İhtiyar Delikanlılara Öğütler
19 Eylül 2019 Edebiyat

İhtiyar Delikanlılara Öğütler


Twitter'da Paylaş
0

Fournier yaşlılığa giden yolda gençlerin olgun bir kişiliğe sahip olmasının yollarını gösterirken her ihtiyar gibi yarın neler olacağına kafa yoruyor. 

Olgun bir insan yaşadığı sürece kendisini ve hayatını gözden geçirir. Öldükten sonra bunu başkaları yapar. 

Bir insanın ölümüne kadar yaşadığı ve karşılaştığı şeyler yoğun bir ilişkiler kümesidir. Eğitim süreci, arkadaşlıklar, iş hayatı, aşk hayatı, belki çocuklar, onların okulları ve mezuniyetleri, üye olunan dernekler, yaşadığınız yere ait sosyal ilişkiler ve bitmeyecek akraba ilişkileri. 

Sağlıklı olduğunuzda hayatın size ihtiyaç duyduğu her alanda koşup başarmaya çalışmak kolaydır. Ama ilerleyen yaşın getirdiği yavaşlık başlayınca ne olacak? Epikuros’un ünlü sözünü teselli için söyleriz hep: “Ölümden korkmayın, o geldiğinde siz burada olmayacaksınız.” 

Peki ya yaşlılık? O geldiğinde hâlâ burada olacağız. 

Fransız yazar ve TV programcısı Jean-Louis Fournier Son Siyah Saçım ve İhtiyar Delikanlılara Bazı Öğütler adlı kitabında bize bu gerçeği anımsatıyor. 

Fournier’in 1938 doğumlu olması böyle bir kitabı neden yazma gereği duyduğunu kısmen açıklıyor olsa da verdiği öğütleri gençler de yerine getirebilir. Çünkü Fournier yaşlılığa giden yolda gençlerin olgun bir kişiliğe sahip olmasının yollarını gösteriyor. Yaşanmışlık dışında asla sahip olunamayacak öğütler bunlar. Pişmanlıklar, gıpta edilenler, keşkeler ve ertelenmiş planlar. 

Fournier’in pişmanlıkları çok basit değil. “Asla İsveç Kralı olamayacağına”, “asla Ay’da yürüyemeyeceğine” ve “asla Julia Roberts’ın kocası olamayacağına” şimdiden pişman olmuş durumda. Ellisini geçmiş biri tüm bunları yapamayacaksa neden şimdiden yapılmasın? 

Yaşlı olmanın bazı avantajları da var tabii ki. 

“Yaşlı olunca kibarlık zorunlu değil,” diyor Fournier. “Gençken öyle olmak şart. Bir iş kapmak, bir sözleşme imzalamak için ne pahasına olursa olsun hoşa gitmek ve hep aynı fikirde olmak gerekiyor. Artık yalakalık yapmak ve razı olmak zorunda değilsiniz. Ne terfi ne de zam beklentiniz var” diye anlatıyor gülerek ve sizi de güldürerek.

Hayatın ve saatin acımasızca ilerlediğini anlatırken biraz hüzünleniyor ve duygularını güçlü satırlarla dile getiriyor: 

“Gençliğimi komünyon saatime bakarak geçirdim. Saniye kolunun fazla hızlı ilerlemediğini, yelkovanın ise daha yavaş olduğunu düşünürdüm. Adeta kıpırtısız olan akrepten ise hiç bahsetmiyorum. Özellikle matematik derslerinde bunları hızlandırmak için her şeyi verirdim. Eğer düşüncelerimi akrep ve yelkovan üzerinde yoğunlaştırırsam bunları hareketsiz kılacağıma ve ‘daha hızlı, daha hızlı’ diye tekrarlarsam hızlanacaklarına inandırmışlardı beni. Bu duam kabul oldu ama ancak elli yıl sonra. Bugün akrep ve yelkovanın çok hızlı gittiklerini düşünüyorum ve yavaş ilerlemeleri için her şeyi veririm.”

Her ihtiyar gibi yarın neler olacağına da kafa yormuş Fournier. Kullandığı iğneli dille tek tek anlatıyor hayatı sarakaya alarak. Mesela iklim krizine dikkat çekiyor: “Yarın,” diyor, “hiç taze yumurta olmayacak çünkü yüksek sıcaklıklar yüzünden tavuklar sadece katı yumurta yumurtlayacaklar.”  “Notre Dame Kilisesi park yerine dönüşecek”, “patika yollar hiç olmayacak, sadece otoyollar bulunacak” ve tabii ki “Bush’un oğlu ABD’ye başkan olacak.”

Fournier’in 2006 yılındaki öngörüleri ne yazık ki gerçeğe dönüştü. Bush’un oğlu gerçekten de başkan oldu. Notre Dame Kilisesi nisan ayında cayır cayır yandı ve az kalsın yok oluyordu.  Başta Türkiye olmak üzere pek çok ülkede tarihi eserler ve doğal ortam talan ediliyor. Siyasetin basit öncelikleri hayatın gerçek ihtiyaçlarını geride bırakıyor. 

Yazar Türkiye’de yaşasaydı başımıza gelenleri nasıl yorumlardı tahmin etmek kolay değil. Ama kitabında “kıl payı kurtulacağız” dediği bazı kötülüklerden yakamızı kolay kolay kurtaramayacakmışız gibi geliyor bana. 

O kötülüklerin neler olduğunu biliyorsunuz.  


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR