Hegel’in Shakespeare Okuması
14 Eylül 2018 Kültür Sanat Tiyatro Felsefe

Hegel’in Shakespeare Okuması


Twitter'da Paylaş
1

Hegel’e göre klasik tragedyada kahramanlar, kişiliklerindeki ahlaki bir zayıflığa göre nitelendirilmemişlerdir.

Hegel Estetik’te (1832) geleneksel trajedi anlayışından çok faklı bir trajedi tanımı ortaya atmıştı. Hegel’e göre klasik tragedyada kahramanlar, kişiliklerindeki ahlaki bir zayıflığa göre nitelendirilmemişlerdir. İki ahlak sistemi arasında kaldıkları ve birine bağlı kalırken kaçınılmaz olarak ötekiyle diyalektik bir ilişkiye girdiklerinden en nihayetinde yenilmeye mahkûm olmuşlardır. Hegel’e göre bunun en iyi örneği, Sophokles’in Antigone’sinde Kreon ile Antigone arasındaki büyük çatışmadır. Buna ek olarak tragedyanın sonunda, kahramanın trajedisi karşıt ahlaki tutumları uzlaştırma yönünde olmalıdır. Başka deyişle, tragedyanın sonunda kahramanın yenik düşmesine karşın, süreç tamamlanmaktadır. Kahraman yenilse de tam da o yenildiği için uzlaşma sağlanmakta, daha kapsamlı bir iyiye ulaşılmaktadır.

Hegel, bir bütün olarak deneyimin diyalektikten geçtiğini, diyalektiğin de bütün çarpışan dinamikleriyle birlikte tragedyada yattığını söylemiştir. Bu sözler karşısında Hegel’in Shakespeare’in Hamlet’ini nasıl okuduğunu bilir misiniz? Hegel’in Shakespeare incelemeleri çok ilgi çekmiş ve bu incelemeler özellikle Hamlet karakterine odaklanmıştır. Hegel kişisel karakter portrelerinde Shakespeare’i el üstünde tutmuş, Shakespeare’in başka yazarlarla kıyaslandığında “erişilemeyecek nitelikte” olduğunu belirtmiştir. Shakespeare’in yarattığı karakterlerin çoğunun “kendilerinden bağımsız sanatçılar” olduğunu dile getirmiştir. Shakespeare’in trajik karakterleri son derece çeşitli tiplemeleriyle gerçek yaşama dokunarak vurucu biçimde sözün gücünü kullanmışlardır. Ancak Hamlet en nihayetinde ne bir çözüme kavuşmuş ne de karar vermede sözcüklerin gücünü kendinde bulmuştur Hegel’e göre. Deneyimin diyalektik doğasından ve özne halinin daimi çarpışan güçlerinden yola çıkan Hegel, Danimarka Prensi’ni hastalık, melankoli, endişe, zayıflık ve her şeyden öte tiksinti çerçevesinde incelemiştir.

Hamlet hastalıklıdır, melankoliye içkindir, endişe kumkumasıdır, zayıftır ve her şeyden öte yaşamdan tiksinir. Hegel’e göre Hamlet ta en başından bu yana ölüm çığlıklarını saklamıştır içinde. Zamanın altın rengindeki ince kum taneleri onu mutlu etmemiştir. Hamlet kaybolmuş bir adamdır. Dünyaya atılan yanlış bir varlıktır. Babasının hayaleti tarafından kendisine verilen göreve evet diyerek yanlış seçim yapmıştır. Dünyaya karşı eğreti bakışı ve içkin tiksintisiyle eylemin değil acedia’nın, başka deyişle bir uyuşukluk ve atalet halinin alanına sıkışmış kalmıştır Hamlet. Dahası Hegel’e göre Hamlet’in soylu ruhu zinde ve eyleyen bir güç için yaratılmamıştır. Hamlet’in ruhu dünyaya ve yaşama nefret kusar. Kararlılık, kanıt ve ahdedilen hayat arasında oradan oraya sürüklenir ve en nihayetinde kendi şüpheciliğine ve harici koşullara yenik düşer.

Hegel’in böylesi bir Shakespeare okumasının, bilgi birikimi ve eylem arasındaki o kemirici çatışmadan doğan Hamlet Doktrini’ne gönderme yaptığını söyleyebiliriz. Aslında bilgi birikimi bu noktada eylemi geçersiz kılar. Hakikate ilişkin içgörü varoluşla birlikte büyüyen muazzam bir bıkkınlığa, tiksintiye neden olur. Açılan yarıkta yarıktan başka bir şey düşünemez hale gelir Hamlet. Kendini kaçınılmaz biçimde sıkışmış bulan Hamlet sonunda biraz da aceleci bir edayla Horatio’ya döner ve ondan bir ninni mırıldanmasını ister. Hegel’in okumasından yola çıkarsak eğer, Hamlet’in böylesi bıkkınlığında destansı ne buluruz, sorusunu şimdi yineleyebiliriz. Hamlet’i bu denli “kahraman” yapan neydi? Shakespeare ölümünün 400. yıldönümünde hâlâ çok değerli, hâlâ çok seviliyor. Eserleri akademiden edebiyata ve popüler kültüre değin hâlâ çok çeşitli çevrelerde yankılanarak yeni çalışma alanları yaratıyor.


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Ayşegül Kanat
Sayın İbrişim Felsefe zaten zor bir alandır bir de farklı az duyulan sözcüklerle anlatmaya kalkarsanız benim gibi bir yaşlı kadın sizi anlamakta zorlanır. Bu iki cümlede ne demek istediniz? "Hamlet hastalıklıdır, melankoliye içkindir, " "Dünyaya karşı eğreti bakışı ve içkin tiksintisiyle" "Hamlet hastalıklı bir kişiliktir melankolik yapısı ağır basar" mı demek istediniz? İkinci cümleyi ise hiç anlamadım.
10:41 AM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR