İpek Taşdöğen • Şadırvanın Soğuk Suyu
6 Mart 2018 Öykü

İpek Taşdöğen • Şadırvanın Soğuk Suyu


Twitter'da Paylaş
0

İkindi namazı hazırlığındaki Bekir, ceketi sırtında tarihi şadırvanın çeşmesinde abdestini aldı. Cebinden çıkardığı beyaz kumaş mendille kurulandı. Dirseğine kıvrılmış mavi çizgili gömleğinin kollarını indirdi. Manşetini iliklerken avluya giren dört adamın omzundaki yeşil örtülü sandukayı ve ardındaki kalabalığı gördü. Caminin tahta nalınını çıplak ayağından çıkardı, taburenin kenarına koydu. Pantolon paçalarını düzeltti. Çorabını ayakkabısını ceketini hızla giydi. Kalktı, kalabalığın yanına gitti. Onlarla saf tuttu. Demek bu gün ikindiyle birlikte cenaze namazına da iştirak edecekti. “Kısmet,” dedi kendi kendine. Mevta kimdi, kimlerdendi hiçbir fikri yoktu. Namazın ardından imam, cemaate o bildik soruyu sordu: “Hakkınızı helâl ediyor musunuz?” Daha bir kişi bile ağzını açamadan, musalla taşına koşar adım yürüyen sinirden deliye dönmüş perişan bir kadın avazı çıktığı kadar bağırdı: “Hayıır, etmiyorum, etmeyeceğim duyuyor musun Müniiir, hakkımı sana helal etmiyorum duyuyor musun!” Kadının peşi sıra ona yetişmeye çalışan ihtiyar kadın, “Sus, Şermin, n’olur sus kızım,” diye yalvarırken beyaz yeldirmesi omuzlarına savrulmuş kadın tabuta bir adım kala durdu. İçinde birikmiş bir hınçla yeşil örtü altındaki sanki karşısındaymış gibi bütün gücüyle tükürdü. “Tuu, yazıklar olsun sana.” Sonra geldiği yöne doğru, aynı koşar adımlarla arkasından yetişmeye çalışan ihtiyar kadınla gözden kayboldu. Bekir, şaşkınlığı geçince yanındaki kasketini ters takmış sıska adama döndü. “Diriye de ölüye de saygı kalmadı kardeşim! Kim bu kadın?” Sıska adam gözüyle cenazeyi işaret etti. “Karısı,” dedi, sonra kulağına eğildi. “Af buyur, dostunun yatağında verdi son nefesini.’’ Dondu kaldı Bekir. Onun karısı da böyle sinir nöbetlerine tutulur, hatta zaman zaman çocuklarının ya da akrabaların yanında celallenir, onu iğneler ama Bekir’in buna gıkı çıkmaz, hep susardı. Ancak bu başkaydı canım, ölüm vardı işin ucunda. Sonra bunca kalabalığın içinde hem de bu dünyadan tasını tarağını toplayıp gitmiş bir adama bu... yok yok yapılmazdı. Yapılamazdı.                                                Yapılır mıydı yoksa... Bilemedi. Düşüncelerinden sıyrıldığında avlunun ortasında, musalla taşı karşısında tek başınaydı. Döndü, ağır adımlarla şadırvanın yanına gitti. Eğildi. Çeşmeden avucuna doldurduğu soğuk suyla kızaran yüzünü yıkadı. Hayatın ne getirip, ne götüreceği bilinmezdi. Şimdi hemen eve gitmeli, bir an önce Güzin’den helallik almalıydı.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR