İpek Yolu’nda Sessizlik Kuleleri, Yezd
17 Nisan 2017 Hayat Gezi

İpek Yolu’nda Sessizlik Kuleleri, Yezd


Twitter'da Paylaş
0

Sonunda yıllardır görmek için çabalayıp durduğum yerdeyim. Sessizlik Kuleleri’nde. Avlunun ortasında bulunan çukura yaklaşıyorum. Rahiplerin, akbabalar ölüyü deşip, yiyip bitirdikten sonra kalan kemikleri toplayıp attıkları çukur.
Ayşe Topbaş
Nasıl susuzluk çekerdin Sürüldüm diye ben Bütün gerçeklerden! Friedrich Nietzche  Asla unutamayacağım bir gündü. Sabahın köründe Şiraz’dan yola çıkıp, İran’ın antikçağ mirasının en büyük simgesi Persepolis’de güne başlamış, orada imparatorluğun dört bir yanından gelen halklarla karşılaşmış, kralın elçilerini selamlamış, sonra, Krallar Vadisi’nde bulunan Nakş-i Rüstem’e gidip Perslerin efsanevi kralı Darius’un huzuruna çıkmış, Sasani Dönemi’nin başyapıtlarını, Kabe-i Zerdüşt’ü, Babekân Taş Yazıtlarını görmüş, ardından kralların taç giyme törenlerinin yapıldığı Pasargad’da İran’ın görkemli geçmişine damga vuran en önemli kralı Cyrus’u ziyaret etmiştim. Pers tarihine yaptığım bu inanılmaz yolculuğun ardından, bir yol kafesinde mola verdiğimde bir başka sürpriz bekliyordu beni. Yıllardır yaptığım yolculuklarda kitaplarını yanımda gezdirdiğim, İran’ın ve başka ülkelerin gelmişini, geçmişini bana öğreten kitapların yazarıyla karşılaşmıştım. Beklentimi karşılamaz yaptığım yolculuklar, çok daha fazlasını verir. İşte tam da öyle günlerden birini daha yaşamıştım. Bir tarafta Deşt-i Kevir, öbür tarafta Deşt-i Lut iki çöl arasında Yezd’e doğru yol alıyorum. Bir yandan bu günü zihnime kazımak için notlar alıyor, bir yandan da otobüsle hızla geçerken akan çöl manzarasını seyre dalıyorum. Hava kararırken Yezd’e varıyoruz. Kentin girişinde bir kez daha karşılaşıyorum onunla. Aynı yolların yolcusu yazarla bir kez daha el sallıyoruz birbirimize. Ben gece Yezd’de kalıyorum, o rotayı Kaşan’a çeviriyor. Yezd, Orta İran’da, İpek Yolu’nun üzerinde bir çöl kenti. İsmini, Sasani Kralı Yezdegerd’den alıyor. İslamiyet öncesi dönemde Zerdüşt topluluğunun merkezi. İran’ın diğer kentlerinden farklı. Çölün ortasına kurulmasından mı, Zerdüştlerin son kalesi olmasından mı, Sessizlik Kuleleri'nden mi, binlerce yıldır sönmeyen ateşinden mi, değerli ipek kumaşlarıyla yüzyıllardır kervanların uğramadan geçemediğinden mi, masalsı mimarisinden mi, yoksa ilk karşılaşmamın büyüsünden dolayı mı geliyor bu fark bilemiyorum. Bence İran’ın en güzel kentlerinden biri. Unesco’nun meşhur listesinde de yerini almış zaten. Kent, Sasaniler’in bölgeye egemen olduğu dönemden itibaren şahane ipek kumaşlarıyla tanınıyor. Bugün de ipek dokumacılığının başlıca merkezlerinden biri. Ta on üçüncü yüzyılın sonlarında buraya yolu düşen Marco Polo’da bu kumaşlardan bahsediyor. İtalyan gezgin, Harikalar Kitabı’nın birinci cildinde şöyle anlatıyor kenti. Yezd, Pers’te çok güzel ve soylu bir ticaret kentidir. Burada birçok harikulade ipekli ve sırmalı kumaşlar imal edilmektedir, Yezdi denen bu kumaşları, tacirler Doğu’nun birçok bölgesine götürüp alışveriş yaparlar. Bu şehrin insanları Muhammed’e taparlar ve onun yasasına bağlıdırlar. Bu topraklardan çıkıp Kerman’a gitmek isteyenlerin yedi gün at koşturmaları gerekmektedir.
Zerdüştler’in tanrısı Ahura Mazda’ya göre, cansız insan bedeni ile ateşi, suyu, toprağı kirletmek günah.
Sabahın kör saatlerinde alelacele bir kahvaltı yapıyorum. Gidilecek yer çok, zaman az. İşte bu yüzden bütün telaşım. Güneş kavurup yakmadan, Sessizlik Kuleleri’ne gitmek için hazırım artık. Sessizlik Kuleleri, kentin dışında bir tepenin üzerinde yer alıyor. Zerdüştler’in tanrısı Ahura Mazda’ya göre, cansız insan bedeni ile ateşi, suyu, toprağı kirletmek günah. Zerdüştlerin ölülerini bir tepeye, kayalıkların üstüne bırakıp, yırtıcı hayvanlara parçalatması bu yüzden. Kentlerin yakınlarında, dairemsi duvarlar biçiminde inşa edilip, akbabalar tarafından bedenin yok edilmesi amacıyla Dakhme yani Sessizlik Kuleleri'ne bırakılır ölüler. Kulelerin yükseldiği tepelere doğru tırmanmaya başlıyorum. Tepenin çevresinde dönerek giderek yol yaklaşık on beş dakika sürüyor. Zirveden baktığımda, aşağıda üç-beş yerleşim yerinin kalıntıları görülüyor. Ölülerini akbabalara ziyafet olarak getiren kişiler, cenaze törenlerine geldiklerinde bu evlerde kalıyorlar. Kule, Zerdüştler tarafından kullanıldığı zamanlarda, içeriye rahiplerden başka kimsenin girmesine izin yok. Hal böyle olunca, mecburen aşağıda kalan cenaze sahibi aileler için bu evler. Tepeden baktığımda aşağıda kalıntılarda dolaşan gittikçe silikleşen, belli belirsiz seçilen birkaç kişi var. Zerdüşt inancına göre, cenaze töreni şöyle oluyor: Bir kişi ölünce ailesi tarafından bu kulenin eteklerine getiriliyor. Rahipler tarafından kulenin içine taşınıp bir taş üzerine bırakılıyor. Terk edilen ölünün vücudunu kısa sürede parçalıyor akbabalar. Geriye kalan kemikler ise kulenin dibinde bulunan bir çukura atılıyor. Böylece ruh bedeni terk ettikten sonra, ölü bedenler ateşi, suyu ve toprağı kirletmiyor. Yaşamları boyunca onlara eşlik eden ateşin yerini akbabalar alıyor son yolculuklarında. İçeri giriyorum. Tepede güneş hücumunu artırmaya başladı bile. Yuvarlak avlunun ortasında bir çukur yer alıyor. Daire şeklinde çevrelenmiş duvarların gölgesine çekiliyorum. Sonunda yıllardır görmek için çabalayıp durduğum yerdeyim. Sessizlik Kuleleri’nde. Avlunun ortasında bulunan çukura yaklaşıyorum. Rahiplerin, akbabalar ölüyü deşip, yiyip bitirdikten sonra kalan kemikleri toplayıp attıkları çukur. Eğilip bakıyorum. Bambaşka bir zaman açılıyor önümde. Beyaz elbisesi rüzgarda uçuşan bir rahip yerden kemikleri topluyor.
Duvarlarda beyaz giysili Zerdüştlerin ve İran’ın çeşitli yerlerinde bulunan ateşgedelerin fotoğrafları, Zerdüşt Peygamberin beyaz giysili büyük bir temsili portresi, kutsal kitapları Avesta’dan ayetler.
Sessizlik Kuleleri’nin ardından ateşgedeye gitmek için kente dönüyorum. Kaşhani Caddesi’nde bulunan tapınak Zerdüşt dininin en önemli tapınaklarından biri. Küçük bir bahçenin içinde yer alıyor. Dışarıdan bir kaç basamakla çıkılan, mütevazı, sade bir yapı. Önünde yuvarlak bir havuz var. Havuzda da, İran mimarisinin olmazsa olmazı bir yansıma. Ateşgedenin sütunları ve merdivenlerinin suda zuhur etmesi. Dış cephede, binanın çatısında Zerdüşt dininin sembolü yer alıyor. Faravahar. Bu sembol , Persepolis’ten, Tus’taki Firdevsi’nin mezarına kadar, İran’ın her yanında karşımıza çıkıyor. Faravar, Tanrı Ahura Mazda’nın elinde tuttuğu güneşi simgeliyor. ‘’İyi düşün, iyi konuş, iyi yap’’ yazıyor tapınağın girişinde. Duvarlarda beyaz giysili Zerdüştlerin ve İran’ın çeşitli yerlerinde bulunan ateşgedelerin fotoğrafları, Zerdüşt Peygamberin beyaz giysili büyük bir temsili portresi, kutsal kitapları Avesta’dan ayetler. Fotoğraflardan bir tanesi çok etkileyici. Dört bir tarafından alevler çıkan kare planlı bir ateşgede. Dört farklı yöne bakan dört kapısı var. Bahçenin demir kapısının parmakların ardında bir çocuk dört bir yandan çıkan alevleri seyrediyor. Fotoğrafın çekildiği yeri görmek isterdim doğrusu. Ne yazık ki Zerdüştler ibadet ettikleri, yaşayan tapınaklarına aynı dinden olmayanları almıyorlar. Ortada cam bir bölmenin ardında binlerce yıldır yanan ateş. Bu ateş için, dünyanın her yanından Zerdüşt dininden olanlar burayı ziyarete geliyor Ateş, insan eli ve insan nefesiyle temas etmeden camın ardında yüzlerce yıldır yanıp duruyor. Tapınağın boşalmasını bekliyorum. Camda yansıyan aksimle ateş birbirine karışıyor. Gözlerim tapınağın binlerce yıldır yanıp duran ateşine dikilmişken Marco Polo’nun anlattığı ilginç hikâye geliyor aklıma. Harikalar Kitabı’nın birinci cildinde, Büyük Pers Vilayeti hakkında anlattığı ilk hikâye Zerdüştlerin sönmeyen ateşleri hakkında. Hikâyenin kahramanları da Balthasar, Caspar, Melchior nam-ı diğer üç müneccim kral. Tapınağın binlerce yıldır sönmeyen ateşine bakarken, bir yandan da Marco Polo’nun anlattığı hikâye aklıma gelince gülümsüyorum. Üç müneccim kralı, Zerdüştlerin ateşiyle ilişkilendirip anlatmayı nasıl da becermiş. Yezd, büyülü şehir. Sessizlik Kuleleri ve ateşgede ile bitmiyor elbette. Tarih boyunca ipek yolunu izleyen kervanlar boşuna geçmediler buradan. Kum renkli kentin iç içe geçen labirent sokaklarından yürüyorum. Kerpiç evler yer yer üstü kemerli geçitlerle birbirine bağlanıyor. Bu geçitler gölge yapıp, çöl kentinin kavurucu sıcağında yürümeyi biraz olsun kolaylaştırıyor. Yezdliler, çöl koşullarıyla baş edebilmek için Qanat adı verilen yeraltı sulama sistemini bulmuşlar. Qanat inşa ederken, önce yeraltında su kaynağı bulup, sonra hafif eğim vererek, tüneller oluşturuyorlar. Dört bir yanı deniz değil de çöllerle çevrili olan Yezd sakinleri yeraltı sulama sistemlerinin uzmanı olmuş. Bunlardan bir tanesi de Cuma Mescidi’nin bahçesinde. Cuma Mescidi, on ikinci yüzyılda, bir ateşgedenin üstüne yapılmış. Dört eyvanlı bir avlusu, kocaman bir kubbesi var. En dikkat çekici özellikleri anıtsal taç kapısı ve iki yüksek minaresi. Renkli çiniyle işlenmiş ince bezemeler bu taç kapıyı bir şaheser kılıyor. Aynı zamanda bu camide, İran’ın İlhanlı döneminden kalma en iyi çini bezemeleri görmek mümkün. Namaz bölümünün kubbesinde, mavi bir zemin üstünde ışınsal düzenli yıldızlar halinde döşenmiş çini mozaik yer alıyor. Hem yıldızlı semanın hem de Allah’ın her şeye kadir gücünün hatırlatılması amacına estetik biçimde hizmet etmek için. Göz alabildiğine kum rengine bürünmüş kente bu şahane mavi çinilerle kaplı kubbe ve zarif minareler, farklı bir atmosfer yaratıyor.. Yezd’in özgün mimarisinin bir başka örneği de evlerin çatılarında yükselen Bagdir, yani rüzgâr bacaları. Bir tür havalandırma sistemi. Çölün sıcak rüzgârını alıp evin alt katına gelene kadar soğutan bir sistem olarak tasarlanmış. Su ve hava ile çalışan bagdirler var. Bu bacalar, tepelerinde açılan delikler sayesinde en ufak bir esintiyi bile yapının içine yönlendirecek şekilde tasarlanmış. Rüzgarları yakalayıp evin içine dolduran bagdirler kentin mimarisine çok yakışıyor.  Yezd kentinin sembollerinden biri de on dördüncü yüzyılda yapılan Emir Çakmak Külliyesi. Külliyenin önünde nakhl ağacından yapılan, tepesi sivri kemerli kocaman bir nesne yer alıyor. On metre yüksekliğinde, palmiye ağacı görünümünde. Bu nesne, Muharrem merasimlerinin başrol oyuncusu. Zamanı geldiğinde süslenip püslenip, siyahlar kuşanmış binlerce kişinin omuzlarında taşınıyor. Çünkü Yezd, aşure günlerinin en kalabalık törenlerine ev sahipliği yapan kentlerden biri. Burada, Muharrem ayının ilk on gününde Hz Muhammed’in torunu Hüseyin ve yanlarında bulunanların Kerbela’da şehit edilmelerini anma maksadıyla merasimler düzenleniyor. Üzeri aynalar, bayraklar, kılıçlar, yazılarla süslü bu nakhl ağacından kurulmuş taht, İmam Hüseyin’in tabutunu sembolize ediyor. Kuran’dan ayetler ve dua sesleri ile beraber, Nakhl defalarca meydanda dolaştırılıyor. Bu ritüele Nakhl-Gardani deniyor. Gün batımına kadar coşkulu dini sohbetler, ilahiler sürüyor. Bir köşede duran nakhl ağacından bomboş duran tahta bakarken, kaç kez geldiğim İran’ı bir kez olsun muharrem ayına denk getirip, bu coşkulu merasimleri göremediğim için kendime kızıyorum. Emir Çakmak Külliyesi, kubbeleri, kemerleri, mavi çinili minareleriyle çöl kentine çok yakışıyor. Külliyenin çatısına çıkıyorum. Yezd’in suskun güzelliği gözlerimin önüne seriliyor. Çöle uygun dokusu ve rengi, rüzgar bacaları, mavi zarif minareleri ile muhteşem bir görüntü olarak önümde uzanan kent, alıp götürüyor zamanda yolculuğa.  

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR