Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

8 Aralık 2020

Edebiyat

Hümanizmin Tehlikeleri: Kendimizi Hem Terk Etmek Hem De Yanımızda Taşımak

Aynur Kulak

Paylaş

0

0


“Yazarı bir suikastçıya benzetirsek, okur mevta, eleştirmense şüpheli ölümü araştıran dedektiftir.” — Richard Stern

Bu sözü okuyunca kendimi hem mevta hem de şüpheli ölümü araştıran dedektif gibi düşündüm. Böyle bir şey mümkünmüş gibi. Sonra mümkün olabilir, neden olmasın ki, diye düşünmeye başladım. Düşüncelerimi netleştirebilmek adına. Sonra suikastçıyı düşündüm. Sonuçta onu herkesten daha fazla düşünmek lazım. Fitili ateşleyen o. Temelde eylemi başlatan kişi olduğundan onu anlayabilmek bir nevi elzem. Elzem çünkü bazıları eylem içindedir ve eylem içerisinde olmayan diğerleri de eylemin nedenlerini (yükünü mü demeliydim?) sonuçlarıyla beraber taşımaya ve bulmaya adar kendini. Sözde bahsedilen kişilerden hangisi olabilirim? Kendi düşüncelerimin içindeyim yoksa bir başkasının mı? Bize baştan beri öğretilen, anlamını çok iyi bildiğimizi sandığımız kavramlar bizi hangi noktada ters köşeye yatırıyor? Anlayacağınız üzere yine iki kitap birden okuyorum.

Frederick C. Crews’un Forster’da Hümanizmin Tehlikeleri ve Ted Cohen’in Başkası Üzerine Düşünmek kitapları üzerine kalem oynatacak olmayı sonucu tehlikeli bir düşünce silsilesi içine girmek gibi tanımlamasam da konu itibariyle odağa aldığı “hümanizm” ve “bir başkası”nı farklı noktalardan ele alan kitaplar oldukları için beni ters köşeye yatırabilme ihtimallerini kesinlikle göz ardı etmemeliyim sanırım. Zaten her iki kitabı da böyle bir olasılığı sezerek okumaya başladım. Ters köşeye yatabilirim.

Frederick C. Crews

Ters Köşeye Yatmayı İstemek

Forster’da Hümanizmin Tehlikeleri kitabından başlamak istiyorum. Frederick C. Crews’un 19. yüzyılın önemli yazarları arasında yer alan, modernist akımın İngiltere’deki en önemli temsilcilerinden sayılan E.M Forster’ın kitaplarını inceleyip bu detaylı inceleme ekseninde hümanizm kavramını da masaya yatırıyor. Kitap boyunca hümanizm kavramı Frederick C. Crews tarafından E. M. Forster’ın romanları eşliğinde bilinmeyen yönlerine değinilerek mercek altına alınıyor ve bizlere bu kavramla ilgili öğretilenlerin dışında kavramın kendisi ile ilgili henüz göremediğimiz ince ayrıntılara dikkat çekiliyor. Peki, Frederick C. Crews neden E. M. Forster romanları üzerinden inceliyor hümanizmi? E. M. Forster romanlarını hümanizm kavramı çerçevesinde, üstelik bu kavramı ters köşeye yatırır nitelikte ele almak istemesinin nedenleri neler?

“Forster’ın bir hümanist, kendi inancını bu dünyada sınayan ve bireysel insani düsturları her şeyin ölçütü diye tayin eden bir adam olarak sahiplendiği o bütünlüklü konumunu düşünüyorum ben. Teorik bakımdan Forster, kariyeri boyunca bu konuma sadık kalır, fakat roman sanatçısı olarak kendini gitgide bu konumun negatif tarafına çekilmiş bulur. Forster’ın sanatsal gelişiminin, hümanizmin yapısında var olan ironileri ve düş kırıklıklarını aşamalı biçimde benimsemesiyle koşut gittiği şeklindeki çıkarsamayla durmadan karşı karşıya geleceğiz. Hümanizmin tehlikelerini kabullenme, Forster’ın romanlarında var olan anlamın başlıca mihenk taşı haline gelir ve nihayetinde baskın bir tema olarak gün yüzüne çıkar aslında. İlgilendiğimiz gerçek mesele bu fenomendir.”

Frederick C. Crews’un hümanizm ile ilgili bahsettiği bu fenomen Forster’in özel hayatında bir kırılmaya uğramasa da romanlarında uğrayacaktır ve Crews’in asıl ilgilendiği mesele budur. Bu aşamada Forster’ın romanlarını sırasıyla yazalım:

Meleklerin Uğramadığı Yer (Where Angels Fear to Tread, 1905), En Uzun Yolculuk (The Longest Journey, 1907), Manzaralı Oda (A Room With A View, 1908), Howards End (1910), Hindistan’a Bir Geçit (A Passage to India, 1924), Maurice (1971).

E. M. Forster

Hümanizm anlayışındaki kırılma özellikle iki roman üzerinden – diğer romanlarla karşılaştırma yapılarak tabii – ele alınıyor: Hindistan’a Bir Geçit ve Howars End. “Hindistan’a Bir Geçit yayımlanana dek bize hiçbir şey sunmayan bir roman yazarı olarak Forster’ın, bu romanı kendi kurmaca dünyasının keskin bir anlatımı olarak görmesinin birçok gerekçesi var.” diyen Crews kitabın henüz giriş kısmında yapmış olduğu bu çarpıcı tespitle ele aldığı hümanizm kavramının yirminci yüzyıl itibariyle bir roman yazarının metinlerini nasıl da etkilediğini gözler önüne sermek istiyor.

19. yüzyıl liberalizmi ve hümanizmi tanımları itibariyle tartışılmaz iki kavram. Tartışılmayan iki kavram içine doğmuş, böyle bir aile içinde yetişmiş, eğitim geçmişi bu iki kavram üzerinden şekillenmiş, dini ve politik mirası toplum tarafından tartışılmaz derecede sürdürülen böylesine bir sistemde Forster’ın melankolisi gittikçe artıyor. Çünkü 19. yüzyıldan 20. yüzyıla geçen süre içerisinde maruz kaldığı erozyon hümanizmi bildiğimiz anlamından uzaklaştırarak kişileri ve toplumları terse yatırır şekilde tehlikelerinin de olabileceği gerçeğiyle yüzleşilmesi gereğini ortaya çıkarıyor. Forster roman yazarı olarak hümanizm kavramının tanımının yeniden yapıldığı bütün bu geçiş sürecinde moda sloganlar atılarak yapılan – örneğin kendini ifade etme, cinsel eşitlik, sosyal sorumluluk – meselelerinden uzaklaşıp kendi bakış açısına ironiyi de katarak insanlık durumlarını gözler önüne sermeyi başarıyor. Yani 1910 yılında yayımlanan Howards End romanıyla ve yayın tarihi 1924 olan Hindistan’a Bir Geçit’te iyice pekişir şekilde hümanizm tehlikeli sularına iyice girilmiş olunuyor.

Kitaptaki on bölüm boyunca hümanizm kavramının bir romancı odağında tanımını nasıl değiştirebileceğini okuyoruz. Frederick C. Crews tabii ki kendi döneminin yazarlarıyla; James Joyce, Lawrence ve Eliot'la da karşılaştırıyor Forster’ı. Fakat Forster, Crews için karşılaştırma yapılamayacak ve su götürmez şekilde üstün bir romancı. Crews’in kayıtsız şartsız şekilde ortaya koyduğu bu hayranlık hümanizmin tehlikelerine dikkatimizi çekmesi açısından ve ters köşe bir düşünceyi bize kabul ettirmesi açısından da çok önemli. Zira Crews’in bu hayranlığı ve hayranlık duyduğu kişiye inancı olmasaydı hümanizm tehlikeli bir kavrama bürünür müydü bunu da sorgulamamız lazım. Güçlü romancılar ve onların güçlü edebi metinleri tüm bunları düşünmemizi ve konuşmamızı sağlıyor işte. Bu yüzden ters köşeye yatma ve artık o köşeden kavramları değerlendirmeye almada hiçbir sakınca görmüyorum. Zira toplumun nerelerde kırılmaya uğrayıp değişmeye, en önemlisi de dönüşmeye doğru ilerliyor olmasını en çıplak haliyle edebi metinlerde görebildiğimiz gerçeği son derece aşikâr.

Ted Cohen

Başka Bir Metaforu Düşünmek

Başkası üzerine düşünmek herkesin yapabileceği bir düşünme biçimi değil. Daha doğrusu başkası üzerine düşünmek – beklentilerin “kişiye özel” olmasından mütevelli – herkesin doğru bir şekilde yapabileceği bir şey değil. Frederick C. Crews’ın E. M. Forster romanlarından yola çıkarak hümanizm kavramını sorgulayıp tehlikelerine de dikkatimizi çekmek istemesi gibi başkası üzerine düşünmek ve söz almak sandığımız kadar basit bir iş değil. Bir de bunu kendimizi başkalarının bizi gördüğü şekilde hayal ederek yapabildiğimizi düşünün. İnanılmaz derecede zor hatta imkânsız bir şey. Ted Cohen bunun imkânsızlığını, “Çünkü kendimizi hem terk etmemiz hem de yanımızda taşımamız gerekir,” diyerek açıklıyor.

Ted Cohen'in kitabı Başkası Üzerine Düşünmek-Metafor Yeteneği alt başlığı ile okuyucuyla buluşuyor. Ted Cohen metaforik hayal gücünden bahsederken bu gücün farklı yaşamları denemek adına bize ilginç çeşitli fırsatlar sunduğunu söylüyor. Fakat şu önemli bilgiye vakıf mısınız bilemiyorum: Metaforun temelinde gizem yatar.

Ted Cohen on bir bölümden oluşan kitabın "Metafor Yeteneği" başlıklı ilk bölümüne, “Metaforun temelinde gizem yatar,” cümlesiyle giriş yaparak kitabın başkası üzerine düşünmek meselesini neden metafor alt başlığıyla desteklediğini, metaforun belirttiği şeyi tam olarak aktarılamayacağı gerçeğinin altını çizmek suretiyle (bir nevi ihtiyacıyla) yapıyor. Peki, özellikle başkası ile ilgili düşünme edimini anlatabilmek tam olarak aktarılamayacak bir şey üzerinden (metaforik olarak) nasıl yapılabilir? Mümkün olabilir mi?

Metafor kurmak yetenek gerektiren bir iştir, diyor Cohen. Yani herkes yapamaz, diyor bir nevi. Dolayısıyla başkası üzerine düşünmek de herkes tarafında gerçek anlamıyla yapılabilecek bir şey değildir. Anlam sözcüğü Ted Cohen için kitabın odağına yerleştirmek istediği bir başkasını düşünmek ve metafor yeteneği meselesini anlatmak açısından önemli bir yere sahip:

“Metaforun belirttiği şeyi bir anlam olarak düşünmek de düşünmemek de aynı derecede mümkündür. Şayet belirtilen şey bir anlamsa, metaforik bir cümle biri gerçek, diğeri metaforik olmak üzere iki anlama sahip demektir. Eğer belirtilen şey bir anlam değilse, sadece tek bir anlama, gerçek anlama sahiptir ve bu durumda metaforik ifade başka bir şekilde anlaşılmaya muhtaçtır. Fakat her iki durumda da ehil dinleyicinin kavrayacağı bir metaforik belirtme mevcut olacaktır. Dinleyicinin bunu nasıl yaptığı ise, nihayetinde enikonu gizemdir.”

Ted Cohen kitapla ilgili metafor yeteneği üzerinden giderek böyle bir temel atıyor fakat asıl binayı kişiler arası düşleme ve düşünme meselesi üzerine kuruyor. Kişiler arası bağlantının gerekliliği her anlamda Cohen için elzem bir durum teşkil etse de zaman zaman böyle bir bağlantı üzerinden gidip, önemli olduğu konusunu idea etmenin hata olduğunu da belirtiyor. Tam da burada bir başkasını düşünme, metaforik olarak bir başkasıyla özdeşleşme ve belki de daha da fazlası olacak derecede hümanizm kavramını tanımladıktan sonra terse yatıracak derecede, birinin çektiği acıya verilecek uygun insani tepkinin, bizi acıyı çekenle aramızda bir bağ kurmaya sevk edebilirken, başka bir merhametli kişi düzleminde çekilen acının ne tür acı olduğunu hissetmeksizin, sırf birinin acı çektiğine inandığımızdan aynı tepkiyi vermemiz Ted Cohen’in ifade etmek istediği konu başlıklarının nirengi noktasını oluşturuyor. Başkasını düşünmek, metaforik özdeşleşme teşebbüsü sadece bazen, bazı insanlar için, bazı durumlarda geçerlidir diyor. Ne zaman, hangi insanlar için, hangi durumlarda? Tüm cevaplar için bu nefis kitabı okumanız gerekiyor.

Merakımı cezbeden bu çok değerli kitaplardan Forster’da Hümanizmin Tehlikeleri'nin çevirisi A. Kadir Gülen tarafından, Başkası Üzerine Düşünmek/Metafor Yeteneği kitabı çevirisi ise Umut İda tarafından gerçekleştirilmiş. Nitelikli çevirileri için teşekkür etmek isterim. Kitaplar, konular, önemli yazarlar, düşünceler, metinler kapsamında NatoBene Yayınları ve bütün ekibine dimağımızı kapsamı hiçbir şeyle ölçüşemeyecek şekilde doğru kanallardan besledikleri için teşekkür ederim. Kitapları alınız ve her bir sayfasını okuyunuz lütfen.   

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Gerçeküstücüler Villasından AnekdotlarAtilla Erol
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

D.J. Taylor

20 Kasım 2025

İngiliz Edebiyatının Yükselişi ve Düşüşü

Oxford kendi ulusal diline ve o dilde ortaya konan edebiyata çok az ilgi gösterdi.İngiliz Dili ve Edebiyatı öylesine geniş fırça darbeleriyle ve öylesine parlak renkli bir tuval üstünde çalışılır ki, kişilikler müfredatı gölgede bırakır. Bu yüzden edebiyat ele..

Devamı..

Kimsenin İnanmadığı Bir Demokrasi

Bamo Nouri

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024