İrlanda Edebiyatı Son Dönemde Nasıl Bu Kadar Gelişme Gösterdi?
9 Ekim 2019 Edebiyat

İrlanda Edebiyatı Son Dönemde Nasıl Bu Kadar Gelişme Gösterdi?


Twitter'da Paylaş
0

Hangi kuşağa dahil olursa olsunlar, Edna O’Brien gibi ünlü isimler deneysel çalışmaktan çekinmiyorlar. İrlandalı okurlar da yeniliklere bir o kadar açık.

Sally Rooney ve Eimear McBride gibi adları sık sık karşımıza çıkan yazarlar ve yeni isimlerin sıkça yer aldığı İrlanda edebiyatının son birkaç yılda ün kazanması birçok kişi tarafından ele alındı. Sunday Times Audible Kısa Öykü Ödülü’nü (dünyanın en zengin kısa öykü ödülü) 2012 yılında kazanan Kevin Barry bu yılın Booker Ödülü aday listesinde. Lucy Caldwell İrlandalı kısa öykü derlemesi Being Various ile ilgili şu yorumu yapıyor: “İrlanda, edebiyat alanında altın çağını yaşıyor. Bu apaçık ortada.” Özellikle İrlandalı kadın yazarlar edebiyat dünyasını ele geçirmiş durumda.

Ancak “yeni” sesler, yayıncılar ve edebi gazetecilerce çok sevilmesine rağmen, gerçeği tam olarak anlatmıyor. Örneğin, 2016 yılında yayımlanan Solar Bones adlı romanıyla McCormack, hem edebi biçimlerde yenilik yapmayı destekleyen Goldsmiths Ödülü'nü hem de Dublin Uluslararası Edebiyat Ödülü’nü ellili yaşlarında kazandı. Tek cümleden oluşan, yazdığı beşinci romanı, uzun bir süre cesur bir yayıncı olan Tramp tarafından basılmayı bekledi. McCormack eseriyle ilgili, “Doğrusunu söylemek gerekirse çalışmalarımı elden çıkarmamak için uğraştım. Kimsenin umurunda değildi,” diyor. 

Elli yedi yaşındaki Anna Burns romanı Milkman ile geçen yılın Booker Ödülü’nü kazandı. Burns ödülü kazanan ilk Kuzey İrlandalıydı. McBride birçok ödül kazanan romanı A Girl is a Half-formed Thing’i bastırmak için dokuz yıl boyunca bir yayıneviyle anlaşmaya çabaladı. Sonunda Norwich’te bulunan, küçük bir yayıncı olan Galley Beggar Press kitabını yayımladı. Bunca başarı nasıl elde ediliyor? Öncelikle ekonomik kriz yaratıcılığı hâlâ büyük ölçüde besliyor. Önceki kuşaklara ait yazarlar bu fikre karşı çıkabilirler. 

İrlandalı yazarların asıl başarısı romanlarında sosyal, ekonomik ve kişisel olayları günlük dilin içine yerleştirmelerinden kaynaklanıyor. Edebi türe olan yaklaşımları daha rahat, yazarlar arasında sosyo-ekonomik durumları göz önüne alınarak ayrım yapılmıyor. Kurgu, düzyazı ve diğer sanat formları birbirinden sert çizgilerle ayrılmıyor. İrlandalı hiçbir yazar yeni şeyler denemekten, deneysellikten asla kaçınmıyor ve okurlar da bu durumdan şikayetçi olmuyorlar. 

Ayrıca bu ülkede yüzyıllardır beslenen bir hikâye anlatımı geleneği var. İrlandalı kadın yazarların eserlerinin başarılı olmasının ardında bu gerçek yatıyor. The Gingerbread House’un yazarı Kate Beaufoy, “Jane Austen ve George Eliot hikâyelerini birilerine okutmak için basarken bizim kimsemiz yoktu. İrlandalı kadınlar yerini bilirlerdi: Heatcliff ile çayırlarda koşmak yerine mutfakta, çıplak ayak çalışırlardı,” diye anlatıyor. Öte yandan, İrlandalı yazarların diline karanlık bir espri anlayışı hâkim olabiliyor. Beaufoy’a göre karanlık mizah anlayışı, içgüdüsel bir arayış, bir “hayatta kalma mekanizması”. Bir diğer İrlandalı roman yazarı Liz Nugent’e göre, “İrlandalı kadınlar nesiller boyunca toplumun kenarına itildi. Ataerkil toplum hüküm sürdüğü için çıkardığımız sesler hoş karşılanmadı, ama bu bizi güçlü gözlemciler yaptı. En basit hikâyelerimiz bile insan psikolojisi hakkında çok fazla şey anlatıyor.”  

Çeviren ve derleyen: Aslı İdil Kaynar

(Guardian & Writing)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR