İskambilden Ev: "Güç mü para mı, istediğin hangisi?"
29 Mart 2018 Kültür Sanat Televizyon

İskambilden Ev: "Güç mü para mı, istediğin hangisi?"


Twitter'da Paylaş
0

Birisi mutlaka geçmişteki günahıyla yüzleşecek, yan karakterlerin yeni suçları ortaya çıkacak. Gücün ve ona sahip olmak isteyenlerin kavgası hiç bitmeyecek.
Özcan Yılmaz
Küçük bir kasabanın yeni gelişen çarşısında orta halli bir manifatura dükkânı vardı. Sahibi, kızıl saçları dökülmek üzere olan kendi halinde bir adamdı. Sabahları önce o kepenk açar, kimseye eksik ya da ayıplı mal satmazdı. Dükkâna giren herkese eşit muamele yapardı. Kumaş toplarından parça keserken hep adildi. Çok kazanmıyordu ama ailesini doyurabiliyordu. Zamanla çarşıdaki herkesin güvenini kazandı, iş kurmak isteyenlere tavsiyeler vermeye başladı. Anlaşmazlık yaşayanların ilk gittiği kişi oldu. Karşılaştıkları güçlüklerle baş edemeyenler soluğu onun yanında alıyordu. Kasaba büyüdü il oldu, bazıları zengin oldu, bazıları mevki sahibi. Kızıl saçlı adamın kazancı hep aynı kaldı, kimseye muhtaç olmayacak kadar kazandığı ona yetiyordu. Servetini bir gecede yitirenleri de gördü, sahibi olduğu koltuğu başkasına kaptıranları da. Ama ne olursa olsun insanlar ona gelmeye devam etti çünkü yaşlı adama olan güvenlerini kaybetmediler. Bu adam benim dedemdi ve mütevazı evinde ağırladığı zengin kodamanları, milletvekillerini, belediye başkanlarını her gördüğümde aklımdan geçen soru hep aynıydı, hangisi daha önemli, bu önemli misafirlerin pahalı takım elbiselerinin değeri mi, dedeme yönelttikleri saygı dolu bakışların kıymeti mi? Altıncı sezonunu sonbaharda izlemeyi beklediğimiz House of Cards dizisinin ikonik karakteri Francis J. Underwood da yanında çalışmak isteyene benzer bir soruyu önce soruyor, Güç mü para mı, istediğin hangisi? Remy Danton, altı senelik bir çalışma döneminin sonunda parayı seçti. Doug Stamper ise güce ebedi bağlılığı. Bir bölümde Frank Doug’a sordu, Ne zamandan beri benim için çalışıyorsun, yanıt tereddütsüz geldi, Ezelden beri. Hayatı boyunca bir arada göremeyeceği parayı patronunun karşısında çanağın içinde yakarken Doug hiç pişman görünmüyor. Çünkü onu hayata bağlayan yüzme havuzlu bir evde yaşamak ya da tatilde Alpler’e gitmek falan değil, sağlık bakanının karşısına geçip onu işten atmakla tehdit etmek. Elbette bu gücü patronundan alıyor ve şunun tamamen farkında, ona layıkıyla hizmet ettiği sürece gücü devam edecek. Öte yandan Remy Danton da gücü reddetmiyor aslında, güce parayla ulaşacağına inanıyor. Milyarder Raymond Tusk’ın hizmetine girmesinin tek sebebi artacak ücreti değil, Underwood ile girdiği güç mücadelesini onun kazanacağına inanması. Patronunun kaybedeceğine dair işaretler artıp özel hayatının ifşası tehlikesi karşısına çıkınca Frank’in boyunduruğu altına bir kez daha girmeyi kabul etti. Remy’i Doug’dan ayıransa küçük ama önemli bir fark, Frank’e sadakatin sınırı. Remy aşırı hızdan yakalanıp kelepçelendiğinde bir aydınlanma ânı yaşadı ve gücün hizmetinde çalışmanın aslında onu güçlü kılmadığını fark etti. O sadece bir araç, işe yaradığı sürece değeri artan bir araç. Yine de gücün cazibesinden kurtulması birkaç sezonu buldu ve nihayet son sezonda ifşa edilme pahasına ifade vermeye karar verdi. Jackie Sharp ile birlikte şunu anladılar –belki bu sadece benim fazla iyimser bir yorumum– sahip olduklarından vazgeçmeyi göze almadığın sürece gücün hâkimiyetinden kaçmak imkânsız. Claire ile Frank Underwood’un güce olan tutkuları nereden geliyor olabilir? Her şeyin sebebi gerçekten de verilmiş bir bakanlık sözünden cayılması mı? Kolaycı bir bakış açısıyla çocukluk ve ailede arayabiliriz yanıtı, epey faydalı ipucu var orada. Güçten düşmüş bir baba, her şeyini kaybettikçe elinde kalan iki şeye saldırmış, karısı ve oğlu. Frank’in anlattıklarını şüphelerimizden vazgeçmeden doğru kabul edersek, ağzına dayadığı tüfekle babasını bulduğunda onu engellediği için sonradan yaşananlardan kendini sorumlu tuttuğunu düşünebiliriz. Yaşadığı travma onu, böyle bir durumla tekrar karşılaştığında duygusal davranmak yerine acımasızca karar vermesi gerektiğine ikna etmiş olabilir. Ve ne pahasına olursa olsun gücünü koruması sonucuna. Claire ise güçlü bir figür olan babasının sevgisine yeterince karşılık veremediği için belki kendini, belki annesinden miras aldığı genlerini suçluyor olabilir. Üniversitede yaşadığı şiddet de tabuta çakılan son çivi gibi karakterinin nihai hale gelmesine sebep olmuş görünüyor. Söz konusu şiddetin sorumlusu şüpheye yer bırakmayacak şekilde General McGinnis olarak gösterildi dizide ama ben o kadar da emin değilim. Generalin suçsuz olduğunu düşünmüyorum, Claire ve diğer kadınlara yaptıklarının cezasını çekmesi doğruydu ama First Lady’i geçmişinden asıl rahatsız eden o değil kocası bence. Buradan vardığım sonuç şu, Claire güce bağlı çünkü onu/kocasını/iktidarı ele geçirebilirse yok edebileceğine inanıyor. Frank için böyle diyemeyiz ama. O bu gücü hepimizden alıyor. Beşinci sezonun finalden önceki bölümünde komitenin karşısında attığı tiradıyla hem onu yargılayanlara hem de izleyenlere bunu açıkça belirtti. Siz istediğiniz için ben buradayım, dedi, Beni siz seçtiniz. Ben sadece dışişleri bakanı olmak istemiştim. Frank’in bu derece acımasız olması, hedefe ulaşmak için her şeyi mubah görmesi, yoluna çıkanı ezip geçmesi; hepimizin içinin yağını eriten, saatlerce ekran başına kitlenmemizi sağlayan ve içten içe yerinde olsak biz de böyle davranır mıydık diye sorduran şeyler. Frank bütün bu soruların kanlı canlı yanıtı ve bizi Akıl Çağı’nın ölümüne davet eden kişi. Akıl Çağı sona erdiyse eğer yerine geçen ne? Gücün hükmü. Gerçeğin imal edilmesi. Cehaletin işgali. Ahlakın yeniden icadı. Adı ne olursa olsun yaşadığımız çağda Underwood’ların sadece kurgusal karakterler olduğunu kimse iddia edemez. Dizinin her sezonunda önemli bir karakter öldürüldü ve bu ölümler güçle yakından ilgiliydi. İlk sezonda ölen karakter alkol problemleri olan, karısından ayrılmış, hırslı bir genç politikacı. Frank’in vaatleri doğrultusunda güç peşinde dolandı ve zaaflarını kontrol edemeyince büyük planın taşıyıcısı değil engelleyicisi haline geldi. Köşesine çekilmekle yetinmeyeceği anlaşıldığında ortadan kaldırılmasına karar verildi. Mesaj çok açık, güce yardımın olmayacaksa karşısına da çıkma. İkinci sezonun başında benzer şekilde genç ve güzel gazeteci bertaraf edildi. İşini hallettikten sonra Frank’in kedi benzetmesi dikkat çekici. Ev kedilerine her baktığımda derinlerde bir yerde bir zamanlar besin zincirinin en tepesindeki avcıyı görür gibi olurum. Doğalarındaki yabani evcilleştirilmiştir ve ne zaman harekete geçmek istese vahşi doğanın yeni sahipleri tarafından kısırlaştırılır. Genç gazeteci de oyun dışı bırakılacağını sezdiğinde tırnaklarını göstermeye çalıştı ama karşısındakinin bu kadar ileri gidebileceğini tahmin edemedi. Üçüncü sezonun kurbanı öldürülenler arasındaki bana göre en masum karakter. Tam olarak neye hizmet ettiğini bilmeden, eski hayatından kurtulması karşılığında kısa bir süreliğine güce boyun eğmiş, olan bitenin küçük bir kısmını öğrendiğinde kaçmak istemiş güzel bir kadın. Belki tek suçu güce koşulsuz bağlı bir zihnin arzu nesnesi olmaktı. Kendisine en korkunç son layık görülen de o oldu. Ölü ya da diri olduğunu bilmeden gömüldüğünü izledik. Dördüncü sezonun öldürüleni en azından bir başkasının canını almayı başardı. İçlerinde Frank’e zarar vermeye en çok yaklaşan da o oldu. Gücün sahibini yok edemedi ama ona mutlak sadık bir müttefiki öldürmeyi becerdi. Ve daha önemlisi güce karşı mücadele etmek isteyen bir başkasına ilham verdi. Hammerschmidt adlı bu tecrübeli gazeteci arkadaşının yarım bıraktığını tamamlamak niyetinde. Parçaları birleştirmeye de çok yaklaştı. Muhtemelen final sezonunda da mücadelesi devam edecek. Diziyi yazanların gerçeğin peşinde koşan birileri halen var demek için yarattıkları bir karakter. Beşinci sezon işlenen cinayet biraz zorlama. Sanki Claire’in oval ofise yolculuğu eksiksiz olsun diye tasarlanmış. Sahici olup olmadığını bilmediğimiz ama en azından kocasının ağzından varlığını duyduğumuz bir aşk, hem nihai amaç uğruna hem de Claire’in güce olan bağlılığını kanıtlaması adına yok edildi. Tepeye çıkmış herkesin ardında bir ceset olmalı. Muhtemelen gelecek sezon kaçacak uykuların, görülecek kâbusların ve açılacak soruşturmaların da zemini hazırlanmış oldu böylelikle. Öte yandan Tom Yates hayatta kalmayı hak ediyor muydu, diye haklı bir soru da aklımıza geliyor. Bütün çekiciliğine rağmen Claire onun için sadece güzel bir yüz, yatağını ısıttığı kadın değildi. O birlikte olduğu ilk ve elbette tek First Lady’di. Güçle yatağa girme fırsatı kaç kişinin karşısına çıkar ki. Ve kaçı buna hayır diyebilir. Tom’un günahı, üstüne çıkmış ilahın parıltısından gözlerinin kamaşmış olmasıydı. Öyle ki her şeyden çok değer verdiği sonraki kitabının basılmasına izin verileceğini sandı. Değil basılması, çıktısının alınmış olması bile sonunu getirmeye yetti. Yozlaşmış ve kuralsız bir dünyada basılan yere dikkat etmek yetmiyor sadece, isteklerin sınırı da sürekli gözetilmeli. Mutlak güce karşı mücadele edenler hâlâ var, savaş sonuçlanmadı. Ama Underwood’lar da her şeye rağmen ayakta ve final sezonunu izlemeden olayların nasıl biteceğini söylemek güç. Elbette bundan sonra yazılacaklar bir sona varma ihtiyacından kaynaklanacak, izlediğimiz ticari bir yapım nihayetinde. Spacey ismi çevresinde kopan fırtına sonrası yeni sezonda Claire karakterinin baskın olacağını tahmin etmek de zor değil. Muhtemelen Frank için uygun bir sürgün yazılacak. İlk kadın başkanımız, onu yerinden etmeye çalışan erkekler, yerini kıskanan kadınlar ve dünya üzerindeki hâkimiyetinden pay kapmak isteyen yabancı liderlerle mücadele edecek. Birisi mutlaka geçmişteki günahıyla yüzleşecek, yan karakterlerin yeni suçları ortaya çıkacak. Gücün ve ona sahip olmak isteyenlerin kavgası hiç bitmeyecek. Ekran karşısında olan biteni izlerken bazıları sadece keyif alacak, bazıları en yakın hissettiği karakterin yerine koyacak kendini ve keyif alacak, bazıları yaşadıkları ülkeyle kıyaslayıp hayıflanacak ve keyif alacak, bazıları da izlediği hiçbir şeye inanmayacak, hepsinin çok saçma olduğunu, dünyayı kontrol eden ailelerin bir oyun olduğunu iddia edecek, ekranı kapatacak ve bir an önce uykuya dalmak için yatağına gidecek. Aldığı keyfi unutması biraz daha zaman alacak, o kadar. Dedem yoksul ve yalnız öldü. İyice yaşlanıp muhakeme yeteneğini yitirdiğinde gelen gideni azaldı, dükkâanı iş yapmaz olunca kapattı. Son günlerini tek kişilik yatağının içinde çocuklarından birinin bakımı altında geçirdi. Belki de ömründe birine muhtaç olduğu yegane zamanlardı. Sonradan öğrendiğime göre son nefesini vermeden önce yataktan doğrulmuş, sırtını dikeltmiş, başlığa yaslanmış. Kim olduğunu artık anımsayamadığı bakıcısını çağırmış. Kadının kolunu tutup kulağına eğilmiş, son tavsiyesini fısıldamış. Bir zamanlar sahip olduğu gücünden kalan nihai kırıntıdan da böyle kurtulmuş.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR