Hanene Ay Doğacak
2 Haziran 2019 Edebiyat Öykü Yazıları

Hanene Ay Doğacak


Twitter'da Paylaş
1

“Aynada yüzümü seyrederken sevdiği erkeği kaybetmiş bir kadının gözlerindeki ifadenin nasıl olabileceğini düşündüm. Birden o kalabalığın arasından gördüğüm tabutun başındaki kadının gözlerini hatırladım.”

– Şebnem İşigüzel

Hanene Ay Doğacak, Şebnem İşigüzel'in henüz yirmi yaşındayken yazdığı ilk öykü kitabı. “Önce kitabın sahte bir isimle yazıldığı düşünüldü, hatta haberi bile hazırlandı ancak, son anda yazı işleri müdürünün önerisiyle, rehberden ismi aratıldığında Şebnem İşigüzel’in gerçek olduğu anlaşıldı. Aynı yıl Yunus Nadi ödülüne değer görüldü ama, bu kez de Muzır Kurulu tarafından yasaklandı. Yıllar sonra serbest bırakılınca tekrar okuyucusuyla buluştu.”* Ardından sırasıyla, Öykümü Kim Anlatacak (öykü, 1994), Eski Dostum Kertenkele (roman, 1996), Neşeli Kadınlar Arasında (deneme, 2000), Kaderimin Efendisi (öykü, 2001), Sarmaşık (roman, 2002), Çöplük (roman, 2004), Resmigeçit (roman 2008), Kirpiklerimin Gölgesi (roman, 2010), Venüs (roman, 2013), Gözyaşı Konağı Ada 1876 (roman, 2016), İyilik (Roman 2019) yayımlandı. Gözyaşı Konağı Ada 1876 kitabı Duygu Asena Roman Ödülü'nü aldı.

Hanene Ay Doğacak, yazarın okuduğum ilk kitabı, ama hemen başka kitaplarını da sipariş ettiğimi söylemeliyim. Kitapta birbirinden bağımsız, dokuz hikâye var. Hepsini çok beğenmekle birlikte, özellikle, "Madam Arvadak", "Ayrıntılı Planlarımız Buraya Kadar", "Bir Filmin Son Sahnesi İçin Gerçek Yaşamdan Alıntılar" öykülerini favorilerim olarak ayırıyorum. Gerçek anlamda sarsıcı öyküler. İlk bakışta, yirmi yaşında biri için öykülerin kurgulanmasındaki ustalık, olay örgüsü, sürpriz sonlar, ters köşeler oldukça etkileyici. Ve tabii en şaşırtıcısı, kitabın içinde farklı boyutlarda ensestten tutun, ölü seviciliğine, pedofiliye, şizofreniye çok içerden bir bakışla yer verilmiş olması ve yine bütün bunları sadece yirmi yaşında bir yazarın dilinden okumak. Konuların aşırı yıpratıcı olabilecek detaylarına girilmeden öykü bütünlüğü içinde aktarıldığı söylenebilir ama yine de o öykülerin her satırının çok can yakıcı olduğunu eklemeliyim.

Yazarın öykülerine yansıttığı dil yetkinliği, kurgu yeteneği, sahicilik, kahramanların, anlatıcının dili, kitabı bitirseniz bile öykülerin bir süre daha sizinle yaşamaya devam etmesini sağlıyor. “Aşkın” bilmediğimiz başka halleriyle, ülkemizde tabu sayılan, üzeri kapatılan, yok sayılan, mağdurlarının toplumdan dışlandığı, aşağılandığı, duyulmasını, bilinmesini yayılmasını kimselerin istemediği ensest ve pedofili gibi iki konuyla çarpışmak ve belki ilk defa, rızaya dayalı daha farklı bir boyutu olabileceğiyle de yüzleşmek; iste bu gerçek anlamda sarsıcı.

Öykülerin içine serpiştirilmiş şizofrenler, şizofren sempatisi ve empatisi, toplumun ve şizofrenlerin birbirlerini algılama, sorgulama biçimleriyle ilgili cümleler de bir o kadar vurucu. Öykülerde, şizofrenler adına verilmiş bir tür, “Bu toplumda sadece siz sayın normal olanlar yaşamıyorsunuz, biz de varız, birlikteyiz, dünya bizimle daha güzel ve renkli,” mesajını okumak mümkün.

***

Son günlerde sosyal medyamızı oldukça meşgul eden bir yazar ve kitabıyla ilgili pedofili tartışması gündemdeki sıcaklığını korurken, içeriğinde bu konuları da işleyen bir kitabı okumuş olmak garip bir tesadüf. Hepimizin bildiği gibi, bu gündemin oluşmasıyla birlikte, toplumda yeri olan birçok yazarın kitapları da hoyratça ve özenle taranıp, “pedofili” içeren satırlar bulunmaya, makaslanıp ortalığa saçılmaya başladı ve saçılmaya da devam ediyor. Sosyal medyada yazarların kitaplarından alıntılanmış satırlar, sayfalar dolaşıyor ve haklarında çok sert yorumlar yapılıyor. Öyle görünüyor ki, ortalık kolay kolay durulmayacak, yorumlar ve tartışmalar bir süre daha devam edecek.

Oysa gereksiz tartışmalar, suçlamalar yerine, tam da bu gündemin üzerine, edebiyatçıların, eleştirmenlerin, uzmanların, kısaca tarafların temsilcilerinin, tarafsız bir şekilde yazılı edebiyat metinlerini, dil, içerik ve biçim açısından eleştirel bir bakış açısıyla incelemelerine, bu tarz metinler üzerinde kafa yormalarına ve köklü edebiyat dergilerinin kapsamlı soruşturmalarına ihtiyacımız var.

Aslında sorun sadece bize özgü değil, edebi metinlerdeki pedofili konusunun sadece ülkemizde değil, öteki ülkelerde de tartışıldığına şüphe yok. Birkaç kez filme uyarlanan üzerine araştırmalar yapılıp tezler yazılan Nobakov’un Lolita’sının, aynı şekilde Marguerita Duras’ın Sevgili’sinin (Prix Goncourt ödüllü), bu konudaki en çarpıcı ve üzerinde tartışılan örnekler olduğunda sanırım hemfikir olabiliriz.

Bu tartışmayı edebiyatçılara, eleştirmenlere ve konunun uzmanlarına bırakmak en doğrusu olsa gerek. Hanene Ay Doğacak ve içindeki öyküleri bu kadar sevdiren şey, sadece tabuları yıkması, ensesti, ölü seviciliği konu etmesi değil bence. Başka bir şey. Aşkın başka türlü hallerini anlatan, içimizde bir yere dokunan ve unutulmaz kılan bir şey. İyi ve etkileyici öyküler okumak isteyenler Hanene Ay Doğacak’ı listelerine ekleyebilirler.

*:Kitabın tanıtımından.


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Ayşe Uça
20 yaşında bu kadar etkileyici öyküler yazmak ilginç. Okuyacağım
12:37 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR