İlhan Durusel • Neşeyle Gelir Bazen Kanser
9 Temmuz 2018 Öykü

İlhan Durusel • Neşeyle Gelir Bazen Kanser


Twitter'da Paylaş
0

Masada karşımda oturuyordu. Deri kanseri varmış onun da. Beraber kalktık gittik sonra.
Birbirimizin bedenine baktık vardığımız yerde.
Tek tek saydık taneleri.
Sende kaç tane var? Bende kaç tane var?
Senin nerende? Benim neremde?
Senin ne kadar ömrün var?
Benim ne kadar ömrüm var?
Sen ne kadar yaşadın?
Ben ne kadar yaşadım?

Sonra kanserlerimizi birbirine değdirdik.
Sonra kanserlerimizi değdirdik birbirine.
Sonra kanserlerini değdirdik birbirimizin tenlerine.
Sonra kanserli derilerimizi değdirdik birbirine.

Böylece kanserden ya da deri kanserinden değil de başka bir şeyden hastaymışız gibi bir tavır takındık. Sonra giyindik. Sokağa çıktık. Beraber yürüdük o meşhur caddede.
Bir resmi geçit, bir kanserli geçit, bir kanserler geçidi oldu o yürüyüş. O anda arkamıza baktığımızda peşimizden gelenlerin hepsinin de kanser olduğunu hayal ettik ve buna inandık, buna güvendik. Ve yürüye yürüye kebir caddenin öbür ucuna, şınav kulübünün önüne, tepeden bakıldığında denizin görüldüğü yere kadar yaydık kanseri. Denize deyince zaten dünyaya da yayılacaktı. Sonra telefon kulübesine girdik beraber. İkimizin de adres defterinde olan bir numarayı aradık. Biz yeni tanıştık, dedik. Sana yemeğe gelebilir miyiz? Bize yemek yap. Sana çok önemli bir şey açıklamak istiyoruz. Çok önemli, kimsenin bilmediği, tahmin edemeyeceği bir şeyi. Senden başka kimse bilmeyecek. Bizim ikimizle ilgili. Biliyorduk o kişi ikimize de âşıktı. Biliyorduk ikimiz de o kişiye âşıktık ve onun bunu bilmediğini biliyorduk. Şimdi biz de yeni yaptırdığı dövmelerle övünen yeniyetmeler gibi birbirimizi işaret ediyoruz kalabalıklarda, birer birer seçebiliyoruz artık bizim gibileri ve parmakla gösteriyoruz sabi günahkârlar gibi tek tek: Deri kanseri! Deri kanseri! Deri kanseri!

Kapısına varınca, Acaba yemek hazır mı, dedik. Acaba kendi yaptığı seramik toprak kaplarda mı sunacak? Yemek yerken mi karar verecek? Acaba nasıl bir karar verecek?
Nasıl karşılaştıracak bizi, neye göre kıyaslayacak?
Bedenlerimize, derilerimize mi bakacak?
Sen o tarafta soyun. Sen bu tarafta soyun.
Sen ne kadar yaşadın? O ne kadar yaşadı?
Senin ne kadar ömrün kaldı? Onun ne kadar ömrü kaldı? Senin kaç tane benin var? Onun kaç tane beni var?
Kaç tanesi habis? Kaç tanesi iyi huylu?
Seninki hangi aşamada? Onunki hangi aşamada?
Sonra kendi hayatına baktı.
Benim ne kadar ömrüm var? Senin ne kadar ömrün var? Onun ne kadar ömrü var?
Ben ne kadar yaşadım? Sen ne kadar yaşadın? O ne kadar yaşadı?

Bir film vardı, hatırlıyor musunuz, üç arkadaş masada karşılıklı oturmuş, karar vermişlerdi, yıllar önceydi. Şöyleydi: Bir masada ortaya bir kitabı koymuştuk ve, “İnsan aslında ne zaman istese ölür” demiştik, bir sorun değil bu, gerçekten bir sorun değil, ölüm sorun değil, intihar bir sorun, etmedik, edemedik; edemeyeceğiz anlamına gelmiyor, o yüzden durumu bir daha gözden geçirip şöyle bir karşılaştırma yapabiliriz hayatlarımız açısından. Durumu derken derilerimizi, bedenlerimizi, ömrümüzü, geçen ve geri kalan ömrümüzü. Sen başla, o devam etsin, ben bitireyim. Ama önce şimdi ben bunu yapacağım, siz bunu yapmayın, siz onu yapın.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR