İstanbul Yıkmakla Bitmez
15 Ocak 2016 Hayat Şehir Tarih

İstanbul Yıkmakla Bitmez


Twitter'da Paylaş
0

Kuşkusuz yanılıyorlar; çoğunlukla yıkım makinelerinin ardından sorunlar daha büyük boyutlarla, çirkinlikler de katmerlenerek ortaya çıkar. İstanbul üstüne yazılanlar bir kütüphaneyi dolduracağı gibi, yazılacaklar da sonu olmayan bir zenginlik oluşturur. Gezginlerin ve tarihçilerin yazdığı kitaplar arasında, günümüz tarihçilerinin ilk akla gelenlerinden olan İlber Ortaylı’nın yazdıklarının da ayrı bir yeri var. İlber Ortaylı’nın İstanbul’dan Sayfalar adlı kitabı doyumsuz İstanbul hikâyeleri anlatıyor. “Be makam-ı Konstantiniyye el mahmiyye” olarak bilinen İstanbul’un gitgide kalabalıklaşan, imar faaliyetlerinin yoğunlaştığı semtlerini, hikâyeleri unutulmuş meydanlarını, yaşayan kenti güzelleştiren mezarlıklarını, eski ahşap evlerini, ramazanlarını, kütüphanelerini, meyhanelerini, yerleşim düzenini, hatta eski beslenme alışkanlıklarını bile anlatıyor. Kitap, eski İstanbullulara, burada yaşayanlara şehrin geçmişini tekrar hatırlatıp uyarmayı ihmal etmeden “Başka İstanbul Yok” diyor. İstanbul’dan Sayfalar’da yer alan birkaç yazıdan unutulmaz pasajlar: yüksekkaldırım galata 1900'lü yıllar

Tarlabaşı’nda Bir Gezi

İsimlerden de anlaşılıyor; Tarlabaşı ve daha aşağıda Dolapdere, yakın zamanlarda İstanbul’un konut bölgesinin dışında kalan kırsal yerlerdi. Beyoğlu’nun bu kenar semti; İstanbul’un 19. Yüzyılda oluşan yeniyetme mahallelerindendi. Ama 19. Yüzyıl İstanbul tarihini de bir çok köşesinde barındıran, ilginç ve o nisbette de sorunlarla dolu bir semttir Tarlabaşı… Bugün bu sorunların çözümü kazma kürekte görenler var. Kuşkusuz yanılıyorlar; çoğunlukla yıkım makinelerinin ardından sorunlar daha büyük boyutlarla, çirkinlikler de katmerlenerek ortaya çıkar. Bugünün Tarlabaşısı büyük şehrin bir çöküntü bölgesi. Fakirlik bazı yerde sefalete dönüşmüş; kimi sakinleri yaşam savaşı veriyor, kimi işsiz. Semt 1960’ların başında nüfus değiştirdi. Tarlabaşı halen kozmopolit; ama eski dönemdeki oturaklı kozmopolitliğini değil de; şehirleşen nüfusun getirdiği kültürel kargaşayı yaşayan bir semt. Tarlabaşı caddesinden Dolapdere’ye doğru kıvrılınca, 19. Yüzyıl sonu ve 20. Yüzyıl başına ait yapıların oluşturduğu bir mekâna gireriz. Sözü geçen yapıların yüzünde ve çevresinde Beyoğlu’nun mimari tarihini, Yangıntulumbası sokak gibi isimlerden kentin itfaiye tarihini ve altyapısal modernleşme döneminin izlerini, binaların üstündeki mimar adlarından kentin geçmişteki etnik renkliliğini, örneklerle algılayabiliriz. Örneğin Beyoğlu yağhanesi sokaktaki binaların üstünde yangın sigorta şirketlerinin o zamanlar çaktırdığı paslanmış levhaları okuyoruz; “Rossia”, yani Rusya adlı bir Rus sigorta şirketi bu sokaktaki binaları yangın sigortasını yüklenmiş, daha doğrusu bu geliri parselleşmiş. tarlabaşı 1956

Eski İstanbul Evleri

Temmuz ayının bir gece yarısı, Arnavutköy’de tarihî, harab bir köşk daha tutuştu ve kül oldu. Yangını seyreden kalabalığın yüzlerinde kanıksar bir ifade vardı. Yapsatçılık mesleği yaygınlaştığından beri, böyle yangınların kaza mı yoksa kasıt mı olduğu belli değil; rivayet ve dedikodu muhtelif. Yeni İstanbul yangınlarının en eski İstanbul yangınlarından farklı yanı bu… Artık ahşap bina tutuşunca koşuşup gelen kalabalık, yangını çokbilmiş bir tavır ve dedikodu ile seyrediyor. Çok sonra sanat tarihçisi, mimar ve tarihi çevre meraklıları “vah, vah” çekiyorlar. Başkaları onu da yapmıyor. Ahşap evlerin her biri sanat eseridir, hoştur, zarif şeylerdir; doğru… Bu evleri koruyalım ve onaralım; çok doğru. Zaten koruyup onarmaya da başladılar. Ama insanın içi cız ediyor. Çünkü bu semtlerin etrafında itfaiyeyi boşuna arıyorsunuz. Ahşap mahallelerin her köşesinde ayrı özel depolu bir yangın musluğu, hortum, alarma düzeni olması lazım. Oysa eskilerin deyişiyle, “Hunada nekerde, harîki zuhur ettiğinde” koşturacak tulumba takımımız bile yok. İtfaiye kente yetişse bile asırlık dar sokakların iki tarafına istif istif park edilen binek arabalarını yarıp geçene kadar ateş işini bitiriyor, örneklerini görüyoruz. Ve sonra da ertesi gün gazetelerde “tarihi falanca köşk yandı bitti kül oldu” diye okuyup vah vah çekiyoruz.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR