İlk Aşk
24 Eylül 2018 Roman

İlk Aşk


Twitter'da Paylaş
0

Edebiyatımızın yaşayan en büyük ustalarından Kâmuran Şipal, Dua Çiçeği’nde şimdi çoktan gerilerde kalmış gençlik çağını –özellikle de– ilk aşkını hatırlayan bir adamın iç dünyasında dolaşıyor. Şipal’in yazarlık ustalığını sergileyen Dua Çiçeği, belleğin ve zamanın doğasını sorgulayan zarif, kısa ama yoğun bir roman.

Gerek Demir Köprü gerek Sırrımsın Sırdaşımsın romanlarında yaşlı bir adamın doğduğu kente, geçmişe, çocukluğuna, çok sevdiği/özlediği annesine dair anıları eşliğinde yitip gitmiş bir zamanı anlatmıştı Kâmuran Şipal. Dua Çiçeği de geçmişin acı tatlı hatıraları etrafında kurgulanmış. Ve her iki romanındaki anı parçacıklarındaki örtüşmeler kahramanının da aynı kişi olduğuna işaret ediyor. Hatta mekân da aynı. Ne var ki bu kez anlatıcı orta yaşlarını sürdürüyor, hatırladıkları ise gençlik çağına, ilk aşkına dair yaşanmışlıklar.

Yıllar sonra aynı kenti ziyaret eden, hatta aynı pansiyonda kalan adam huzursuz bir gece geçirir. Gece görülen korkulu, korkusuz düşlerin ağırlığı vardır üzerinde. Dışarıdan gelen sesler, bayram sevincini yansıtan çocuk sesleri onu bir anda eski zamanlara taşıyacaktır, Fadime ile ilk tanışma ânına...

“On sekiz, on dokuz yaşlarında uzun boylu, biraz esmere kaçan; yuvarlak yüzlü bir kızdı. Parmaklarında yüzük bulunmadığına göre evli ya da nişanlı değildi. Belinde uçları arkada fiyonkla birbirine iliştirilmiş, saklandığı yerden özellikle o gün için çıkarılmışa benzeyen beyaz bir önlük vardı. Mutfakla salon arasında mekik dokuyor, gördüğü işi bir rahatlıkla yapıyor, aileye yabancı biri olmadığı anlaşılıyordu. (...) Yürüdükçe kalçaları dar eteklik altında öne çıkıyor, göğüsleri biraz gevşek sutyenler altında hafifçe oynuyordu.”

Bir arkadaşının yakınıdır Fadime. Yarıda kalan lise tahsilini tamamlamak için sınavlara hazırlanmaktadır. Fen fakültesi mezunu anlatıcıdan matematik dersi almak ister. Dersler başlar, konular ağırlaşır, gençler birbirlerine yakınlaşır. Ve bir gün ders esnasında elleri birbirine temas eder; “Biraz sonra ders bitti, ama eller sürdürdü oyunlarını. Çok zaman önce zorla birbirlerinden koparılıp alınmışlar da neden sonra birbirlerine kavuşmuş iki dost, iki ahbap, iki sevgili gibi birbirlerinden ayrılmayı düşündükleri yoktu. Özlem yeterince büyüktü. Eller durup durup ayrıldı birbirinden, durup durup yeniden buldu birbirlerini. Yeniden, boyuna yeniden, sözcük bir oyun boyuna yeniden. Yüzler önlerine bakıyordu. Birbirlerine baksalar. Önlerine bakıyorlardı. Değişik biçimlerde birbirlerine sarılıyordu eller. Parmaklar değişik biçimlerde. Söylenmek istenip istenip de bir türlü söylenemeyen sözcük. Sözcükler. Söylenmek istenip de söylenemeyen. Zaman dursa. Zaman durmuyordu.”

Ne yazık ki zaman akıp gidecek, söylenmek isteyip de söylenmeyen sözcükler, söze dökülmeyen duygular gençlerin kaderini etkileyecek

Yazının ve Duyguların Zerafeti

Şipal’in her üç romanında düşlediği geçmişle şimdiki zaman arasında gidip gelen anlatıcılar yalnızlık, mutsuzluk ve pişmanlık çekiyorlar. Geçmişteki huzurlu hayatın bir daha gelmemecesine uçup gitmesinden mi, onları ellerinden kaçırmalarına neden olan hatalarından mı yoksa şimdiki zamanla baş etmekte zorlandıklarından mı, bilemiyoruz. Ancak elde kalan hep hüzün oluyor.

Diğer romanlarındaki gibi Dua Çiçeği’nde de anımsamalar ve anımsamalar üzerine yapılan yorumlarla, küçük ayrıntıların yarattığı çağrışımlarla, zaman zaman sarf edilen sözler ve itiraflarla anlatıcının iç dünyasına nüfuz eden Şipal, anımsama mekanizmasının çalışmasını çok iyi yakalamış: “Annesini anımsadı. Anımsama öyle duru, net değildi başlangıçta, başka anımsamalarla birlikteydi, adeta onlar tarafından kuşatılmış, öne çıkması engellenmişti. Ama çok sürmedi, sisler puslar arasından yüz gösterdi, tek başına kaldı, elinden tutup bir mezarlığın kapısından içeri soktu onu, ayaklarının geri geri gitmesine bakmayarak bir başka dünyanın kokusu sinmiş çıplak, renksiz ve loş bir odadan içeri taşıdı.”

Söze ve eyleme dökülmemiş ama her iki tarafın kaderlerini belirlemiş ilk aşkın etrafında kurgulanan bir romanda cinselliğe yer verilmemesi şaşırtıcı gelebilir. Bunun nedeni anlatıcının hayat hikayesinden, daha doğrusu kişilik özelliklerinde çıkarılabilir. Kadınlar arasında büyümüş, onların koruyucu sevgisi tarafından kuşatılmış, onlara sevgiyle bağlanmıştır anlatıcı. Fadime imgesi hayatındaki diğer kadınların imgesiyle bütünleşecektir. Nitekim Fadime’yi yitirdiğini öğrendiğinde yitirdiği diğer kadınlar düşer aklına. Naif bir adamın şimdiden geçmişe doğru yaptığı buruk yolculukta elbette yaşanmamış bir cinsellik değil yaşanmış duygular öne çıkacaktır. 

Kâmuran Şipal’ın roman ve hikâyelerinde asıl öne çıkan duygu ve düşüncelerin dile geliş biçimidir. Demirköprü’de, Sırrımsın Sırdaşımsın’da ve son romanı Dua Çiçeği’nde, anlatıcıların ruh halini mükemmel bir dille kuşatıyor Şipal. Özellikle çiçeklere ayrılan bölümlerde dilsel ustalığını iyice konuşturmuş.

Dua Çiçeği, edebiyatımızın yaşayan en büyük ustalarından Kâmuran Şipal’in yazarlık karakteristiklerini yansıtan bir roman...


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR