
0

İnsan hayatını en büyük travması üzerine kurar. Çok sonra fark eder, uzun menzil olmak istemediğine koştuğunu. Kırıla büküle büyür zira işin doğası, kaçınılmazıdır bu. İdealler, umutla beklenenler, az daha durup sabredilenler... Gelecek menşeli bir dünya içindir. Okul okumak, koca kitapları hatmetmek, iyi insanın en ideali olmak, doğru adamı-kadını bulmak, başarılı işler yapmak, yuva kurmak, çocuk doğurmak. Doğurduğunu idealize etmek. Tüm bunlar hep kendi fanusunu steril tutmak içindir. Bunu yaptıktan sonra başlar başkalarının eksiklerini halletmek için çaba harcamaya gönüllü olmak. Yüksek sesli eşitlik isyanları çıkartmak. Büyük puntolarla yazılar yazıp, aslında öyle değil böyle olmalıdır tiratları atmak. Ama sonra başka şeyler girer ihtiyaçların hiyerarşik sıralamasında aralara. Bazen hatırlasan bile, akla gelen dönemsel hobi gibi vicdanını rahatlatmak için parmak ucuyla dokunursun meselelere. Çünkü önce kendi fanusundur temiz olması gereken. Ortalık yanıp kül olsa bile dert etme lütfen. Önce sensin, öncelik sen. Kişisel olarak geliştirenler de hep öyle demiyor mu zaten. Sen de orta sınıf teşnesisin, ikna olmaya üç gün öncesinden hazır. Hep sorgulamak gerektiği artık okuduğun makalede, öğrendiğin iki satır. Düşünme ve üşenme sakın, yiyeceğinden fazlasını al, giyeceğin kalmadı koş talan et. Zira çıplaksın. İhtiyaç neymiş? Makbul olanı yağmadır unutma sakın. Bolca da şikâyet et. TDK ikiyüzlülük tanımına almıyor bu kadar uzun parantezi, rahat ol. Kocaman masalar etrafında toplaşıp, inanmadığını her şeye aklıselim planlamalar yap. Büyük harflerle uzun uzun aynı cümleler kur. Kimse “aynı hep söylediklerin” diye çıkışmıyor. Çünkü onlar da aynısını yapıyor. Zor değil bunu becermek. Hızlı öğrenirsin azıcık çaba ve bir miktar zekâyla. Bundan sonrası çingene bohçası gibi. Görmek istemediğin kısmı; gerçeklik. O da kör bir kuyunun en dibinde ulaşılamaz bir sonsuzluk artık. Kaç kaçabildiğin kadar. Ama şu var ki değişmeyecek olan ikiyüzlü bir türün mensuplarıyız hepimiz. Ben, sen o ve diğer herkes. Hep kendi derdimizdeyiz. Ölüp bitip ne yapacağımızı bilemez halde. Acı olanı farkında bile olmayacağız yaş elliye gelmeden de. Ne yazacağımı düşünüyordum. Aklımda da vardı bir şeyler. Elim gitmedi, içimden gelmedi. Her sabah işe ve her akşam eve varmaya çalışırken tüm gecikmelerimden mesul, durakta karşılaştım onunla. Annesi az ilerde çevreye duyarlı bir dönüşüm derdindeydi. Yaşını sorunca, altı, dedi. Doğru değildi. Üç yaşında oğlum var benim, kurduğu cümleden anlıyorum ki daha minikti. Para istedi, yemek alır mısın, diye sordu. Annesine bakıyordum. Ben olsam çoktan koşup oğlumu alıp uzaklaşmışken annesi sadece bizi izliyordu. Sorduğum soruları hatırlamıyorum çünkü saçmalıyordum. Karşımdakini kolaylıkla ikna etmede antrenmanlı, ben bu minik insana iki satır anlamlı laf edemiyordum. Zurnanın son deliğini tutturamıyordum. Fena halde bozuk çalıyordum. Gerçek o, sahte ve zavallı olan bendim. Bundandı teklemem. Yüzü gözü simsiyah ama teni öyle tatlı bir bebek rengiydi. En temel pedagojik bilgidir, konuşuyorsan küçük bir çocukla, kır dizlerini göz göze gel onunla. Öyle yaptım. Simsiyah kocaman ışık dolu gözleriyle karşılaştım. Sanki ona değil Yağız’a bakıyordum. Dizi repliği gibi değil mi? Yok değil, gerçekti hissettiğim. Çok değil, iki saat önce arayıp kendi oğlumun tokluğuna, keyfine, uykusuna emin olmuş, teklemeden sormuştum her şeyi. Benimki çok kıymetli de bu minik miydi önemsiz olan? İçinizden geçen vicdan kaslı cevabı da biliyorum. Ben de herkes gibiyim. Unuttuğum insanlık hobimle yaşayan dünya yerlisi. Düzelecek mi, ben yazdım diye saçmalamayın. Ben yazmadım zaten, o yazdırdı. Gülerek uzaklaştı. Siz de çok dertlenmeyin, az gerinin, su için, geçer.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR