Irmak Zileli: “Son Bakış, kendimi metne en rahat şekilde teslim edebildiğim romanım oldu.”
22 Aralık 2019 Söyleşi Roman

Irmak Zileli: “Son Bakış, kendimi metne en rahat şekilde teslim edebildiğim romanım oldu.”


Twitter'da Paylaş
0

Kısa bir romanda derinlikli bir hikâye anlatabilmeyi istedim.

Irmak Zileli’nin son romanı Son Bakış Everest Yayınları tarafından geçtiğimiz ay yayımlandı. Zileli ile romancılığında kendine meydan okuduğunu belirttiği kitabı “Son Bakış”ı ve dahasını konuştuk.

Ayşe Özlem İnci: Oggito’da Ayşe Yazar ile Bozuk Saat için bir araya geldiğiniz söyleşinizde son soru Son Bakış üzerineydi. Oradan devam etmek isterim. Everest Yayınları tarafından yayımlanan Son Bakış ile Bozuk Saat’in yakın zamanlarda yayımlanmasının avantaj ya da dezavantajları olabilir mi?

Irmak Zileli: Okur için, Hangi birini alacağım, sorusu olabilir hele ki birbirini tamamlamayan metinlerse. Bu bir problem olabilir tabii. Aslında bir de şöyle bakılırsa, Bozuk Saat On8 Blog’da yayınlanan metinlerden yola çıkarak oluşturduğumuz dolayısıyla biraz daha gençlik romanı kulvarında; Son Bakış da  Eşik, Gözlerini Kaçırma, Gölgesinde’den sonra yayımlanan romanım, diye altını çizersem sanırım okur için bu ayrım daha belirgin hâle gelebilir.

AÖİ: Son Bakış’ın yaratım sürecinden bahseder misin?

IZ: İki, iki buçuk yıllık gibi bir süreçte hikâyeyi zihnimde oluşturdum diyebilirim. Bundan kastım şu; masa başında oturup sürekli bir yazma eyleminde bulunmadan hikâyeyi, karakteri düşündüğüm bir süreç bahsettiğim. Bu romanda hikâyenin çıkış noktası Türkiye’ye göçmen olarak gelmiş bir kadının, anahtarı unuttuğu için evin çatısından eve giriş yolu ararken düşmesiydi.

ırmak zileli

AÖİ: Tina karakteri, bir göçmen. Şehir içinde göçmenlerin hayatta kalmaya, hayatlarına bir şekilde devam etmeye çalıştıklarına tanıklık ediyoruz ya da öyle olduklarını duyuyor, okuyoruz. Ölmek üzere olan bir göçmeni anlatmaya nasıl karar verdin?

IZ: Tina ev anahtarını unuttuğu için çatıdan yol arıyor mesela. Orada anahtarı unutması bana göre sembolik anlamlar taşıyor. Gürcistan’daki evinin anahtarını alıp evden çıkıyor, anahtarı unuttuğunu patronuna söylememesinin sebebi  daha çok utanmakla ilgili ve çoğumuzun aslında otorite karşısında ezilmeyi, ona biat ettiğini açıklayan bir durum. Böyle baktığımda ölmek üzere olan bir karakter oluştu hikâyede.

AÖİ: Yazar kimi zaman kendinden kimi zamansa başkalarının başından geçenleri anlatan biri de, evet, ama bir insanın ölmeden önceki anını anlatmak çok da böyle bir durum değil. Böyle bir metinle ile risk aldığını söyleyebilir misin bu konuda?

IZ: Ölmek üzere olan birinin son birkaç dakikasına hayatını sığdırmak benim romancılığım açısından kendi kendime bir meydan okumam oldu. Her yazdığım metinde yeni bir şey denemeyi arzuluyorum. Daha önce hep daha uzun romanlar yazdım. Belki de, dedim kendi kendime, az söz söyleyerek daha çok şey anlatabilirim. Özellikle mesela, kısa bir roman olmasını istedim. Kısa bir romanda derinlikli bir hikâye anlatabilmeyi istedim. Bu istek kendimde bir şey keşfetmemi sağlayabiliyor. İyi yapabildiğim bir şeyi tekrar tekrar tekrar gerçekleştirmek, beni geliştirecek bir şey değil. Yazarlığımda, benliğimde bir şeyleri dönüştürmemi sağlayacak metinler yazmak benim için önemli. Bu yüzden meydan okudum.

AÖİ: Irmak Zileli için ölümün karşılığı nedir?

IZ: O kadar yanıtı olmayan bir soru ki bu benim için. Aslında Tina’nın ölümle ilgili sorgulamalarının çoğunu ben de yaşadım. Yazar, yaşadığı karmaşalarla ister istemez metne sızıyor. Benliğimin derinliklerinden Tina çıktı muhtemelen. Uzaya fırlatılmaktı ölüm, diyor bir yerde Tina. Benim için de galiba böyle bir şey.

AÖİ: Aşk, politika, aile gibi konuları böyle kısa bir romanda anlatmaya çalışırken kullandığın dilin didaktik olma ihtimalini nasıl ortadan kaldırabildin?

IZ: Aslında bunun tam aksi olan durum, benim bütün romanlarımdaki bir tehlike. Didaktik olmaktan kurtulmanın yolu, yazarın  kendi  bildiği doğrulardan feragat edebilme becerisini geliştirmeye çalışmasından geçiyor. Esneklik, kendini sorgulama, yaratmakta olduğu karakterin zihninden geçene kendini teslim edebilme bunun için önemli bence. Tina çatıdan düşerken ölüme teslim oluyor, ben de aslında yazarken düştüm, diyebilirim. Yazar, bulunduğu noktada kalmayı kendine diretirse didaktikleşir.

Romandaki politika teması açısından da şunları söylemek isterim; Çarlık Rusyası, Sovyetler Birliği, Gürcistan tarihine dair bilgilerim evvelden de vardı ama hâkim olduğum konular değildi. Sözlü tarih çalışmaları, anılar da okudum evet, ama olabildiğince de unutmaya, okuduklarımdan kalan tortularla yazmaya çalıştım. Burada sanatçının sezgileri de devreye giriyor ve bu yanıyla da metnin dili didaktik olmaktan kurtuluyor.

AÖİ: Tina ölmek üzereyken tekrar tekrar aklına getirdiği pişmanlıklarla âdeta hayatının o anında patinaj çekerek varlığını kazıyor. Ölümün söz konusu olduğu yerde umuttan bahsedilebilir mi?

IZ: Yakınını kaybedenler bunu bilebilir. Annemi ben kanserden kaybettim ve şunu çok belirgin bir şekilde gördüm. İnsan umutlanıyor, son ana kadar belki bir şey olur ve değişir her şey, diye bakabiliyorsunuz duruma. Artık dönüşü, çaresi olmayan bir durumda günlük iyileşmeler, anlık iyileşmeler ne kadar materyalist olursanız olun, Acaba bir mucize mi olacak, diye düşündürebiliyor sizi. Belki de bu sayede insan, son anlarını böyle umutlu geçirebiliyor.

AÖİ: Metinlerinde  karakterlerinin, iktidarla mücadelesinin sağlamasını sanki ‘meydan’larla, ‘alan’larla yapıyorsun. Karakterlerin bir şekilde bir meydana, başka bir alana geçerek meselesini çözmeye çalışıyor. Mesela Tina karakteri aslında iktidarla da mücadelesi olan biri ve ölmek üzere ve sokakta. Bu özellikle tercih ettiğin bir durum mu?

IZ: Evet, Tina o anda kamusal alanda. Şu an fark ettiğim bir durum ve haklısın, çünkü “Gölgesinde” romanımda da iki karakter var. Erkek karakter, dört duvar içerisinde, ki erkek orada iktidarı simgeliyor; kadın karakter ise ara sokaklardan geçiyor, meydanlara ulaşıyor, şehrin çeperlerinden geçebiliyor. İktidara kafa tutanın sokağa çıkması ya da sokaktan seslenmesi  söz konusu, evet.

AÖİ: Son Bakış'ı yaratma sürecindeki baskın duygun neydi?

IZ: Önceki metinlerde mükemmele erişme, bir tedirginlik hissi vardı. Acaba oluyor mu olmuyor mu, sorusu geziyordu aklımda. Bu kez hikâyenin de getirdiği bir şey oldu. Ölmek üzere olan bir kadının son birkaç dakikasını anlatmak için dilin akması gerekti. Bunu planlamadım ama sanki kontrolsuz bir şekilde metnin müzikalitesi, sözcükler akıp gidiyordu. Son Bakış, kendimi metne en rahat şekilde teslim edebildiğim romanım oldu.

ırmak zileli

AÖİ: Bütün bu edebiyat mesainde sana “kadın yazar” olduğun hiç  hissettirildi mi?

IZ: Yazdıklarıma olan bazı tepkilerle hissettirildi. Mesela bir erkek yazar cinselliğe dair yazdığında cesur olarak nitelendirilmiyor, ama bir kadın yazar yazdığında  böyle değerlendiriliyor. Aslında yemek yemek, su içmek gibi cinsellik de karakterlerin hayatlarının bir parçası olabilir ve elbette hikâyede de yeri varsa kadın da yazabilir erkek de yazabilir.

AÖİ: Son dönem için Türkçe edebiyatta eleştiriye dair neler söylersin?

IZ: Türkiye’de nitelikli eleştiriler yapabilecek kişilerin çoğu akademide. Aslında yavaş yavaş akademinin yüksek duvarları arkasında kalmayarak bu durum aşılmaya da başlandı. Yine de yeterli bulamıyorum. Çünkü güncel edebiyata değil de hayatta olmayan yazarlara dair çalışmaların çoğunlukta olduğunu söyleyebilirim. Güncel edebiyata dair söz söyleme konusunda daha çekimser olduklarını hissediyorum. Güncel edebiyat dergilerinde akademisyenlerin imzasıyla derinlemesine  edebiyat eleştirisi okuma arzum hiçbir zaman tam olarak tatmin olamıyor. Muhtemelen onların da işleri de başlarından aşkın. Bununla birlikte iyi örnekler de verebilirim. Seval Şahin öğrencilerini çalıştırıyor, onlara emek veriyor ve yazılarını okuyabiliyoruz. Belki mevcut dergilerin sayfa sayıları da buna çok fırsat yaratamıyor olabilir. Daha çok konu ve içerik üzerinden giden yazılar okuduğumuz için hâliyle bahsettiğim türden akademik çözümlemeler barındıran eleştiri metinlere ihtiyaç duyduğumu söyleyebilirim. Bu durumun eksikliğinde yazar, kendi metnini kimi zaman açıklamak zorunda bırakılabiliyor.

AÖİ: Son zamanlarda edebiyatta hangi isimleri takip ediyorsun?

IZ: Aslı Biçen’in Tehdit Mektupları'nı yıllarca önce okumuştum ve çok sevmiştim. Nasıl olduysa sonraki iki romanını kaçırmışım, şu ara ağzım sulanıyor okumak için onları. Çağdaş edebiyatçılardan  roman yazarı olarak Ayhan Geçgin’in Son Adım'ı benim için önemlidir. Yakın zamanda okuduklarımdan Onur Orhan’ın Yusuf’u Bulmak romanına dikkat çekmek isterim. Öykücülerden Gamze Arslan, Mevsim Yenice’den bahsedebilirim. Mesela Mevsim Yenice’den bir roman bekliyorum, çünkü romana göz kırpan öyküleri olduğunu düşünüyorum. Elbette herkes roman yazmak zorunda değil, sadece metinlerinin bana hissettirdiği bu yönde. 

AÖİ: O zaman senin için sırada ne var?

IZ: Hikâye yok ama okumak istediğim bir tema var, norm dışılık üstüne. Buradan bir şey çıkacak ama tam olarak ne olur bilmiyorum. İlişkilerde, varoluşta, cinsiyette o norm dışı olana kafa yormak istiyorum ama yine bir iki senelik bir okuma olur bu süreç benim için.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR