Hangi Dilde Yazdığın Sorunu Üstüne
31 Temmuz 2018 Edebiyat

Hangi Dilde Yazdığın Sorunu Üstüne


Twitter'da Paylaş
0

Odysseia ya da İlyada’nın hangi dilde yazıldığı seni ilgilendiriyor mu?

Hangi dilde yazılırsa yazılsın asıl olan eser değil midir?

Geçenlerde bir öykü yazdım, dilini Türkçe seçmiştim, sonra birkaç defa okuduktan sonra eksik bir şeyler olduğunu sezdim, ama inanın ne olduğunu çok aramama rağmen bir türlü bulamadım. Sonra oturdum aynı öyküyü Kürtçe yazdım ve birden fark ettim ki eksik giderilmiş, taşlar yerine oturmuştu (tam tersi de çok olmuştur). Öykünün içinde kuşlar da geçtiği için, kuş seslerini de kuşça yazmaya çalıştım, ama tahmin edemeyeceğiniz kadar zordu bu iş, ne de olsa kuş dilini yazıya aktaracak bir alfabe bilmiyordum. Neyse ki hem Kürtçeye hem de Türkçeye az da olsa hâkim olduğumdan (insan bir dile nasıl hâkim olabilirse o kadar işte, bu arada çok istememe rağmen İngilizce ya da Portekizce bilmiyorum, bir de Don Quijote’yi İspanyolca okumayı çok isterdim) bu iki dilin olanaklarından faydalanıp kuşların çıkardığı sesleri olabildiğince yazıya aktarmaya çalıştım. Sizleri bilmem, ama ben öykülerimi bu şekilde yazarım, hangi dilleri biliyorsam (az ya da çok) onların olanaklarından faydalanmaya çalışırım. Yani demek istediğim amacım eser, yoksa ilerde hangi dilin ders kitaplarında geçecek olmam değil.

Şimdi biri çıkıp bu öyküm için ileri geri konuşabilir: Bilmem hangi dilde yazıldığı belli değil, bu dile hâkim olmadığı için öbür dile çevirmiş olabilir.

Yahu sen öykünü okumana bak, hangi dilde yazıldığını ancak o ülkenin eğitim kurumlarını ilgilendirecek bir konudur, hatta bence onları da ilgilendirmez.

Şimdi Mevlana Mesnevi’yi Türkçe yazmadı diye eserinde bir kayıp mı yaşadı yani?

Ben Don Quijote’yi yıllarca İngilizce yazıldığını sanıyordum, sonuçta benim anlayabileceğim bir dile çevrilmişti, hangi dilde yazıldığıyla ilgilenmedim asla, şimdi de ilgilenmiyorum.

Eserin kendisiyle ilgilenirim, bana ne anlatıyor, burada ne demek istiyor, falan filan, bu arada mutlaka bir şeyler demek zorunda da değil; dilden tat almayı bildiğim gibi dili severim de. Yoksa bazı işi gücü olmayanların sırf fesatlık olsun, kimse su içemesin diye her kuyuya işemeye çalışanlardan değilim. Ha şunu da söyleyeyim, susamış kişi çişi önemsemeyecektir, bilin istedim.

Geçenlerde bir arkadaş bana dert yandı, bilmem hangi adam öykülerini ya da şiirlerini ya da başka türlü yazılarını (roman, deneme vb.) önce Türkçe yazıp sonra Kürtçe yazmış ya da Türkçe yazıp sonra Kürtçeye çevirmiş ya da tam tersi. Onu ihbar edelim de ele güne rezil olsun diye. Varsa bir yerlerden aldığı ödül filan, geri alınsın, bozguna uğrasın.

Hayda, şimdi gel de çıldırma.

Az kalsın Tolstoy ağzıyla başladığım bu yazıyı Bukowski küfürleriyle bitirtecekti bana.

Yahu senin şiirden ya da öyküden anladığın bu mu? Biri çeviriyle (ki çevirmenler daha iyi bilir, şiir çevirmek yeniden yazmak demektir) o dilin ustaları olduklarını iddia edenleri geride bırakmışsa, tebrik etmek lazım, o halde gerçek bir sanat eseri çıkarmıştır.

Şiirle öyküyle ya da romanla uğraşan, iyi eser üretmeye çalışan taze beyinler hangi dilde yazarsa yazsın o dile katkı sağlayacaktır, bunun için dil uzmanı olmaya da hiç gerek yok. O halde nerden çıkıyor bu kötülük? Diri zihinleri küstürmek için her türlü yolu denemek ancak etkisiz elemanların kem çabası değil midir?

Şimdi biri ya da bu kişiler ayağa fırlayıp şunu diyebilir: Ben şu dilde ya da Kürtçede yeraltı romanının ya da feminist romanının ya da bilmem hangi şiir tarzının ilk sahibiyim ya da benzeri bir şey. Hatta bazı saz arkadaşları kalkıp bunun üstüne methiyeler de düzebilir.

Offf offff, otlaklar size kalmış ya, fukaralar!

Arkadaş senin dünyadan haberin yok mu?

Odysseia ya da İlyada’nın hangi dilde yazıldığı seni ilgilendiriyor mu?

Faust Almanca değil de Japonca yazılmış olsaydı ya da Çince bir şey değişir miydi?

Cioran Romence yazdı, Fransızca yazdı; Kundera Çekçe yazdı, Fransızca yazdı; Nabokov Rusça yazdı, İngilizce yazdı; Borges İspanyolca yazdı, İngilizce yazdı; daha sayayım mı?

Bu büyük kafalar, eserlerini hangi dilde düşündüler bilen var mı? 

Senin, “Bu dilde yeni” dediğin şey, artık dünyada yazılmıyor bile olabilir.

Bazı dillerde yeni yeni bazı konular işleniyor ya da biçimlerde eserler verilmeye başlanmış olabilir (feminist roman-şiir, yer altı edebiyatı, yerüstü edebiyatı falan filan; gerçi ben bu isimlerin hiçbirinden anlamam, sadece eser okurum), Kürtçe için söylemiyorum, ben daha Kürtçede bir eser yayımlamadım ki ahkâm keseyim.

Ama kendini bu dilin sahibi ve kurucuları arasında sananlara bir çift lafım var: Gözünüzü açın ve çevrenize-dünyaya bir göz atın. Göreceksiniz ki geriye bir tek şey kalır: Eser. Gerisi toz olup uçar.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR