İlaçsız
9 Mart 2019 Öykü

İlaçsız


Twitter'da Paylaş
0

Karın boşluğumu sıkıştıran bir şey var sanki bu sabah. Tam göğsümün altında. Koca bir yumruk gibi ağırlık yapıyor. Ön cama vuran yağmur ve onu kovalayan silecekler kötü bir şeylerin telaşlı habercileri gibi. Sıkıntımı körüklüyorlar. Sakız çiğniyorum olmuyor. Teoman’la düet yapayım diyorum, yok. Hiçbir şey işe yaramayacak. Ayağım gazda ama çaktırmadan freni de kolluyor. Her sabah beni işe götüren yol, bu sabah gözüme tanıdık bile gelmiyor. Üstelik herkes sabırsız. Selektörler mors diliyle hep aynı şeyi söylüyor: “Çekilsene be!” Asfalt değil buzun üstünde gidiyorum sanki. Sürekli şerit değiştiriyorum. Göğüs kafesim iki değil üç beden küçüldü birdenbire. Omuzlarım kasılmaktan ağrıyor. Tırnaklarım direksiyona geçmiş. Koro halinde basılan kornalar bana bir şey anlatmak istiyor olabilir mi? Sanırım evet. Sağ şeritte bozulmuş iş makinesini söylüyor olmalılar. Son anda görüyorum. Elimden bir şey gelmiyor.

Aynanın karşısındayım. Küpemin biri kulağımda, diğerinin nerede olduğu konusunda hiçbir fikrim yok. Musluğu açarken ellerim titriyor. Yüzümü yıkadım. Makyaj yapmaya yeltenmedim bile. İçimdeki telaş adımlarıma sirayet etmiyor nedense. Bedenime söz geçiremiyorum bu sabah. Dün kapı girişine bıraktığım çantamı alıp çıkıyorum. Dışarıda yağmur var. Çantada araba anahtarımı arıyorum bir süre. Sonra zaten elimde olduğunu fark ediyorum. Bu sabah zaman düz bir çizgide akmıyor. Nefes almakta güçlük çektiğim boşluklar bırakıyor bana. Anahtarı ararken elime gelen sakızı ağzıma atıyorum. Arabaya biniyorum. Kontak. Silecekler ve müzik çalar kendiliğinden çalışıyor. Zaten bu sabah her şey benim dışımda gelişiyor. Karnıma bir yumruk oturdu. Göğüs kafesim daralıyor. “Dibe vurduysan ya da hâlâ düşüyorsan” Sürekli yanlış yoldaymışım gibi geliyor. Solumdan hatta sağımdan hızla geçen arabalar bende bir terslik olduğunu sezmişler gibi. Hiçbir şerit doğru olan değil. Gaz mı fren mi ona bile karar veremiyorum. Sadece ayakaltından çekilmek için arka arkaya manevralar yapıyorum. “Tüm bu garip duygular. Bir tür iç kanama.” Ellerim direksiyona yapışmış, derin nefesler almaya çalışarak sağ şeritte ilerliyorum. Bu kornalar bana mı? Eksik olmayın, tamam gazlıyorum.

Alarmın sesi kulağımı tırmalıyor. Sanki amacı uyandırmak değil de kötü bir haber vermek. Sol kolum uyuşmuş. Bedenime ait değil şu an. Sağ elimle tutup hareket ettiriyorum. Karıncalanmaya başlıyor. Ama sanki uyuşukluk geçeceğine, biraz hafifleyerek de olsa bütün vücuduma yayılıyor. Kalp atışlarım düzensiz, yer çekimi artmış gibi. Sudan medet umuyorum. Yüzümü yıkıyorum birkaç kez. Küpemin teki düşmüş, aynaya bakınca görüyorum olmadığını. Makyaj gibi ince motor işlerini es geçiyorum. Giyinmeye gidiyorum. Kıyafetlerim zorluk çıkarıyorlar. Özellikle külotlu çorap, fazla inatçı. Paketinden çıkarıp elimde çeviriyorum. Giyebilmek için iki kez mola verip soluklanmam gerekiyor. Ambalajını banyodaki çöpe götürüyorum. Kapağı kaldırıyorum, dün içine fırlattığım ilaçların üzerine bırakıyorum poşeti.

Dışarıda yağmur başlamış. Araba anahtarımı bulana kadar pardösümün omuzları ıslanıyor. Sileceklerin devamlı hareketi sinirlerimi uyandırıyor. Dikkatimi sileceklerden çalan şarkıya kaydırmaya çalışıyorum ama işe yaramıyor. Beni ele geçiren şey bir elini karın boşluğuma sokmuş diğeriyle göğüs kafesime bastırıyor. Nefes almak çok zor. Doğru yolda mıyım onu bile karıştırıyorum. Ters yönde gidiyormuşum gibi muamele görüyorum diğer arabalardan. Yönüm doğru olsa da içimde büyüyen bir terslik olduğu kesin. Şeridime karar veremiyorum, gaza ve frene ne zamanında ne de gerektiği gibi basabiliyorum. Direksiyonu sıktığım için manevralarım sert. Arkadan selektör yapa yapa gelen araç yüzünden sağ şeride geçiyorum. Bir diğeri hızla gelip yetişiyor. Gaza basıyorum. Korna sesleri içimde büyüyen sıkıntıyı besliyor. Ben neler olduğunu anlayana kadar iş işten geçiyor. Yapabileceğim hiçbir şey olmadığını fark etmek garip bir şekilde beni rahatlatıyor.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR