Inklings Grubunun Son Üyesi Christopher Tolkien’in Sıra Dışı Sadakati
22 Ocak 2019 Edebiyat

Inklings Grubunun Son Üyesi Christopher Tolkien’in Sıra Dışı Sadakati


Twitter'da Paylaş
0

J.R.R. Tolkien eserinin bir gün tamamlanabileceği ya da yayımlanabileceği konusunda endişeye düşmüştü.

1975’te Christopher Tolkien, babasının muazzam hayali evrenini düzenlemek için New College, Oxford’daki üyeliğinden ayrıldı. Manzara göz korkutucuydu. Elli yaşındaki orta çağ ilimleri uzmanı 70 koli yayınlanmamış eserle kendini çevrili buldu. Binlerce sayfa not, küçük parçalar ve bazıları altı asır öncesinden şiirler, kolilerin içine rastgele sıkıştırılmıştı. El yazması metinler kargacık burgacık ve kurşun kalemle aceleyle yazılmıştı ve karmakarışık notlar, düzeltmelerle doluydu. Öncü hikâayelerden birinin taslağı mesela, lise alıştırma kitabında çıkarılmıştı.

Arşivin önemli bir kısmı J.R.R. Tolkien’in kurmaca dünyasının tarihi hakkındaydı. Notlar Tolkien’in Hobbit (1937) ve Yüzüklerin Efendisi (1954-55) gibi iki çok satar romanında yalnızca sözü edilen evrenin daha geniş bir resmini içermekteydi. Tolkien yaratımının özüne dönerek bu resmi daha hacimli, kutsal bir tarihin içinde aydınlatmaya niyet etti ancak nihai, anlaşılır nüshasını tamamlayamadan hayatı sona erdi. 

Christopher, 1977’de Silmarillion adıyla yayımlanan bu kitabı düzenlemeyi kendi üzerine aldı. Babasının arşivinden ortaya çıkan bir projeden diğerine el attı, çoğunlukla şiir yayını, akademik eserler, kurgu ve Orta-Dünya’nın yaratımıyla ilgili 12 ciltlik tarih. Ağustosta yayınlanan The Fall of Gondolin babasının ölümünden sonra arşivden Christopher’ın ortaya çıkardığı 25. kitaptır.

Bugün, kırktan fazla yıl sonra, 94 yaşındaki Christopher Tolkien sessiz, kılı kırk yaran bir adanmışlıkla babasının hayal gücüne verdiği emeği tamamlayarak editör kalemini bıraktı. Bir centilmen ve alim olarak aldığı terbiyenin sonucudur. 20. yüzyıl edebiyatında önemli rol oynayan bir derneğin son üyesidir: the Inklings. Bir çağın sonu.

Somme siperlerinde bitler tarafından istilaya uğramış kafasını kaşıyıp duran 24 yaşındaki J.R.R. Tolkien’e tüm bunlar kocaman bir sürpriz olurdu. Bitlerden dolayı ateşlenmek Tolkien’i ön cepheden kurtardı ve muhtemelen hayatını da. Hasta yatağında The Fall of Gondolin’in bir taslağına başladı. Bugün, 102 yıl sonra, ülkedeki bütün Barnes&Noble raflarında duruyor.

The Fall of Gondolin’in ilk taslağı Birinci Dünya Savaşı sürerken başladı; tamamlanmamış son halinin tarihi 1951’di. İki nüsha da yeni basılan kitapta yer almakta, küçük notlar ve çalışma taslaklarıyla birlikte. Hikâyenin kendisi de çok iyi ama esas önemi Tolkien hayal evreninin son parçası olmasından gelir. Tamamlanması asır süren bir proje.

tolkien

Bu iş Christopher Tolkien’ın bütün hayatını kapsamış. Babasının yatma zamanı anlattığı hikayedeki tutarsızlıkları tespit ederek editörlüğe 5 yaşında başlamış. Babası bu hikayeleri Hobbit’e dönüştürdüğünde fark ettiği her hata için oğluna iki peni ödemeye söz vermiş. Birkaç yıl sonra Christopher müsveddeleri daktilo ediyor ve Orta-Dünya’nın haritasını çiziyordu.      

“Ne kadar tuhaf görünse de onun yarattığı dünyada büyüdüm ben,” der Christopher, Le Monde ile yaptığı 2012 tarihli nadir söyleşilerinden birinde. “Benim için Silmarillion’un şehirleri Babil’inkilerinden daha gerçektir.”

1945 yılında Christopher RAF’da bir memur olarak görevli olduğu zamanlar, Tolkien oğlunu “ana eleştirmenim ve işbirlikçim” olarak çağırırmış. Christopher babasının eserinin yeni bir bölümüne konsantre olmak için uçuş görevlerinden dönmüş. Ayrıca Inklings olarak bilinen resmi olmayan edebiyat derneğine katılmış. Yirmi bir yaşında en genç –ve bugün yaşayan son– üyedir. Bir grup arkadaş, –başkalarıyla birlikte J.R.R. Tolkien, C.S. Lewis, Owen Barfield, Hugo Dyson, Charles Williams– Oxford’taki Eagle ve Child barında ya da Magdalen kolejinde Lewis’ın odalarından birinde buluşup edebiyat, felsefe hakkında konuşurlar ve yazmaya devam ettikleri eserlerinden parçaları yüksek sesle okurlarmış.

Christopher babasının hikâyelerini seslendirmekle görevlendirilmişti. Temiz, yoğun sesi babasının titrek, mırıltılı anlatımından sonra dikkat çekici bir gelişme olarak grup tarafından değerlendirildi. Lewis, J.R.R. Tolkien ile karşılaştığı ilk anda eserinin değerini fark etmişti ve yıllarca Tolkien’in tek okuyucusu olarak kaldı. Dyson, pek de takdir edici değilmiş, bir okuma esnasında, “Of, olamaz, başka bir koduğumun elfi daha,” diye feryat etmiş.

Şair ve alim Malcolm Guite, Inklings grubunun çok derin farklılıklarına rağmen (Tolkien İngiliz Katolik’ti, Lewis bir Ulster Protestan, William ise anlaşılması zor bir mistikti) ortak edebi misyonları çerçevesinde birbirlerini desteklediklerini ve saflıklarını koruduklarını iddia eder. 

“Edebiyat tarihçileri tarafından sıklıkla fark edilmezler çünkü… İngiliz literatürüyle ifade edersek, 20. yüzyılın ana akımı olarak kendini tanımlayan Joyce ve Eliot tarafından biçimlendirilmiş yüce modernizm olmuştu güya,” der Guite 2011 tarihli bir konferansında. Ama “bu grupla süregiden oldukça radikal bir şeyler vardı aslında. Birlikte, içtenlikle oluşturulmuş, alternatif ve karşıt kültürel bir öngörü ortaya çıkartabilmişlerdi.” Guite, sesleri sözcüklerin dünyasına hükmeden materyalist ve çoğunlukla ateist topluluklara karşı Inkling grubunun ortak yanıt verme arzusuna özellikle vurgu yapar.

Inklings grubu sıklıkla gerçeklerden kaçmakla itham edilse de neredeyse bütün kültür Birinci Dünya Savaşı’nın kıyım ve tahribatı yüzünden bir çeşit çözülme içindeydi. Tolkien alimi Verlyn Flieger Tolkien’in Edward dönemi gençliğinden savaş sonrası hayal kırıklığına dek “kelimeler arası bir seyyah” olduğunu yazar. Bu salınım onu “paradoksal olarak modern bir yazar yapar, gerçeklerden kaçmasının geçici kayması, yaşadığı yüzyılın psikolojik parçalanmasını ve zemin değişikliğini yansıttığı için.”

İleri modernizm bu kaçışı bilimde, maddi ve manevi olan arasında keskin bir bölünme yaratarak bulur. Bu mesleki, teknolojik, püskürtmeci yaklaşım Yüzüklerin Efendisi’nde materyalist felsefesi aşkın olanı görmezden gelen kötücül büyücü Saruman ile ortaya çıkar. Kitabın başlarında, Saruman cüppesini beyazdan çok renkliye dönüştürür. Açıklamasını şöyle yapar: “Beyaz kıyafet boyanabilir. Beyaz sayfa yeniden doldurulabilir ve beyaz ışık kırılabilir.”

“Artık beyaz giymediğinde,” diye yanıtlar Gandalf, “neyin ne olduğunu ortaya çıkarmak için bir şeyleri kırarak bilgelik yolunu terk etmişti.”

Saruman renk tahlilinin parçaların toplamından daha büyük bir şeyi saf dışı ettiğini görmezden gelir; aşkın beyaz ışık düşüncesini kaybetmiştir. Inklings grubuna göre, fantezi ortamı inancını yitirmiş bir dünyanın sihrini baştan düzenledi –daha ziyade ortaya çıkardı– Savaş sonrası yabancılaşmada kaybedilen maneviyat arayışına itibarını geri verdi.

“Mitin değeri,” diye yazmıştır C.S.Lewis, Yüzüklerin Efendisi’ni savunduğu bir makalede, “bildiğimiz her şeyi alması ve onları samimiyet peçesi tarafından örtülmüş yoğun önemlerine yeniden kavuşturmasıdır.” Burada fantezi dünyası onu eleştirenlerin kesinlikle tam zıttını yapar –gerçek dünyadan bir kaçış sunmaz, ona geri dönüş sunar– bir nevi açığa çıkarır. Lewis şöyle yazmıştır: “Bir çocuk büyülü orman okuduğu için sahici ormanları küçümsemez,” ama “okumak bütün gerçek ormanları biraz büyülü kılar.”

Lewis için, mitlere olan hayranlığı aracılığıyla Hristiyanlığın güzelliğine değerini verdiğinden beri vahiylerin anlamı büyümüştür. Genç bir ateist olarak, Lewis “zihninin iki yarımküresini” –akıl ve hayal gücü– uzlaştırılamaz hissediyordu. Aklı doğru ve “gerçek” olarak, hayal gücünün ise güzel olduğunu ama sırf “gümüş aracılığıyla solunmuş” altında yattığını görmüştür. Tolkien ve Dyson bu çatlamış düşünceye sitem etmiştir, maddi, tarihi gerçekçilikle mitin ruhsal tatminini Hristiyanlığın uzlaştırdığını açıklayarak.

tolkien

“İlahiler peri hikayesi içerir ya da peri hikayelerinin bütün özünü sahiplenen daha kapsamlı bir çeşidinin hikayesini,” diye yazmıştır Tolkien.

Birçok olağanüstülükler içerir –kısmen artistik, güzel ve hareketli: kendilerine göre kusursuz önemde “Mitik”... Ancak bu hikâye tarihe ve ilkel dünyaya geçiş yaptığında... En üst düzeyde gerçekliğin içsel tutarlılığına sahip olurlar. İnsanların gerçek olduğunu keşfettiği ya da birçok kuşkucu insanın kendi esasında doğru olduğunu kabul ettiği bir masal hiç anlatılmamıştır. Böyle bir sanatın altında temel sanatların fevkalade inandırıcı nüansı yaratıcılık yatar. Bunu reddetmek keder ya da gazaba yol açar.   

Tolkien ve Dyson’ın tartışması “Hıristiyanlığın öyküsünün âdeta gerçek bir mit olduğunu fark etmemi sağladı,” diye yazmıştır Lewis: “Diğerleriyle aynı yöntemde üzerimizde işe yarayan bir mit ama mahşeri bir fark vardır, gerçekten olmuştur.” Inklings grubu Hristiyanlık öyküsünü, akıl ve hayal gücü, fiziksel ve ruhsal, insani ve kutsal arasındaki parçalanmamış, bölünmemiş bağlantının kusursuz bir örneği olarak görmüştür.

Fantezi türü bu bölünmez bağlantıyı yeniden kurar (ya da Tolkien’in metaforuna dönersek, ışığın küçük parçalara ayrılmasını engeller). Ruhsal ve fantastik olanın hiç de günlük hayattan uzak olmadığını vurgular. Bilbo Baggins gibi sıradan bir hobbit, köyünün normal ve güvenceli hayatından birkaç günlük yolculuk sonrasında trollerle karşılaşır. Sonradan şöyle bir şarkı besteler:

Köşeyi döndüğünde bekliyor olabilir halen

Yeni bir yol ya da gizli bir geçit,

Ve bugün onları geçsek,

Yarın bu yola gelebiliriz tekrar

Ve sürüp giden saklı patikaları kat edebiliriz

Güneşe ya da aya doğru.

Normalin (bir yol, bir geçit) ve mistik olanın (“sürüp giden saklı patika / Güneşe ya da aya doğru”) böylesi yan yana kullanımı Tolkien’in söylemek istediğini kusursuzca içerir: Ruhsal olan köşeyi döner dönmez karşına çıkabilir. Böylece anlaşma içindeki yollara ve geçitlere daha çok dikkat etmenizi sağlar. 

Tolkien’in Orta Dünyası ve Lewis’ın Narnia’sının gündelik romansı yüksek modernistlerin alaycı umutsuzluklarının karşısında durdu. Gruplar arası tansiyon sahiciydi. T.S. Eliot taraf değiştirdiğinde –İngiliz kilisesinin sıkı bir üyesi olmaya başladığında, her şeyiyle!– Virginia Woolf şöyle yazdı, “bugünden itibaren hepimize ölü denebilir… Ateşin karşısında oturup tanrıya inanan canlı birinin içinde müstehcen bir şeyler vardır.”

Inklings grubu (ve Chesterton gibi ataları) seküler ve dini yaşamın iç içe olmasının hiç de absürt olmadığını açıklamaya çalıştı. Aslında, birinin kendini şöyle bulması oldukça olasıdır; Bilbo Baggins’in yaptığı gibi varoluş yaratımı şarkısına tanık olan bir büyücüyle yan yana, Woolf’un kelimeleriyle ifade etmek gerekirse, “ateşin karşısında oturarak.”

Bu Inklings grubu basitçe nostaljik bir geçmişe kaçıyor anlamına gelmez. Onlar geçmişten aldıkları dersleri şiddet ve zorluklarla dolu güncel zamanlarında daha çok uygulamaya çalıştılar. Bagginsler Viktorya çağı centilmenlerine çekmişlerse ve diğer hobbitler de geçmiş çağlardaki süssüz İngiliz köy halkı seçeneği öneriyorlarsa, Yüzüklerin Efendisi’nde bolca olduğu gibi, Saruman’ın korkunç makinelerinden Pelennor Fields’da ezilen cesetlere kadar her şey de 20nci yüzyılı temsil eder. Hikâye Shire ile biter, Tolkien’in “Diamond Jubilee dönemine az çok ait Warwickshire köyü” olarak tanımladığı, savaşın harap ettiği bir köy. Frodo, bir çeşit maneviyat şoku deneyimleyerek, savaş sona erdikten uzun bir süre sonrasında bile huzur bulamaz.     

Inklings grubu gerçeklerden kaçış taraftarı değildir. Flieger şöyle olduklarını yazar, “bir yanıta yanıttırlar ve diyalogun sürdürülmesi… Birinci Dünya Savaşı’nı çevreleyen dönem modernizmin doğuşuna yol açtıysa eğer, aynı zamanda ona karşı bir tepkiyi de meydana çıkarmıştır, ‘önce’nin ‘sonra’nın içinde tamamen kaybolmadığından emin olma çabasını.”

Inklings grubunun çabaları her zaman aynı başarıya ulaşmadı. Lewis’in dini alegorisi Narnian iyi sattı ancak Uzay Üçlemesi takdir edilmedi, halen de öyledir. Eliot’un tabiriyle “doğaüstü maceraların” karanlığa gömüldüğünü yazar Charles Williams. Tolkien, kendi payına düşen için, 20.yüzyılın en popüler üstün-fantezi romanını yazmıştır. Bu fark nasıl izah edilebilir?

Büyük ölçüde, Tolkien’ın -çok yakından bağlantılı olduğunu düşündüğü dil ve yaratımla ilgili fikirlerden faydalanarak mitolojisini inşa etme yönteminden kaynaklıdır bu fark. Ve bunu yarım yamalak yapmamıştır. “Fantezi filolojisi bir profesör olarak yorumladığı Alman dillerinin filolojisi kadar kesindir.”

Christopher 1996 yapımı bir belgeselde şöyle açıklamıştır. “Herhangi bir dilden yeni bir sözcük seçmek istediğinde hecesinden ötürü etkilendiği birkaçını seçmezdi öylece. Sözcüğün aslında nasıl olması gerektiği ve olası ses değişiklikleri üzerinde çalışırdı, kurgusal olarak da üzerlerinden defalarca geçerdi.”

Mitoloji içinde mitolojisi, ay ve güneşin yaratılışını, Orta-Dünya’nın ahlaki manzarasını ve golf oyununun kökenini açıkladı. Bireylerin öyküleri –neşeli ve hüzünlü– epik hikâyelere dayanır. Misal, Luthien adında bir Elf hanımına aşık, ölümlü Beren’in efsanesi. Okunun ucunda bir Silmaril ile gemisini gökyüzüne yönelten ve böylece cennetteki en parlak yıldıza dönüşen Gemici Eärendil’in yolculuğu. Birçok masal Silmariller –delifişek savaşçı Fëanor tarafından işlenmiş mücevherler– ile ilgilidir. Bu değerli taşlar dünyamızın şafağında yok edilmeden önce Valinor’daki ağaçların ışığını taşımaktalarmış.  

“İsimlerini bilmediğimiz eski insanlar tarafından mit yaratma dönemi normalde bitmişti,” der Malcolm Guite. “Kendini o zamanki halkların dengi haline getiren bir anlatıcının olağanüstü bir örneği 20.yüzyılda aniden karşımıza çıktı. Ve hepsini o üretti.”

Karizma yoksunu, Oxfordlu bir orta çağ ilimleri uzmanının 20.yüzyılın en popüler macera hikâyesini yaratmış olması oldukça ironi dolu. Tolkien’in başarısı abartılıyor demek güç. Buluşları artık klişe haline geldi. Günümüzde herhangi bir fantezi eserde girift uydurma diller, karanlık bir güce karşı medeniyetlerin ortaklaşa epik mücadelesi, elfler, ejderhalar, arayışlar ve kudretli, sihir dolu ıvır zıvırlar bulmak zordur.

“Tolkien ilkti,” der George R.R. Martin, “tamamen canlandırılmış ikinci bir evren yaratan… Modern fantezi türünde çevresi karakterin kendi gerçekliğinde oluşur. Böyle olmasını sağlayan Tolkien’dir.”

Kitaplar öncelikle hippi karşı kültür etrafındaki takipçilerin ilgisini çekti, sonra Katolikler arasında popülerliği arttı, Peter Jackson’ın gişe filmlerinin büyük kitlelere hikâyeyi tanıtması sayesinde birkaç on yıl boyunca ana akıma doğru yanaştı. Ateşli Protestanlar hikâyeye bayıldı ama didaktik değeri için değil: Tolkien’in öykülerinde Mesih bulunmaz, Yüzüklerin Efendisi’nde Aslan yoktur. Tolkien gerçeklerle şekillendirilmiş bir hikâye yaratmak istedi, inandığı gerçeklerle ama bariz biçimde işaret etmeden.  

Tolkien’in eserinin yaygın cazibesinin sebebi –her zaman, her yer ve her halktan insana hitap edebilme yeteneği– fikirlerle doluyken asla ideolojik bir şeye dönüşmemesidir. Bu yaklaşım günümüzün açık toplumunda sıklıkla bir hüsran kaynağıdır (“Aragorn’un vergi politikası neydi” diye şikâyet eder George R. R. Martin), oysa büyük mitler yanıtlarını açıkça ortaya koymazlar. Tolkien şuna inanırdı: Hikâye anlatımı boyunca bu hep dolaylı yoldan yapılmak zorundadır.

Yüzüklerin Efendisi’nde Frodo’nun sondaki yozlaşması, karakteriyle ilgili o ana dek kurulmuş gerçekler ve yüzüğün yıpratıcı gücünü göstermek için kaçınılmaz ve kusursuz bir çözümdür. Ayrıca Tolkien’ın “dünyadaki insan şekline girmiş yaratıkların şeytani güce eninde sonunda direnemeyeceğine” dair inancına dolaylı bir göndermedir. Frodo’nun başarısızlığını takip eden beklenmedik zamanda yetişen güç de –Tolkien sonradan bunun aslında kutsal bir müdahale olduğunu teyit etmiştir– bu inancının altını çizer. Ancak bunların hiçbirine metinde işaret edilmez: Öyküde olan biten yorulmuş bir kahramanın güce kendi adına el koymaya karar vermesi ve kötücül bir yaratığın kayalıklardan aşağı yuvarlanmasıdır.  

tolkin

The Fall of Gondolin, yeni kitap, Morgoth terörüne direnmek için son Elf şehrinin feragatine tanık olan Tuor’un hikayesini anlatıyor. Hikâye tarzında yazıldığı için Silmarillion’un efsanevi tarihinden daha kabul edilebilir. Ancak parça parça anlatılmış ve tamamlanmamış hali özellikle en tutkulu okurları için bir meydana okuma olarak görülebilir.  

Hikâyenin kendisi de zorlayıcı: Yozlaşma ve rehavet içine düşmüş iyi ama duyarsız bir krallık olan Gondolin’in epik, melankolik bir masalıdır. Tanrılar tarafından görevlendirilmiş Tuor, şehirdekileri üzerlerindeki miskinlikten kurtulması ve büyülü kalkanlarından vazgeçmeleri için uyarır ancak çabası sağır kulaklara çarpar. Gondolin düşüşü kaçınılmazdır. Morgoth ordusunun ateşli kırbaçlarından önce şehir çatırdamaya başlar bile, halkı için umudu temsil eden bir çocuk duvarlardan dışarı kaçmayı başarır. İlk Çağ’ın en karanlık anından ümit gün ışığına çıkar. Alas, masalın 1951 tarihli hali -Tolkien’in daha olgun, tematik olarak karışık stilini teşhir eden- tamamlanmamış kalır: Gondolin kapılarına Tuor’un giriş yapmasından önce hikâye sona erer.

Yeni kitabın çıtır çıtır sayfalarını çılgın gibi çevirirken Christopher Tolkien’ın taşımış olduğu efsanenin ağırlığını hissetmemek imkânsız. Kendi başına asla bir Orta-Dünya öyküsü yazmadı, zor cesaret ederdi: Sadece Silmarillion’u baskıya hazırlamak bile ona babasının onayını almadığına dair kâbuslar hediye etmiştir. Birkaç yıl sonra, Oxford Bodleian kütüphanesi tarafından verilen Bodley madalyasıyla ödüllendirildi, “bir bilim insanı ve editör olarak katkısı” dolayısıyla. Ve şimdi kamarotluk görevi sona erdi. Christopher son yılında Tolkien itibarı yöneticiliğinden istifa etti ve yayıncısının açıkladığına göre Gondolin baskıya hazırladığı son kitap olacak.

J.R.R. Tolkien eserinin bir gün tamamlanabileceği ya da yayımlanabileceği konusunda endişeye düşmüştü. “Leaf by Niggle” adındaki kısa öykü küçük bir ipucu verebilir. Başlıktaki karakter, Niggle, ömrünü bir ağacın resmini çizmekle harcar ama resmi tamamlamadan bir yolculuğa çıkar, resmi görevlilerin akan çatıyı yamamak için tuvali kullanacağını bilerek.

Cesareti kırılmış Niggle cenneti sembolize eden bir alana nihayet ulaştığında beceremediği işlerden ötürü endişeye kapılır. Ama sonra yukarı bakar.

Ağacın karşısında ayakta durmadan önce, kendi ağacı tamamlanmıştı. Böyle bir ağacın canlı olduğunu söylemek için, yapraklarının açtığını, dallarının büyüdüğünü ve rüzgârda eğildiğini görmeli. Niggle sıklıkla hissetmiş ya da tahmin etmiş ama çoğu zaman yakalamayı becerememiştir… Emek verdiği bütün yapraklar oradaydı, onlara yaptığından daha fazlasını hayal etmiştir. Zihninde tomurcuklanan başkaları da vardı ve eğer zamanı olsaydı daha fazlası da olacaktı.   

Tolkien, hayatta harcanmış ve yarım bırakılmış bütün girişimlerin ikmalinin ve sonuçlandırılmasının şerefini ele geçirmeyi kastetmiştir. Farkında olmayarak en küçük oğlunun çabalarını da öngörmüştür. Christopher olmadan babasının başardıklarının katıksız kapsamı ve mucizesinin asla farkına varmazdık. Tolkien her zaman Yüzüklerin Efendisi ve Silmarillion’u “Yüzükler ve Değerli taşların tek bir uzun efsanesi” olarak görmüştür. Christopher’ın eseri, şimdi tamamlanan, bu mitin genişliğini ortaya çıkardı, karşı kültürel edebi hareketin zirvesini, berrak, aralıksız ışığa doğru “büyüyen ve rüzgârda esneyen” koca bir ağacı.

Çeviren: Özcan Yılmaz

(Weekly Standard)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR