İskenderiye Kütüphanesi
17 Haziran 2019 Kültür Sanat

İskenderiye Kütüphanesi


Twitter'da Paylaş
0

Artık emin olduğum tek şey var ki o da yaşadığımız bu modern zamanda, İskenderiye Kütüphanesi’nde Kürtçe kitap bulunduğudur.

Antik Dönemin en büyük kütüphanesi, İskenderiye Kütüphanesi’ydi. O dönemde, dünyanın her yerinden İskenderiye’ye kitap gitmekteydi. Bu kitapların ve yazarların adını yaşatmak için el yazmacılar, inci gibi yazılarıyla bu eserleri papirüslere yazarak çoğaltıyordu. Bu sayede kütüphane, günden güne büyümekteydi. Böylece ilim ve irfan yuvasına dönüşen bu kütüphane, dünyadaki bütün bilimsel gelişmelere ev sahipliği yapıyordu. Dünya tarihine adını yazdırmış olan bu kütüphane, tarih boyunca birçok defa yıkılıp, talan edilmesine rağmen her defasında yeniden inşa edilmiştir. İlk kez Julius Sezar Döneminde (MÖ 47) yılında yakılmıştır. Bu yangından arta kalan sağlam yapılar, yaklaşık olarak beş yüz sene ayakta kalabilmiştir; fakat (MS 500) yılında Hristiyan köktendinciler tarafından ayakta kalan bu son yapılar da yıkılmıştır.

Dönemin iktidar güçleri ve köktendincileri, ilim ve irfan yuvası olan bu kütüphaneyi kendileri için bir tehdit olarak görmüştür. Kütüphanenin varlığı onlar için tek korku kaynağı olmuştur. İskenderiye Kütüphanesi, bütün demokratik ülkelerin kütüphanelerinde olduğu gibi her türden ve her konuda kitap barındırmaktaydı. Bu kitapların bir kısmı, iktidar güçlere ve köktendincilere dünyayı dar etmiştir. Bu kitapların çoğaltılıp okunması işlerine gelmemişti. İnsanların okuyup bilgi sahibi olması, okudukları üzerine düşünmesi, başka görüşlere sahip olması ve kendince bir yaşam felsefesine sahip olmalarını istememişlerdir.

iskenderiye kütüphanesi firat cewerî

Antik Dönemde yaşamış olan birçok yazar, İskenderiye Kütüphanesi üzerine pek çok kitap yazmıştır. Bu kitaplarda da farklı görüşler ileri sürülmüştür. Kimi kaynaklarda, Julius Sezar’ın kütüphaneyi bilinçli bir şekilde yaktırmadığı söylenmektedir. (MÖ 48) yılında Cleopatra ile kardeşi arasında bir iktidar savaşı çıkmıştır. Cleopatra’nın yardımına gelen Julius Sezar, Mısır gemilerini ateşe vermiştir. Yanan gemilerin alevleriyle kimi saray ve evler de tutuşmuştur. Yangın bu şekilde büyürken İskenderiye Kütüphanesi de bundan nasibini almış, insanlık tarihinin kayıt altına alınan bu hazinesi de kül olmuştur.

İskenderiye Kütüphanesi, daha sonra ilerleyen zamanlarda yaralarını sarmış ve yeniden inşa edilmiştir. Tekrardan dünyanın dört bir yanından el yazmaları gelmeye başlamış ve bu el yazmaları çoğaltılmıştır. Kimi yazılı kaynaklara göre kütüphane, bu sefer Arapların gazabına uğramıştır. 6. yüzyılda Mısır, Müslümanlar tarafından işgal edilmiştir. Dönemin halifesi elçisini kütüphaneye göndererek, Kuran'da yazılmayıp da o kütüphanede yazılı olan ne var, diyerek araştırmasını istemiştir. Elçisi, her şey Kuran’da yazılı bu yüzden kütüphanenin varlığı anlamsız, demiş. Bunun üzerine halifenin emriyle kütüphane yağma edilip ateşe verilmiş. Söylentilere göre İskenderiye’deki bütün hamamlar, altı ay boyunca kütüphaneden alınıp yakılan papirüslerle ısıtılmış. Bu şekilde insanlığın yazılı tarihi, bir kez daha insanlar tarafından yok edilmiş.

İskenderiye Kütüphanesi hakkındaki bu yazılı kaynaklarda verilen bilgilerin doğruluk payı ne kadardır, bilemeyiz. Bütün bu yazılanların dini propaganda veya iktidar güçlerin iç savaşı olup olmadığı hakkında da elimizde somut bir delil bulunmamaktadır. Fakat ortada olan tek somut gerçek var, o da İskenderiye Kütüphanesi’nin kendi döneminde en zengin kütüphane olduğu gerçeğidir. Tarih boyunca yakılıp viran edilmişse de her defasında yeniden inşa edilmiş ve insanlığın yazılı hafızası olmaya devam etmiştir.

iskenderiye kütüphanesi firat cewerî

2000’li yılların başında, Alman Çevirmen Klaus-Jürgen Liedtke ve İskenderiye İsveç Enstitüsü’nün inisiyatifiyle, İsveçli Şair Gunnar Ekelöf’ün şiirini yedi dile çevirip, kendisini yedi dilde temsil etmek için İskenderiye’de toplandık. Bir yanda Doğu mistisizmi ve felsefenin etkisinde olan bu şairin şiir denizine daldık. Bir yanda da Kahire ve İskenderiye’deki Antik dünyanın son kalıntılarını bulup incelemeye çalıştık. Piramitleri ve müzeleri gezdikten sonra yolumuz İskenderiye Kütüphanesi’ne düştü. Ben kütüphane için bütün hazırlıklarımı yapmıştım. İskenderiye Kütüphanesi’ne bırakmak için yanımda bolca Kürtçe kitap getirmiştim. Antik Dönemde veya İslami Dönemde, İskenderiye Kütüphane’sinde Kürtçe kitap bulunup bulunmadığını hiç bilmiyorum. İçerisinde bulunduğumuz modern dönemde, benim getirdiklerimden önce kitap bulunup bulunmadığını da hiç bilmiyorum. Artık emin olduğum tek şey var ki o da yaşadığımız bu modern zamanda, İskenderiye Kütüphanesi’nde Kürtçe kitap bulunduğudur.

Yedi çevirmenle ve kucağımda bir bebeği taşır gibi itinayla taşıdığım Kürtçe kitaplarla kütüphaneye girdiğim zaman, kendimi zamanın uzamında her kelimeyi okumuş ve oraya taşımış bir seyyah gibi hissettim. Kütüphane sorumlusu kucağımdaki kitapları dostça kabul edip, bana teşekkür etti.

Eğer bir gün yolunuz İskenderiye Kütüphanesi’ne düşerse sözcüklere krallık yapmış o heybetli yapıda, elinize Kürtçe bir kitap alın. Kitabın sayfalarını çevirin ve sırrınızı zamana üfleyin tarihin bütün gizemli harflerine dokunarak…

Kürtçeden çeviren: Musa Bêjevan


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR