Hatırlayabildiğim İlk Yutkundum
28 Ocak 2020 Öykü

Hatırlayabildiğim İlk Yutkundum


Twitter'da Paylaş
0

onu ilk gördüğümde yedi yaşındaydım o da bu civardaydı, öyle  sanıyorum. alman polis rozetleri olan yaşıma yakışır bir tişört giymiş salıncakta sallanıyordum. salıncağımın sağ tarafına gelip beklemeye koyuldu bir yandan da yüzüme bakıp gülümsüyordu. önüme sert sert bakmaya uğraşsam da her göz göze geldiğimizde  ben de gülümsüyordum. yanımdaki salıncakta şişko bir çocuk vardı ve salıncağın kırılacağını düşünerek yavaşça sallanıyordum çocuğun her her geliş gidişinde paslanmış zincirler feryat ediyordu. neyse ki çok sürmedi ve sıkılıp kaydırağa gitti.

             o da boş salıncağa oturdu ve hızlı hızlı sallanmaya başladı. ben giderken o geliyordu uzunca bir süre birbirimizle uyuşamadık daha sonra biraz yavaşladı  ve sanki anlaşmışız gibi aynı anda yükselip inmeye başladık. tekrar hızlandı yarış yapmak ister gibi bir hali vardı ve ben ne kadar gayret edersem edeyim hep benden daha yükseğe çıkıyordu. onu süzmeye başladım saçları kısacıktı en az bir erkek kadar ve o yaşıma kadar gördüğüm en kısa saçlı kızdı.
bir anda bana dönüp:
"ben aslı" dedi.
"ben de burak" dedim.
            ardından tekrar hızlandı. bu sefer beni geçememesi için elimden geldiğince kendimi savuruyordum. ne de olsa yeni sünnet olmuştum ve annem, "artık sen bir erkeksin oğlum" demişti. erkekliğe bok sürdürmemek neymiş o gün anladım ama şimdi  anlıyorum ki ne kadar da çocukça hareketler.
dedi ki:
"sen gerçekten polis  misin?"
"hayır annem pazardan aldı, bu uydurma tişört" dedim.
"ben gerçek sanmıştım rozetlerin uzaktan çok gerçekçi gözüküyor."
gülümsedim, annem çok tatlı gülümsediğimi söylerdi.

ve sonra sustu.

            neredeyse sallanmaya başlayalı on dakika olmuştu. bir yandan halamdan yana çeviriyordum kafamı, hırkasını giydiği zaman gitme vakti demekti.

aslı geri gidiyor ben ileri, kafamı geriye çevirip yüzüne bakıyorum. göz göze geliyoruz, gülümsüyor, zaman yavaşlıyor, dudağının kenarında bir çukurcuk oluşuyor. aslı ileri gidiyor ben geri. arkadan saçlarını izliyorum. kısacık, ensesi gözüküyor. "erkek Fatma” diye geçirdim içimden "erkek fatma", “dünyanın en güzel erkek fatma'sı.” bu arada halam sırtına attığı hırkasının içine kollarını sokmuştu anladım ki artık gitme zamanı.
"halam hazırlandı gidiyoruz." dedim.
"tamam, yarın gelecek misin?" dedi.
"bilmem halama bağlı." dedim.
parmaklarıyla işaret ederek:
"evim şu ileride ben her akşam geliyorum buraya" dedi.
"gelicem" dedim.
halam yanıma gelmeden kalkıp gittim. öyle ya yanıma gelip sevgilimin yanında kulaklarımı çekmesi hiç hoş olmazdı.

yoldayken  halam, "o kim?" diye sordu. "sevgilim" dedim. "adı ne?" "aslı, şu ileride oturuyor."

                       yaz ortasında havalar alabildiğine soğumuş ben de eve kapatılmıştım. ne kadar istesem de dışarı çıkmama izin verilmiyordu.  halam devamlı, "siz emanetsiniz, hastalanırsanız yengem bana kızar" diyordu. o hafta gidemedim parka.

            bir hafta sonra nihayet havalar güzelleşti ilk işim  halamı parka sürüklemek oldu. her taraf cıvıl cıvıldı aynı çocuklar vardı şişko da oradaydı. aslı'ya bir hafta sonra istanbul'a gideceğimi söyleyecektim ama o hiçbir yerde yoktu. içimde geleceğine dair büyük bir umut besliyordum ne yazık ki  yavaş yavaş tükendi ve umut yerini umutsuzluğa bıraktı. sabırsızlandıkça daha  hızlı daha hızlı sallanmaya başladım, bu aşk böyle yarım kalırsa ben bu salıncağı kopartırım! halamın yanındakiler beni işaret edip düşeceğimi söylediler. halam yanıma gelip beni zorla salıncaktan indirdi ve doğruca eve götürdü.
            o hafta da göremedim aslıyı ve artık istanbul'a dönme vakti gelmişti. evden çıktık halam kısa yoldan gitmek istiyordu. ağladım, ayaklarımı sürdüm yerlere illa parkın oradan gidecektik. halam nihayet kabul etti ama bir yandan da otobüsü kaçıracağımız için hızlı hızlı yürütüyordu. ayakkabılarımı bağlama bahanesiyle her beş metrede bir duruyordum ve aslı'yı balkonda gördüm.  o, gülleri sularken yaşlı bir adam saçlarını okşuyordu. ona el salladım o da umarsızca karşılık verdi bana. doğrusu kalbim kırılmıştı neden böylesine soğuk el salladı ki? neden yüzünde en ufak bir gülümseme yoktu oysa ufuk çizgisinde bile olsa dudağının kenarında oturan çukurcuktan tanıyabilirdim onu. otobüs terminaline geldik ve istanbul’a döndüm.

            iki sene  geçti aradan  düğün vardı, memlekete gittik. bu sefer annem ve babam da vardı fakat ikisi de işlerinden zar zor izin alabilmişti. yarın akşam düğüne gidecek  ertesi gün de istanbul'a dönecektik. parka gitmek için en ufak bir vaktim yoktu. düğün boyu somurttum kimse sebebini bilmiyordu bir ben biliyordum.

 düğün de bitti, sabah da oldu. kahvaltı edildi yola koyulacaktık ben hala somurtuyordum. annem devamlı neden somurttuğumu soruyordu. en sonunda o da sinirlendi beni kendi halime bıraktı. otobüs terminaline giderken kısa yolu tercih edeceklerine adım gibi emindim. ama hayır parkın oradan gidilecekti. bu sefer ağlamadım ama ayaklarımı yere sabitlemiş gibiydim. halam derdimi anladı ve anneme parkın oradan gidersek çok vakit kaybetmeyeceğimizi söyledi.

            aslı'nın evine yavaş yavaş yaklaşıyorduk. "aslı neredesin aslı" diye içimden geçirirken. onu gördüm, dondum kaldım "anne, anne dur" dedim . arkadaşlarıyla voleybol oynuyordu gözlerime inanamadım saçları upuzun olmuştu. beni gördü  dudağının kenarında çukurcuk oluştu benim içim ısındı, yanımıza geldi, sarıldı. arkadaşları oyunu bırakmış bizi izliyordu, çok utandım.
kulağıma;
"sen benim ilk sevgilimsin biliyorsun değil mi" dedi.
"biliyorum" dedim "sen de benim."
"bir daha ne zaman geleceksin" diye sordu.
"bilmiyorum" dedim.
tekrar sarıldı yanağımdan öptü kıpkırmızı kesildim.
kulağıma:
"ben hep buradayım burak beni unutma" dedi ve arkadaşlarının yanına koşarak döndü. el sallamaya başladı yanındaki arkadaşlarıyla birlikte. biz yürümeye devam ettik. terminale gelip otobüse bindiğimizde çocukluğumun en güzel hatıralarından birinin de bittiğini nasıl anlayabilirdim ki?


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR