İnsan Niçin Yaratır?
29 Mayıs 2017 Hayat İnsan

İnsan Niçin Yaratır?


Twitter'da Paylaş
0

“Nasıl oluyor da hepimiz dünyada yaşanan felaketi televizyonun karşısına geçmiş izliyor ama sadece izliyoruz? İzleyin ve söyleyin, suçlu olan kim?” – Laurie Lipton
“Ressam resmini, suçlunun suç işlerken hissettiği duygusuyla yapar” diyor Edgar Degas. Musevilik ile Hristiyanlık için büyük öneme sahip On Emir’in ikincisi, “Kendine oyma bir put yapmayacaksın” diye başlar ve, “ya da yukarıdaki gökte, ya da aşağıdaki toprakta, ya da toprak altındaki suda bulunanlara benzer bir şey yapmayacaksın” diye devam eder. Rollo May, Yaratma Cesareti kitabında, ikinci emirin dini bir kural olmaktan öte, her toplum sanatçılarına, şairlerine ve ermişlerine beslediği, tarihten bağımsız endişeyi dile getirdiğini söyler. Bunun nedeni olarak da, sanatçıların, toplumlar tarafından status quo'yu tehdit eden kişiler olarak algılanmasını gösterir. Hakikaten tarihsel perspektife bakıldığında, benimsenen ideoloji ne olursa olsun, iktidarların ve iktidarlar tarafından denetim altında tutulan, aile, okul, işyeri gibi kurumların her zaman sanatçıyı alaşağı etmeye çalıştığına tanık oluruz. Çünkü sanatçı, toplum tarafından birer “put” haline getirilen tüm değerlere meydan okur ve tasavvur kabiliyetini kullanması yönüyle de, düşünürlerden çok daha tehlikeli addedilir. Althusser’in de sıklıkla vurguladığı üzere devletin ideolojik aygıtları, sunulan mekanizmaya uyumu amaçlar, sistem pürüzsüz işlemelidir ve sistemin en ufak bir aksamaya tahammülü yoktur. Her şey şemalaştırılmış, hukuk normları vasıtasıyla oluşturulan “yaşamı kullanma talimatı” okul döneminin başlamasıyla birlikte bireylere dayatılmıştır. Ve dünyanın hangi noktasında olursa olsun, sistemin, kabul gören düşünce formunun dışında oluşan hayale tahammülü yoktur. Hayal kurmak hatta daha da ötesine geçip hayale inanmak eyleminin, çocukların ya da delilerin tasarrufuna bırakıldığı günümüzde, insanı yeryüzünde var olan tüm canlılardan ayırt eden unsurun akıl olduğu söylenir çünkü batı modernitesinin ürünü olan rasyonalist düşünce, hayal gücünü çok daha doğru ifade etmek gerekirse tasavvur kabiliyetini zapturapt altına almış ve insanı, sonlu olan maddeye yani mutlak yok oluşa mahkûm etmiştir. Ve sanatçı, tasavvur kabiliyetini kullanması yönüyle sırf iktidar tarafından değil ama aynı zamanda toplum tarafından da aforoz edilmiştir. Nedir tasavvur? Sözlükler, hayal ve tasavvurun eş anlamlı olduğunu söyler. Oysaki hayal, var olan nesnelerin ve bilinen eylemlerle oluşturulmuş kompozisyonların, zihinde oluşturulmuş birer imgesinden ibaretken tasavvur, yoktan var etmektir. Daha açık söylemek gerekirse hiç kimse tarafından varlığı bilinmeyen yahut varlığı bilinse de algılanmayan yönleriyle zihinde tasarlamak. Somut olanın kavranması ancak soyut olanın idrak edilmesi ayrımı da buradan gelir. Sanatçı, tasavvur vasıtasıyla bir anlamda varoluşun kabul gören normlarını yok sayar. New York’da doğmuş, dört yaşında çizmeye başlamış, otuz altı yılını Hollanda, Belçika, Almanya, Fransa ve İngiltere'de geçirmiş illüstrasyon sanatçısı Laurie Lipton, büyüdüğü ailede “mükemmel olma gerekliliğinin” bir yaşam tarzı olarak benimsetildiğini ve ailesi sayesinde kendini içinde bulduğu korkulardan arındırmanın yolu olarak sanatı seçtiğini söylerken “rahatsızlık veren” illüstrasyonlarıyla toplumun değer yargılarına meydan okuyor. Nihayetinde yaratmak, cesaret ister.

Psikologlar tarafından anne ile çocuk arasında oluşan ve “ayrışamama sendromu” olarak tanımlanan hali anlatıyor.

Tüketim toplumda her istediği yerine getirilen çocuk için oluşturulmuş bir imge

Aile bireyleri arasında yaşanan ancak varlığı kabul edilemeyen sevgisizlik.

Var olan vahşetin bir kurmacaymışçasına televizyon karşısından izlenmesi ve bu yolla yok sayılması.

Toplumda bireyler arasındaki iletişim.

Günümüz toplumu.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR