Hikâyede Dramatik Yapı ve Freytag Piramidi
10 Ekim 2019 Edebiyat

Hikâyede Dramatik Yapı ve Freytag Piramidi


Twitter'da Paylaş
0

“Olay örgüsü dediğimiz şey, karakterlerinizin fevkalade hedeflere doğru koştuktan sonra karda bıraktığı ayak izlerinden başkası değildir.” – Ray Bradbury

Kurgusal (tür ve edebî kurgu) ve kurgu dışı metinlerden beklentileri karşılanmadığında, okur kitabı herhangi bir noktasında bırakma seçeneği ve özgürlüğüne sahip. Kötü kurgulanmış, karakterleri olgunlaşmamış, özensiz kaleme alınmış, omurgası kırık, olay örgüsü kendi çekim alanını yaratamamış, dil işçiliğinde önemli eksiklikleri olan metinleri okumak için hayat çok kısa değil mi?

Umberto Eco, Genç bir Romancının İtirafları isimli eserinde Latince “Rem tene, verba sequentur” cümlesini bize anımsatır: “Konuya hâkim ol, sözcükler arkadan gelir.” Bu kuralın, şiirde tam tersi olarak işlediğini de ekler: “Sözcüklere hâkim ol. Konu arkadan gelir.” Kuşkusuz bir kurmaca eserini çekici ve okunur kılan farklı unsurlar var.

Amerikalı yönetmen, oyun ve senaryo yazarı David Mamet çeşitli söyleşilerinde hayatımızdaki her şeyin dramanın parçası olduğundan bahsediyor. Tarih öncesi zamanlardan beri kamp ateşinin etrafında toplanan bir grup insanın temel bir içgüdü ile hikâye anlatma eğilimi taşıdığını, bu doğrultuda kendi kimliklerini oluşturabildiklerini ve anlatılan hikâyelerin insan topluluklarını birleştirdiğini ifade ediyor. Günlük yaşantımızda da olayları dramatize ettiğimizi ekliyor. Farkında olarak ya da bilinçaltımızda hikâyeleri değiştirdiğimiz, yeniden biçimlendirdiğimiz, bazen zorlama da olsa olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi oluşturarak onları abarttığımızı, böylece karşımızdakilerde merak duygusunu yaratabildiğimizi anlatıyor. 

Bu anlamda her birimiz kendi hayatımızın yazarı değil miyiz?

Kurmaca eserlerde yazar okura önceden verdiği belli sözleri tutmaya çalışır. Yazılı olmayan o sihirli sözleşmeye göre yazarın görevi, okura, kitabının sayfalarını sabırsızlıkla çevirtmek, onun merak ve ilgisini canlı tutmak ve bunu hem teması hem anlatımı ve dili hem de hikâyesi ile ustalıkla yapabilmektir. Bu unsur, sadece tür romanları için değil (genre fiction), edebî romanlar için de geçerli olabilir. Batıda kurgu yazarlarının pek çoğu bize benzer öğütler verir. Metnin iç ve dış çatışma ile yarattığı merak ve gerilim unsuru, anlatımın keyifle okunmasını ve sürükleyiciliğini sağlar.

Başarılı ve okuru kendine çekme amacına ulaşmış bir hikâyenin anlatı döngüsü dev bir çan eğrisini andırır. Sıfır noktasından başlar ve zirveyi yakalayıncaya kadar yükseliştedir.

Bu, eğrinin doruğa ulaştığı noktadır. Sonra, kavis, yavaş yavaş yine eğime geçer, düşmeye başlar ve çan eğrisi zemin noktasında sonuçlanır.

 

Tarihte iki önemli entelektüel, Aristoteles ve Freytag, trajediyi tanımlama konusunda kendi teorilerini oluştururlar. Aristoteles’e göre her hikâyenin bir başı, bir ortası ve sonu mevcuttur. Trajedi, tamamlanmış bir mimesis (taklidi) sergilemeli, ana çatışmaya bağlı, birleşik bir olay örgüsünü sunmalıdır. Bu örgü, seyircinin kendini özdeşleştireceği evrensel bir nitelikte olmalı, aynı zamanda da korku, merhamet ve acıma duygularını harekete geçirmelidir. Mimesis, sanatın yaratım sürecinde temel teorik bir prensip olarak karşımıza çıkar.  Taklit etme, kopyalamayı değil, yeniden temsil etmeyi içerir.

Aristoteles, mimesisi, hayatın eylemi ve doğayı taklit etme aracı olarak değerlendirir. Poetika isimli eserinde kullandığı bir başka terim olan katharsis ise dehşet ve acıma duygularının seyirciyi içsel bir arınmaya götürmesi durumudur. Psikoanalitik teoride katharsis, travmatik deneyimlerle bağlantılı olarak duyguların tanımlanması, yüzeye çıkması, duygusal olarak rahatlama sağlanmasıdır. Olumsuz yıkıcı duygular ve bu duyguların tetiklediği davranışlardan arınma halidir. Trajedilerde olay, zaman ve çevrede birlik demek olan “üç birlik kuralı” benimsenmiştir.  Öte yandan trajedi, seyircinin korku, acıma gibi duygularını harekete geçirirken aslında onun empatisini de geliştiren bir araca dönüşür.

19. yüzyılda Alman yazar ve eleştirmen Gustav Freytag Drama’nın Tekniği isimli (1863) eserinde Aristoteles’ın teorisine bakarak yapıdaki benzerlikten yola çıkmış, buna yükselen ve düşüşe geçen eylemleri de ekleyerek kendi görsel dramatik yapısını oluşturmuştur. Bu yapı Shakespeare trajedilerini analiz etme ve değerlendirme konusunda bir temeldir. Teori “Freytag Piramidi” olarak bilinir.

Freytag’a göre, “Yazarın misyonu, bir olayın kendisini sunmak değil, onun insan ruhunda yarattığı etkiyi belirtmektir.”  Eserdeki çatışma ya da gerilim unsuru ve belirsizlik durumu seyircinin öyküye olan ilgisinin ve merakının artmasını sağlar. Çatışmanın üç biçimi vardır: Kişinin bir başkasıyla olan çatışması, iç dünyasında geçen çatışma ve bireyin kendinden daha büyük ilahi ve doğal güçlerle çatışması.

Freytag, Aristoteles’ın yapısını üçgenden, (yükselen ve düşen eylemleri eklemek suretiyle) piramide dönüştürür.

Gustav Freytag, Yunan ve Shakespeare’ci drama üzerine çalışırken beş perdeli bir yapı planlar: İlk perde giriş (serim) iyi ve kötü karakterlerin, ilişkilerinin, zaman ve ortamın, temel çatışmanın tanıtılması ile ilgilidir. Hikâyenin atmosfer ve ruhunu tanımlar. Sonra heyecan verici, kışkırtıcı bir olay meydana gelir. Çatışma ile olay ivme kazanır ve karmaşıklaşır.

İkinci perde, yükselen eylem ve zirve noktasına ulaşmakla ilgilidir. Kahramanlar büyümeye, olgunlaşmaya ve çatışmayı alt etmeye uğraşır. 

Bu süreçte karakter kendini tanır, mentorları tarafından desteklenir ve becerilerinin de farkına varır. İlgi çekecek eylemler silsilesi gerçekleşir.  Tüm olay örgüsü bu eylemlerle bağlantılıdır. Doruk noktasına ulaşıldığında kahramanın kaderi de değişir. Hikâye trajedi ise olayların yönü tekrar biçimlenir. İyiden kötüye tersine dönüşler deneyimlenir. Düşüşe geçilmiştir. Bu süreçte ana karakter ile rakip karakter arasında çatışma belirgin şekilde ortaya çıkar. Belirsizlik baskındır. Çözüm aşamasında ise seyirci için bir çeşit katharsis durumu oluşur. Olay örgüsündeki düğüm çözülmüş ve sonuca ulaşılmıştır.

Bir romanı yapılandırmak çok karmaşık bir çalışma olabilir ve bazen alt olay örgüleri ve onlara bağlı farklı hikâyeleri bir araya getirmek gerekebilir. Her anlatı, senaryo veya roman bu formülü de izlemeyebilir. Ama dikkat edersek sonuçta pek çok hikâyenin Freytag piramidi çerçevesinde yapılandırıldığını fark edebiliriz. Anlatılan hikâyeler lise edebiyat derslerinde öğrendiğimiz serim, düğüm ve çözüm akışına bir şekilde uyum sağlar. Sonuçta, Ray Bradbury’in Yazın Sanatı ve Yaratıcı Yazarlık kitabındaki ünlü cümlesi aklımıza gelir: “Olay örgüsü dediğimiz şey, karakterlerinizin fevkalade hedeflere doğru koştuktan sonra karda bıraktığı ayak izlerinden başkası değildir.”

Kaynaklar

Aristoteles, Poetika, Furkan Akderin, Say Yayınları

Dr. Gustav Freytag, Freytag’s Technique of the Drama: An Exposition of Dramatic Composition and Art., Elias MacEwan


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR