Hizayı Bükmek İçin Hizaya Bakmak!
1 Ekim 2018 Kitap

Hizayı Bükmek İçin Hizaya Bakmak!


Twitter'da Paylaş
0

Turan Dağlı, Küçük General ile gündelik hayatta sıradanmış gibi görünen pek çok davranışımızın bizleri nasıl bir cehenneme hapsettiğini karikatürize ediyor. 

Küçük General, Turan Dağlı’nın Kuzgunkara ve Bir Romanın Savunusu ile öyküler toplamı olan Bir Çift Küpe Çiçeği’nden sonra kitap bütünlüğündeki üçüncü yapıtı.  Yapıt, biçim olarak kendini adlandırmasa da, biçemiyle anlatı ya da novella diye tırnak içine alınabilecek bir okuma serüvenini işaretliyor. Olay örgüsünün varlığı dolayısıyla her ne kadar bir zaman dilimi dahilinde yapıtı değerlendirmemize olanak sağlasa da zamansız oluşuyla öne çıkan anlatısında Dağlı, bu toprakların motiflerini kullanarak anlatısının mekânını belirlemiş oluyor. Geleneksel toplumların itaat kültürüne sokmak istediği çomağı çocukluğun arka bahçesine fırlatıyor. Tersine bir algı ile kaleme alınmış Küçük General, karakterinin mizah tanımazlığına karşı ürettiği mizahta var ediyor kendini bir bakıma. Bu mizah tanımaz karakter, bahçesindeki meyve ağaçlarına dadanan kuşlardan, akvaryumundaki balıklara, kedisine, komşularına, çevresinde dönüp dolanan her şeye -güneşe bile- hükmetmeye çalışıyor. Her sabah duvarında portresi asılı olan eski bir generale selam verip marş okuyor. Tarihteki yetişkin benzerlerine nazire yaparcasına çok konuşmaktan, yalan söylemekten, şöhret tutkusunu ifşa etmekten, ahlak bekçiliğinden ve çevresindeki her şeyi hizaya sokma arzusundan geri kalmıyor. Beğeni ve alışkanlıklarının tarif ettiği ruhsal durumu, en sevdiği çiçeğin nergis oluşuyla temsil olunuyor anlatıda.

Freud’un “Narsisizm bir sapıklık değil, kendini koruma içgüdüsünün bencilliği” belirlemesi, gerçeklik duygusunun kaybı olarak ortaya çıkan büyük ve durdurulamaz dünyayı ve ötekileri kendine göre düzenleme arzusunun da açıklayıcısıdır. Bu arzunun başka hayatları cehenneme çevirmesi, modern toplumun tragedyasıymış gibi görünse de, kültürel ve sosyolojik kodların çözümlenmesi ile baş edilecek bir sorunu tarihin neden pişirip pişirip önümüze koyduğunu açıklayabilecek donanıma sahip olduğumuz halde hâlâ neden onu açıklayabilecek cesarete sahip olmadığımızı durup düşünmemiz gerekir. Dağlı, aslında anlatısına klişe ettiği “Tarih zayıflara acımaz!” sözüyle bu duruma içten bakmak istese de yarattığı karakter hayatın içindeki olgular ve olaylar arasında bağlantı kurmayı denemeyen, dışsal türden. Sineklerin Tanrısı’nda Golding, “Her şeyin bir doktoru vardır. Kafanızın içinin bile bir doktoru vardır” der ya, Küçük General’in kafasının içinin bir doktoru yok, daha doğrusu kendi kendinin doktoru olmaya da soyunuyor, tarihteki yetişkin benzerleri gibi.

Küçük General’in okuru gönderdiği pek çok metin var. Bunlardan ilk akla geleni Küçük Prens. Birinin gülü, ötekinin nergisi, ilk elden metinlerarası bir akrabalıkmış gibi hissedilse de asıl bağlantıyı dünyayı kavramadaki farklılıklarında kurmalıyız; birinin denediğini öteki denemeye tenezzül bile etmiyor! Ego şişkinliği dolayısıyla emsalsiz karakterimiz, ‘ben’inin asıl kurgusunu Machiavelli’nin Prens’indeki sorunun yanıtına göre biçimlendiriyor; “Sevilmek mi yoksa korkulmak mı daha iyidir?” Düşünsel farklılaşmanın hak ettiği saygıyı görmediği toplumsal yapılarda, inanış sistemlerini ve eylem stratejilerini güce yaslandıranların sahip oldukları korkularını yarattıkları korku ile aşmak istemelerine tanık oluruz. Bu bağlamda, Güliver’in Gezileri’ne de gönderiyor bizi Küçük General anlatısı, Hitler’in Kavgam’ına, Burgess’in Otomatik Portakal’ına, Kırmızı Defter’e gönderdiği kadar. Yine de metinlerarasılık anlatının mesajının önüne geçmiyor.  Küçük General’de karakterini uç olana yaslayarak anlatan Dağlı, dilin olanaklarından daha fazla yararlanabilirdi. O zor olanı deneyerek güncel kişisel tarihimizin çıktısını mizahi bir anlatım aracılığıyla sunuyor okura. Mitler, fetişler, düşman imgeleriyle örülmüş bir toplumsal tarihin içinde çıktının Küçük General’den farklı olmasını beklemek, neredeyse imkânsız!

Bir imkânsızlığı ete kemiğe büründürdüğü Küçük General’in soğuk bir tebessüme emanet olmuş varlığı, konforumuzun köküne konulmuş bir dinamit etkisi yaratıyor okur bellekte. Bunun hayli yararlı bir işlevi de var üstelik; hizayı bükmek için hizaya bakmak gerektiğini anımsatıyor. Şiddete karşı öreceğimiz güvenlik duvarını da bu bakış tedarik ediyor bizim için. Aile eşrafımızda, toplu hâlde yaşadığımız mekânlarda, işyerlerimizde, arkadaş gruplarımızda, hayatın her alanında ne kadar çok Küçük General varmış diye iç geçiriyoruz. Bu Küçük Generaller insanın kendini gerçekleştirmesine yönelik engeller iken Dağlı’nın anlatısına ilham olmuşlar. Baudrillard’ın Kötülüğün Şeffaflığı’nda “Şeyleri olumsuz yanlarından budayıp sentetik olarak ideal biçimleri içinde yeniden oluşturmayı hedefleyen tam bir cerrahi zorlama altındayız” diye açıkladığı çağımızın hiza arzusuna karşı bir bellek oluşturmak, hizayı bükmek için yeni bir okumanın kapısını çalmamız gerekiyor. Arkasından Küçük General çıkacağını bilsek de bunu denemeliyiz. 

Her deneme, bir deneme olarak kalmayabilir. Küçük General anlatısı, umarım böyle olacaktır. Özgürleşmenin ve özgünleşmenin olanaklarını, okumanın dönütleri olarak ekleyecektir toplumsal belleğe. Zamanın sinsiliğini aşmanın bir yordamı olarak hesaplaşacağı ve belki de ödeşeceği toplumsal tarih ile bağlantısını da böylelikle hep canlı tutmuş olacaktır. İltica edecekleri birer ütopyası kalmamış olan yığınlar için bu hesaplaşma ve ödeşme mahşeri bir tutku hâlini alıyorsa, çocukluğumuz her birimize birer uzak ülkeyse, kişisel tarihimizin yürüyeceği bir yol da kalmamıştır aslında. Kişisel tarihimize çocukluğumuza daha fazla dönerek yol değil yollar açmalıyız. Dağlı, anlatısında; her çocuğun içinde bir Küçük General yattığını ve gerek eğitim ile gerekse bilerek ya da bilmeyerek verdiğimiz primlerle onu nasıl büyüttüğümüzü anlatıyor ve maruz kaldığımız durum ile yüzleşmemizi sağlıyor. “Ruhu yıpranmış, benzi atmış bir ayna”ya bakıp bakıp yüzümüzü göremiyorsak, bu ortaya koyduğumuz okumanın niteliksizliğinden değil çaresizliğindendir. Çareye yönelmek içinse içimizde büyüyen generalleri terhis etmekten başka şansımız yok!


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR