İmgelerden Öyküye Doğru
21 Nisan 2019 Edebiyat Öykü Yazıları

İmgelerden Öyküye Doğru


Twitter'da Paylaş
0

Sabahattin Kudret Aksal’ın öyküleri hakkında

Sabahattin Kudret Aksal şiir, öykü ve tiyatro oyunlarında insan yaşantıları ve ilişkilerine derin bir duyarlılıkla yaklaşan farklı bir yazar. İlk şiiri 1938’de Varlık, ilk öyküsü 1940’da Küllük dergilerinde yayımlanan Sabahattin Kudret Aksal, kendine özgü bir düş, düşünce ve yazı dünyası yarattı; duru ve güzel bir dille metinler oluşturmaya özen gösterdi.

Sabahattin Kudret Aksal, 1940’lı yılların yeni edebiyat anlayışını benimseyerek, yalın, özlü, içtenlikli şiirler yazdı; bireyin yaşama sevinci ve küçük mutluluklarını odağa aldı. Soyuta yönelimi, onu İkinci Yeni’ye yaklaştırdı. Öykülerinde önce Sait Faik’e özgü bir duyarlığın izini sürdü; sonra, bir imgenin etrafında gelişen; insani durumları dile getiren, yaşamdan bir kesit aktaran bu öykülerde kendi sesini ve tarzını buldu. Felsefe eğitimi alması Sabahattin Kudret Aksal’ın eserlerine farklı bir perspektif ve derinlik kazandırdı. 

Tomris Uyar, onu “denge, ölçü, aydınlık” sözleriyle nitelendirir. Bu üç sözcük, Aksal’ın eserlerinin belki de en özlü tanımıdır. Şiiri “bir düşünceyi, bir duyguyu en güçlü biçimi ile veren sanat” olarak gören Sabahattin Kudret Aksal, şiirde sözcüklerin titizlikle seçimi ve kullanımından güç alan, çevre-doğa-zaman-insan ilişkisine odaklanan yenilikçi tutumuyla dikkati çeker. Şiir anlayışını öykülerine uyarlayan yazar, biçimde mükemmeli aramış, dil ve anlatımı ön plana çıkarmıştır. Öykü üzerinde asıl çalışmalarına 1952’den sonra başlaması nedeniyle daha önceki öykülerini kitaplarına almamıştır.

Öykülerinin dokusunda şiirsel dilin ve imgenin ağırlığı hissedilir. Duygulara, ince sezgilere; insan ilişkilerinin kırılma noktasındaki suskunun anlamlarına yoğunlaşan Sabahattin Kudret Aksal,  yayımlanmış iki öykü kitabı Gazoz Ağacı (1954) ve Yaralı Hayvan (1956) ile şiirimizin yanı sıra öykücülüğümüzün de değerli adlarından biri oldu.  Gazoz Ağacı ile 1955 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı,  Yaralı Hayvan ile 1957 TDK Sanat Armağanı’nı alan yazar, "Vav"lar öyküsüyle 1985 Enka Bilim ve Sanat Ödülü’ne hak kazandı. Şiir ve tiyatro dalında da birçok ödül alan Sabahattin Kudret Aksal,1952-1957 arasındaki öykülerini çocukluk ve gençlik anılarını dönüştürerek yazmış, gençliğin yitip gidişi ve zamanın geçişi karşısında her anın tadını çıkarmanın ve yaşama sevincine sarılmanın değerini dile getirmiştir. Gazoz Ağacı’ndaki öykülerde kişilerin dış görünümleri çoğu kez siliktir, doğa betimleri kısa ve oldukça belirsizdir. Yazar, insan hallerini; ince bir duyarlılıktan ve özenli bir dilin içinden geçirerek, içimizdeki en kırılgan yerlere seslenen naif bir yaklaşımla işler.

Yaralı Hayvan’daki bazı öyküleri ilk kitabındakiler tarzındadır; ama bu kitaptaki öykülerin çoğu, yazarın yeni eğilimini gösterir. Yaralı Hayvan’daki öykülerde olayların ağırlığı artar, kurgu önem kazanır. Kişiler ve çevre betimlemeleri zihinde canlanacak şekildedir. Bu öykülerde ayrıca gizemin çoğaldığı ve düşsel motiflere yer verildiği görülür. 

İnsanların iç dünyasında oluşan bir öykünün ardındaki yazar,  psikolojik ayrıntılarla, özenle seçilmiş sözcüklerle, dingin, yalın, suskun bir biçem geliştirir. Kişilerin diyalogları doğal, içten, etkilidir. Sabahattin Kudret Aksal, öykülerinde; yalnızlık, anlaşılamama, ölümü bekleme, ölüme sığınma, geçici hevesler, aşk halleri, insanın zaman karşısında çaresizliği, boşa geçen hayat gibi izlekleri daha fazla ele alır. Oluşmakta olan öyküler de yazarak öykü metninde birtakım katmanlara yer verir. Bu katmanlar metni çoğul anlamlara ve metafor evrenine açar. Sabahattin Kudret Aksal, kendine özgü dünyasını farklı bir biçim ve üslupla ifade eden öykücülerdendir.

Sabahattin Kudret Aksal’ın iki kitabından ve dergilerde yayımladıklarından seçilenler,  Saatler adıyla da yayımlandı. Bu kitapta, yazarın, aile içi ilişkiler ve sorunlar, bireyin kaygı ve yalnızlığı, büyük aşkın sonundaki düş kırıklığı gibi konulardaki öyküleri özellikle genç okurların beğenisine sunuluyor. Aksal’ın yazdıklarının başlıca izleği olan zaman kavramını işleyen Saatler öyküsü bu seçkiye adını veriyor.

Saatler’de yazarın "Gazoz Ağacı", "Yaralı Hayvan", "Saatler", "Soyut Oda", "Vav’lar", "Ev ve Ölü" öykülerine yer veriliyor. "Gazoz Ağacı"nda, İstanbul’un kenar mahallesinde,  kendi dünyalarında yaşayan yoksul insanların, işsizlerin, yaşlıların günlerini geçirdikleri bir kahvedeki yaşantılara odaklanıyoruz.  İşsiz genç Saim, kahve karşısındaki pembe boyalı evin penceresinde gördüğü Melahat’a vurgundur; genç kız da ilgisine yanıt verircesine sık sık ona görünür, günde birkaç kez elbise değiştirir; sokaktaki satıcılara seslenir. Her seferinde Saim’in aklı başından gider, kâğıt oyununda durmadan yenilir, arkadaşlarına hep gazoz ısmarlamak zorunda kaldığı için adı Gazoz Ağacı’na çıkar. Aşkı ve dalgın halleri alay konusu olmuştur ama Saim buna aldırış etmez. Günün birinde fabrikada iş bulan Saim, bir akşamüstü tesadüfen karşısına çıkan Melahat’a duygularını açar. Melahat ve Saim, kentin uzak mahallesinde bir evin çatı katında küçücük bir oda tutar ve birlikte yaşamaya başlarlar; sinemalar ve kentin cilalı yüzü çok yakınlarındadır. Mutlu görünürler ama iki kişilik yalnızlıkları zamanla onlara yetmez; ilişkileri monotonlaşır. Eve hapsolan Melahat, Madame Bovary misali başka hayatların sevdasına kapılır. Saim eski mahallesinde zaman geçirmeye başlar. Duygularını kısa sürede tüketen iki âşık, bambaşka arayışlar içinde bulurlar kendilerini. Öykünün sonu hüzünle doludur.

"Yaralı Hayvan"da kış günü yazlık bir otele gelip oda tutan gizemli, suskun bir adamın, çevresindekilerce nasıl görüldüğü anlatılır. Otel kâtibi, edebiyat heveslisi uzatmalı bir üniversite öğrencisidir; bu adamın öyküsünü yazmak ister, kendince bir yaşam kurgular ona. Adamın daha önce buraya sevdiği kadınla geldiğini, anıların ardından sürüklendiğini düşler. Böylece, öykünün içinde başka bir öykünün yazıldığını fark ederiz. Gizemli yabancının gerçek yaşantısıyla, öykü yazma heveslisinin ona dair düşlemekte olduğu şeyler bir an birbiriyle buluşur;  iki kurmacanın bu hassas noktasında “Öyküsüne arayıp da bulamadığı sonu yakalamıştı şimdi. Daha doğrusu adam öyküsünün sonunu kendi yazmıştı.” cümleleri içimizi buruk bir hüzünle doldurur.

"Saatler" de oluşmakta olan öyküsüyle ve insan-eşya ilişkisine yaklaşım biçimiyle ilgi uyandırıyor. Birinci tekil kişi anlatımlı öyküde, anlatıcının, bir çayevinde sinema vaktini beklerken yakınındaki bir adamın cebinden çıkardığı kadın saatini uzun süre incelediğini ve saatin sahibi olan kadına mektup yazdığını gözlemlemesi üzerinden yepyeni düşler dünyasına açılmasına tanık oluyoruz. Kendini, kendi tahayyül ettiği bir öykünün içine yerleştiren anlatıcı, öykünün bir kahramanı oluyor ve aynı kadına o da bir mektup yazıyor. 1955 tarihli Saatler’in deneysel kurgusunu ‘genç kurgu’ olarak nitelendirmek mümkün. "Soyut Oda", etkileyici atmosferiyle dikkati çekiyor. Yazarın parantez içi cümlelerde kendi varlığını hissettirdiği açıklamalarla genişleyen "Soyut Oda"da, kendine soyut bir mekân kurmaya çalışan yaşlı Ali Numan Bey’in bu odaya kapanmasından sonra gelişen olaylar, ölümün soyut gizemi üzerinden dile getiriliyor. Kişiler arasındaki iletişimsizlik, anlamsızlık, susku, soyut bir ses gibi çoğalıyor ruhlarda.

"Vav’lar" öyküsünde olay Osmanlı’nın son dönemlerinde geçiyor. Eski bir harfin duruşu ve kıvrımı üzerinden yeni anlamlar kuran bu öykü, bir imge çevresinde gelişen ve düşsel olaylarla gizemi artan yapısı ve yaratıcı tarzıyla ilgi çekiyor. İçine dönmüş bir insanı, bir metne dönüşemeyen yalnız bir harfi, tek harfe indirgenmiş duyguları, düşleri ve ölümü simgeleyen vav’lara evin her yerinde rastlanması, ürpertici bir düşselliğin altını çiziyor.  "Ev ve Ölü" öyküsünde yazar, kapandığı odada ölmeye yatan adam izleğini bir kez daha işliyor. Mekânda detaylar, kokular, renkler, sesler, boşluklar özel bir yer kaplıyor. 1929 İstanbul kışının dayanılmaz soğuğu, öyküyü ve mekânı çevreleyerek, zamanın müthiş gücünü ve puslu bir ölüm duygusunu çoğaltıyor.

Yaratıcılık ve deneyselliğe eğilimli günümüz okurları, Sabahattin Kudret Aksal’ın öykülerinde nice anlamsal derinliklerle, özgün yeniliklerle karşılaşacak ve bu keşif yaşantısında has edebiyatın zarif güzellikleriyle buluşacaklar.

hsoysekerci@gmail.com


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR