İyi İnsan Bulmak Zor
4 Nisan 2019 Edebiyat Kitap

İyi İnsan Bulmak Zor


Twitter'da Paylaş
0

Flannery O’Connor roman ve öykülerinde inancın insan hayatındaki yerini sıkça sorgulamış, bunu yaparken zaman zaman alaycı bir dil kullanmıştır.

Amerikalı yazar Flannery O’Connor’ın kahramanları Türkiye’de her köşede karşımıza çıkan insanlara benzer. Hemen hepsi ailesinden olmayanlara karşı kuşkucudur, tartışmalarda şiddete meyillidir, karşı cinsle ve dahil oldukları sınıfla ilişkileri sorunludur ve bu sorunu onları aldatarak aşmaya çalışır. Pek çoğunun başta din olmak üzere toplumun yerleşik değerlerine itirazı vardır. Ama bu itirazı dayandıracak temel bilgiden yoksundurlar.

O’Connor’ın insanlarına kısa ve tadımlık öykülerinde ve ustaca ördüğü romanlarında rastlarız. İyi İnsan Bulmak Zor öykü kitabında karşımıza çıkan, köylülere İncil satarak para kazanan ama aslında tam bir sahtekar olan Bay Pointer onlardan biridir. Hulga adlı takma bacaklı sakat bir kızı kandırır ve onunla gittiği samanlıkta gerçekleri ağzından döker. Pointer gerçek adı değildir. Gittiği her yerde farklı bir hikâye uydurmakta ve hiçbir yerde uzun kalmamaktadır. Dindar biriymiş gibi davranarak bol bol Tanrı’dan ve İsa’dan söz eder, elindeki İncilleri satar, evlerden ve insanlardan çalabileceği şeyleri çalar ve oradan kaçar. Bir keresinde bir kadının takma gözünü bile çalmıştır. Kandırmacayı ve hırsızlığı öyle ustalıkla yapar ki oradan ayrıldıktan sonra bile temiz köylüler onun hala çok iyi bir insan olduğunu düşünmeye devam ederler.1

Başkaları da var.

Kitaba adını veren öyküdeki kahramanlara bakalım. Bir tarafta arabalarıyla Atlanta’dan Florida’ya gitmeye çalışan orta sınıf bir Amerikan ailesi vardır; diğer tarafta ise Federal Hapishane’den kaçmış bir çetenin üyeleri. Aile iki çocukludur ve babaanne de onlarla birliktedir. Yolda eski günleri anlatırken tıpkı tüm yaşlılar gibi yeni kuşakta hiç saygı kalmadığından, iyi insan bulmanın zorluğundan söz eder. Yolda ailenin arabası devrilir ve firari çete onları bir şarampolün içinde bulur. Çetenin lideri Ayarsız adlı amansız bir katildir. Babaanne ile sohbet etmeye başlarlar. Yaşlı kadın çetenin hiç şakası olmadığını, oğlu Bailey’nin ormana götürüldükten sonra kulağına gelen silah sesiyle anlar. Hemen İsa’dan ve Tanrı’dan söz etmeye başlar. Ayarsız “evet İsa’yı biliyorum” der; “bir zamanlar kilisede şarkı söylemiştim. Girmediğim iş kalmadı. Ama insanlar beni her defasında aldattı. Beni hapse attılar.”

Neden kendine Ayarsız adını taktığını da açıklar:

“Kendime Ayarsız ismini taktım. Çünkü bir kefeye işlediğim tüm suçları, öbürüne ceza diye bana çektirdiklerini koyduğumda ayarları birbirini tutmuyordu.”

O’Connor’ın Bilge Kan adlı romanında da orta sınıf sahtekârlara ve katillere rastlarız. Ordu hizmetinden ayrılan ve yaraları nedeniyle ömür boyu maaşa bağlanan Hazel Motes ülkenin güneyindeki memleketine döner. Bir süre ne yapacağını bilemez. Sonra elindeki parayla külüstür bir araba alır. Ucuz bir daireye yerleşir. Canı çektiğinde adını ve numarasını bir tuvalet duvarında bulduğu fahişeyi ziyaret eder.

Sonra birden kendi mezhebini kurmaya karar verir. Sonra sinema çıkışlarına giderek lideri olduğu yeni kilise adına vaazlar vermeye başlar. Soranlara “kendi kilisemi kurdum” der; “İsa’sız Kilise.”

İçinde peygamberin olmadığı bir kilisedir bu. Arkasından kimse gitmese de bildiğini okur, insanlara seslenir.

Şöyle der büyük bir inançla: “Yaşamınızın, vücudunuzun neresinin günahlarını bağışladı Hazreti İsa? Gösterin, ben göremiyorum çünkü. İsa’nın günahlarınızı bağışladığı bir yer varsa bulunmanız gereken yer orasıdır ama hanginiz biliyor o yerin nerede olduğunu?”

Ertesi gece bir başka sinemanın önünde filmden çıkanlara şöyle seslenir: “Vicdan denen şey palavra. Vicdanınız var sanıyor olabilirsiniz ama yok aslında. Eğer var sanıyorsanız en doğrusu onu içinizden söküp atın ve peşine düşüp öldürün. Çünkü o, aynada gördüğünüz suretten ya da arkanıza düşen gölgeden başka bir şey değil.”2

Ordu hizmetinde yaralandığı için devletin emekli maaşı verdiği, bir baltaya sap olamamış zeki ama sefil bir dolandırıcıdır artık. Belki inanmayacaksınız ama yalvaç rolünü daha iyi oynayabilmek için gözlerinden vazgeçmeyi bile göze alacaktır. Uyanık derecesinde kurnazdır, görünürde devletine ve dinine bağlıdır ama feci derecede sahtekârdır.      

1925’te Georgia’da doğan Flannery O’Connor babasının hastalığından sonra kendini tamamen okumaya ve yazmaya adamıştı. Koyu Katolik bir aileye mensuptu ve ünlü bir yazar olduktan sonra insan ve din ilişkileri hakkında konferanslar verdi. Roman ve öykülerinde inancın insan hayatındaki yerini sıkça sorgulamış, bunu yaparken zaman zaman alaycı bir dil kullanmıştır.

Onu 1964’te kaybettik. Ama yarattığı sözümona dindar, bencil ve sahtekar kahramanlar hâlâ yaşıyor.

1 Flannery O’Connor, İyi İnsan Bulmak Zor, Çeviren: Aylin Ülçer, Metis Kitap, 2. Basım, Eylül 2014

2 Flannery O’Connor “Bilge Kan” Türkçesi: EmreAğanoğlu. Everest Yayınları. 1.Basım: Mayıs 2015


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR