Horacio Castellanos Moya: Tiksinti
22 Ocak 2020 Edebiyat Kitap

Horacio Castellanos Moya: Tiksinti


Twitter'da Paylaş
0

“Hiçbir kültür tanımıyorum ki zevki buradaki kadar alt seviyelere alçaltmış olsun, başka hiçbir kültür tanımıyorum ki, zevki alçaltmayı bir değer haline getirmiş olsun.” – Horacio Castellanos Moya 

Aralık 2019’da Notos tarafından Süleyman Doğru’nun akıcı çevirisiyle yayımlanan Tiksinti Moya’nın Aynadaki Dişi Şeytan ve Yılanlarla Dans’tan sonra ülkemizde basılan üçüncü kitabı. El Salvador doğumlu yazar Horacio Castellanos Moya Tiksinti’den önce bahsettiğimiz kitaplarının yayımlanmasına rağmen ülkesinde asıl ünü bu kitabıyla kazanır. Bu öyle bir ündür ki kitabın basımından sonra aldığı ölüm tehditleri nedeniyle ülkesinden kaçmak zorunda kalır. 

Tiksinti büyük ölçüde otobiyografik bir roman. Moya böyle olduğunu kitabın sonuna eklediği iki sayfalık açıklama notuyla teyit ediyor ve aslında kitabını, Meksika’dayken yazdığını, kitabın tanıtımında “öfke virtüözü” olarak adlandırılan Avusturyalı yazar Thomas Bernhard’ın eserlerinde yer alan Avusturya’ya ve kültürüne karşı en sert eleştirileri içeren tarzını taklide yönelik bir üslup alıştırması olarak gördüğünü anlatıyor. Üstelik kendisine yönelik tepkilerin sadece, bağnaz, yobaz, cahil, fırsatçı bulduğu halkın genelinden değil, sevdiği, değer verdiği insanlardan da geldiğini açıklıyor. 

Kahramanımız Edgardo Vega on sekiz yıldan sonra annesinin ölümü ve ardından sürecek miras işleri nedeniyle artık vatandaşı olduğu Kanada’dan, üniversitesinden, kürsüsünden birkaç haftalığına ülkesi El Salvador’a döner. Bu hevesli bir dönüş değil, tamamen bir mecburiyettir. Daha uçaktan iner inmez ülkesinin sosyoekonomik, kültürel yapısı, siyasi, ahlaki duruşu ve şartlarıyla yüzleşmeye başlar. İç savaşın bitmesine rağmen hiçbir şey değişmediği gibi her şey daha kötüye gitmiştir. İlk önce erkek kardeşi, karısı ve onun çocuklarının yaşadığı eve gider. Bunu niye yaptığını anlayamaz, belki de yaşadığı şaşkınlıktan yaptığını düşünür. Sonrasında ise karşı karşıya kaldıklarıyla başa çıkamaz. Hepsi nefret edilesi insanlardır, çocuklar da buna dahildir. Aile evde oldukları sürece sadece televizyon izler, hiçbiri gerçek anlamda bir kitap, dergi okumaz, eğlenmek içinse AVM’lerde gezer, ulusal yemekleri olan pupusa yemeye gider ve bakımsız, mikrop yuvası plajlarda vakit geçirirler. Bu arada annesinin miras işleri de uzamaktadır. Bürokrasi berbattır. El Salvador’da kalması gereken süre uzadıkça Vega bütün bunlardan bunalır. Yaşadıklarını paylaşmak üzere eski ve gerçek dostu Moya’yı akşamları kısmen vakit geçirmek, birkaç kadeh kaliteli içki içebilmek ve istediği tarzda müzik dinleyebilmek için sürekli gittiği, bir kulüp havasına dönmesi dışında kusuru olmayan kafeye davet eder ve öykümüz orada başlar. 

Aslında öykü değil monolog başlar. Kitap baştan sona Moya’nın ağzından Edgardo’nun söyledikleri aktarılarak anlatılır ve Edgardo Vega’nın başından geçenleri odağına alır. Moya hiçbir şekilde yorum yapmaz, karşılık vermez – kahraman onun verebileceği cevapları beklemez – sadece dinler. Hikâye, Vega’nın karşı durduğu ülkesine ait, her bir unsura ayrı ayrı ettiği hakaretler, aşağılamalar, yergiler silsilesiyle ilerler. Anlatmak istediklerini ritmik yinelemelerle şiir gibi dokuyarak metnin içine dağıtır. Bir çeşit kara mizah duygusu eserin bütününe hâkimdir. Kahramanın ülkesiyle ilgili yanıt bulamadığı öfkesini bu şekilde yatıştırdığını söylemek yanlış olmaz sanırım.

Konu bütünüyle Edgardo’nun aslında ne sevdiği ne de dönmek istediği, iç savaş ve katliamlar sonrasında hepten yozlaşmış siyaseti, ekonomisi, fakirliği, toplumu velhasıl bütün kurumlarıyla çürümekte olan ülkesiyle yeniden yüzleşmesiyle ilgilidir. Aradan geçen on sekiz yılda hiçbir şey düzelmediği gibi daha kötüye gitmiştir. Kahramanın vaktiyle kaçtığı her şey olanca kötülüğüyle orada durmaktadır. 

Vega ülkesinin nelerini eleştirmez ki… Kitap boyunca, aşırı, bayağı, çağdışı ve bağnaz bulduğu şeyler arasında şunlar vardır: Futbol fanatikliği, orta sınıf iş adamlarının etik dışı iş yapış biçimleri, gazetelerin durumu, yayın politikaları, özel üniversiteleri kurmanın kolaylığı, eğitim sisteminin içinin boşaltılması, toplumun avamlaşması, zarafet yoksunluğu, vatanseverlik, kahramanlık gibi kavramların evrildiği yeni tanımlar, vasatın altında kalan Latin müzik, edebiyatın durumu, plajların kirliliği, eski orta sınıfın oturduğu sakin sessiz semtlerin zamanla suç oranı yüksek genelev semtlerine dönüşmesi, kötücül ve kötü ifadeli erkek suratları, kadınların sadece modayı ve TV dizilerini izlemesi, çocuklar da dahil ülkede neredeyse hiç kitap okunmaması, okunanların da cinsellik ve şiddet içeren bir tür saçmalıktan ibaret olması, erkeklerin daha çok ev, araba, kadın beklentisiyle yaşaması, bir tür polis-hırsız diyebileceğimiz Culio’ların çoğalması, gerek polislerin, askerlerin, gerekse mafyöz tiplerin çok kolaylıkla adam öldürebilmeleri, hatta bunu sırf zevk için bile yapabilecek bir ruh halinde olmaları. Yaşını başını almış adamların, önce birahanelerde şişelerce kötü yerel bira ve ucuz içki içerek başlattıkları, ardından pis, köhne diskoteklerde dans seanslarıyla devam ettirdikleri ve sonunda en rezil genelevlerde geçirerek tamamladıkları “kafa dağıtma geceleri” adı altındaki yeni trend erkek eğlenceleri. 

Moya bu küçücük, yüz sayfalık hikâye-romanıyla çok tasarruflu bir dil kuruyor ve gerek dünyada gerekse etrafımızdaki pek çok örneğine tanıklık ettiğimiz iç savaş gerçeğine odaklanıyor. İç savaş sonrası yozlaşan bir ülkenin, toplumun, kurumların, sosyal hayatın en hassas noktalarına varana dek sinir uçlarına nüfuz ediyor. Kendisinin de söylediği gibi, ondan başka ülkeler için de “Tiksinti” kitapları yazmasının, hatta kitabın ikinci cildini yazmasının çok istenmesine rağmen bunu yapmıyor. Aslında ne bu romanı yazarak bir şekilde selamlayıp taklit ettiğini ifade ettiği Thomas Bernhard’ı ne de başkalarını taklit etmeden dokuz kitap daha yazmasına rağmen o sadece Tiksinti’nin yazarı olarak kalmaya devam ediyor. Tiksinti ve doğurduğu sonuçlar kendi deyimiyle “bir utanç sembolü gibi” onu takip ediyor. 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR