İdare Şart
14 Kasım 2018 Öykü

İdare Şart


Twitter'da Paylaş
0

Ah Eleni. Kapatmasaydın dükkânı, gitmeseydin o koca şehre. Kocamış demek bana düşmez ya, basbayağı kocamış işte. Ne sesine ses gelir adalarından ne sesini duyurabilirsin adalarına. İnatçı ihtiyar derdin ya bana, o ihtiyar şehir benden de inatçı. Martı seslerinden kafan karışır. Üşürsün gecelerinde. Uyumak da zor,uyanmak da oralarda. Vapuru bile hodbindir; geçer hayallerinin ortasından, mavi atlasları yırtan hoyrat bir makas gibi. Özlersin bizim balıkçıların bağırışlarını. Beni bile ararsın Eleni. Oralar beni bile aratır sana. Senin geçkin gençliğine erişemez o mendebur, suratsız, soyu karışık şehir. Buralar öylemi be Eleni. Kaldırımdaki masalar boşalır, vakit geceye devrilirdi, biz birbirimize. Yanaştırırdık benim dükkânın en sağındaki mavi sandalyeyi seninkinin en solundaki beyaz sandalyeye. Öbür masalarda belki üç beş gececi, mevsimlerden yazsa, aylardan ağustos, adadan değil hiçbiri. Kafa kafaya verirdik, gözümüz limanda. Tuzlu, nemli bir çiçek kokusu boynundan yayılan. Parmaklarında yaramaz çocuk dokunuşları. İnce kum dağınıklığı hayallerimizde. Çekinirdim de yine de tutamazdım kendimi. İnsanın gözüne, diline, koluna söz geçirememesi ne menem bir şeyse işte. Maskara kalbimi bırakırdım avuçlarına, gerisi kimin umrunda. Bir de deniz fenerinin yanıp sönen ışığı. Aklımız kalırdı gecede, sandalyeleri ayırırken. Ne desin bir şişe şarap. Her akşam Dimitri’nin bıraktığı hani. Cadaloz karısından korkusundan fazla oylanmadan kaçışına gülerdik. Hatırlıyorsun değil mi Eleni? “Haydeeee tutmayın beni,” deyişini. Ah Eleni. Gitme dedim sana. Bırak kızın gitsin sen gitme dedim. Dinlemedin be Eleni. O da döner gelirdi okulunu bitirince. Tası tarağı toplamaya ne gerek vardı. Bak geliyor, iki gözümün çiçeği, bizim Ali. Laf atmayı ne severdin Ali’ye. “Vre kondos!” derdin oğlana azıcık boydan kısa diye. “Yapma be Eleni,” derdim, “deme öyle. Ayıptır kimsesize.” “Vre kondos değildir?” diye sorardın gözlerini koca koca açıp, kirpiklerini yaya yaya. Allahtan anlamazdı bizim meczup ‘kısa’ diye takıldığını. Adamın aklı kısa, fıstık yeşili mi eksik? “Bu gün nasılsın vre kondos?” “Daha düşünmedim abla?” Öğlen oldu mu uğrardı senin dükkâna. Kahvaltı yapıp yapmadığı muamma. Çorbasını kendi elinle koyardın da önüne, yine dayanamaz sorardın. “Vre düşündün mü?” Bizimki başını aşağı yukarı sallar, alık suratına bilgiç bir ifade katar cevaplardı seni. “İdare şart, abla.” Sırf sen o çavlan şırıltısı kahkahanı at diye feylesoflaşırdı bizimki. Sence bizim kondos zeyrek adamdı, bence bizim Ali derbeder. Şimdi ikimiz de tarumar. Sen gittin diye… Artık öğlen öğünü de muamma Ali’nin. Önüne çorbayı sen koymuyorsun diye, çavlan şırıltısı kahkahan yok diye uğramıyor buralara. Haklı. Ben de isterim şimdi kalkıp gitmek. Senin kıyına kadar yüzebilmek hatta. Yüzemezsem sana kadar, kaybolup gideyim derinliklerinde bir mavi şiirin. Kendimi balıklarla bir tutayım ki unutabileyim seni. Toprağa gömdüklerimizi unutuyoruz enikonu da başka bir şehre gömüyorsak sevdiklerimizi, zor be Eleni. Bizler öldüğünü yeğleriz, kaybındansa sevdiklerimizin.

Epey zaman önceydi. Elinde bir tepsi börek, bir akşam uğramıştın benim eve. Çay koymuştum hemen sapı kırık çaydanlığımla. Kirimden pasımdan utanmıştım da yüzüme vurmamıştın hiç. Üç beş sohbetten sonra bir de baktık zaman geçmiş su gibi. “Kalabilsem şuracıkta yanında vre Levent,” demiştin o ballı ‘LE’ hecenle. “Olmaz Eleni,” demiştim. “Ne der konu komşu?” Ah Eleni. Hani fakında olmadan bağlanırsın ya bir tada, bir kokuya, bir sese. Benim durum tam da bu. Yaş kemale ermiş de gönül tutunacak dalını kaçırmış elinden. Öyle doldurmuşsun ki içimi bu zamana dek, ancak gidince anlamışım yokluğunu. Devrilmiş bir şişeyim, sıza sıza tükeniyorum. Varlığında değerine sahip çıkamamışım, yokluğunda ederine paha biçmem ne mümkün? Geç kalmışlığın inleyen nameleri, kulaklarıma yerleşmiş bir uğultu. Bitti yaz. Şu bir sıra ağacın sararmış yaprağı yetiyor dükkanın önüne. Elinde süpürge benim çırağın sabah akşam. O süpürdükçe dökülüyor yenileri, yenileri döküldükçe o sinirleniyor. Ben kızamıyorum artık yaprağa, toprağa. Ömrümün sararmışlığı düşüyor aklıma. Çok değil daha aylar önce yeşildim, her yanım mavi. Gitmişliğin naçiz ruhumu, aciz bedenimi soldurmamıştı henüz. Yürümeye cesareti olmayan karanlıklara dalıp ölmeli mi? Aşka cesareti olmayanın ölüme mi olacak cesareti? Sapı kırık çaydanlığımın, börek tepsinin yanına yakıştığı kadar yakışamamışım ya yanına. Kaç ömrüm var ki hepi topu? Beklemeyi öğrenmişim öğrene öğrene. Anlayacağın senden sonra deli deli sorularla boğuşuyorum burada, senin dükkânın karşısındaki kaldırımda, umumiyetle elimde içmeyi unuttuğum bir sigara. Şarabı bırakalı da epey oldu. Yani Eleni, dünyam alt üst, ben karmakarışık, yüreğim elimde bir taş, fırlatıp denize atamadığım. Bu gün nasılsın diye soracak olsan Eleni; senin kondos misali, idare şart.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR