Jane Eyre 57 Dilde: Charlotte Brontë’nin Klasiği Farklı Kültürlerde Nasıl Yorumlanıyor?
20 Ekim 2019 Edebiyat

Jane Eyre 57 Dilde: Charlotte Brontë’nin Klasiği Farklı Kültürlerde Nasıl Yorumlanıyor?


Twitter'da Paylaş
0

Romanın dünya çapında tanınmasının, rağbet görmesinin nedenlerinden biri de bu feminist ağırlık.

Çevirmenler edebiyatın isimsiz kahramanları. Daha doğrusu çoğu zaman isimsiz kahramanları; Uluslararası Booker Ödülü'nde çevirmenler de yazarlarla birlikte tanınırken elli bin İngiliz sterlini değerindeki ödül iki taraf arasında paylaştırılıyor. Ayrıca, 30 Eylül günü kutlanan Uluslararası Çeviri Günü var. Bu özel gün, çeviri roman ve şiirler yayımlayan küçük yayınevlerini bir arada görmek, çevrimiçi çevirideki inanılmaz ilerlemeleri konuşmak ve elbette yeteneklerine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulan çevirmenlerin önemini teslim etmek için bir fırsat.

Çevirinin her zaman kültüre güç vermiş olan bir süreç olduğunu anmadan da geçmeyelim. Gerek edebiyat klasikleri gerek günümüzün çok satan kitapları, çevirileri aracılığıyla yazıldığı dile nazaran daha fazla okura ulaşıyor. Charlotte Brontë’nin Jane Eyre’ını düşünecek olursak roman en iyimser tahminle 593 kez, en az 57 dile çevrildi.

Bu durum Jane Eyre’a bakış açımızı değiştirir. Yorkshire kasabasından ilham alan ve başta İngilizceye ait bir kitap olarak 1847 yılında yayımlanan Jane Eyre, zamanla farklı kültürlere kök salmış ve artık çok dilli, küresel dünyanın değişime açık bir metni haline gelmiştir. İran’da 1980’den beri 29 farklı Jane Eyre çevirisi yapıldı. Vietnam’da Korece öğretilen okullarda Jane Eyre çevirisi Kore Edebiyatı örneklerinden biri olarak müfredatta yer alıyor.

Böylece romanı inceleme şeklimiz de değişir. Jane Eyre’ın küresel bağlamdaki yerini tek başıma kavramam mümkün olmazdı. Romanın farklı dillerde kazandıkları hakkında ne öğrendiysem, bunu farklı ülkelerden 43 araştırmacıyla birlikte yürüttüğümüz Prizmatik Çeviri projesine borçluyum.

jane eyre

Çeviri yaratıcı bir süreçtir

İnsanlar, çevirinin kaynak metni bir fotokopi makinesinden çıkmış gibi bire bir yansıttığını düşünür. Hâlbuki bu düşünce gerçeği ıskalar çünkü her dil farklıdır. Çeviri süreci çok daha karmaşık, işin aslı çok daha ilginçtir. Bir şey diğer bir dilde tıpa tıp aynı şekilde söylenemediğinden çevirmenler kitabı yeniden yazmak için hayal güçlerini kullanır, yalnızca bu sefer eldeki malzemeler farklıdır ve karşımızda farklı beklentileri olan okurlar vardır. Fotoğraf çekmek gibi değil de daha çok heykel yontmaya benzer.

Kitabın isminin yeniden şekillendiği karşılıklarda bu ilişkiyi hemen fark ediyoruz. Futo Mizutani tarafından yapılan 1896’daki Japonca çeviride Riso Kaijin (İdeal Hanımefendi); “Mécia” tarafından yapılan 1941’deki Portekizce çeviride A Paixão de Jane Eyre (Jane Eyre’ın Tutkusu) ifadeleri kullanılmış. 1958’de İtalyancada yayımlandığında La porta chiusa (Kapalı Kapı – çevirmenin adı bilinmiyor); 2010’da Ceren Taştan’a ait Türkçe çevirisinde ise Yıllar Sonra Gelen Mutluluk olmuş.

Başkalaşımla yaratılan bu isimler arasında en beğendiğim Fang Li’nin çevirisi. 1954’ten bu yana hemen her Çinli çevirmenin de aynen kullandığı karşılık “Jane Eyre”ın okunuşunu çağrıştıran ve “yalın aşk” anlamına gelen iki karakterden oluşuyor: Jianai.   

En ufak dilsel ayrıntılar bile inanılmaz değişimlerden geçebilir. Zamirleri ele alalım. İngilizcede tekil olan “sen”i (you) tek bir şekilde söyleriz.  Öte yandan, İngilizceye çok yakın olan Fransızca, Almanca veya İtalyanca gibi diller dahi farklı bir yol izler. Resmi “sen” (Fransızcada vous) kullanımı ile daha yakın bir ilişkiyi ifade eden “sen” (Fransızcada tu) arasında ayrım yaparlar. Yani, roman bu dillerde İngilizcesinde hiçbir zaman bulunmamış olan son derece önemli bir potansiyel kazanır. Jane ve Rochester birbirine hiç “tu” diye seslenirler miydi?

Fransızcada seslenmedikleri anlaşıldı. (En azından incelediğimiz hiçbir çeviride bu kullanıma rastlamadık.) Ama Almancada durum farklı. Araştırma grubundan meslektaşım Mary Frank, Marie von Borch’un 1887’deki çevirisi ile Helmut Kossodo’nun 1979’daki daha erken çevirisini inceledi. Her iki çeviride de Rochester’ın daha yakın bir ilişkiyi ifade eden “du” (sen) zamirini ancak Jane’e evlenme teklif ettiği sırada kullandığını gördü. Fakat Jane aynı şekilde karşılık vermiyor. Ne zaman ki kitabın sonlarına doğru Rochester’ın fundalıklar arasından kendisine seslendiği o inanılmaz telepatik anı yaşıyor Jane de “Beni bekle!” diye haykırarak “du” zamirini fiil formunda kullanıp Rochester’ın sevgisine cevap veriyor.

Bunu çevirmenlerin romana eklediği bir nüans olarak mı görmeliyiz? Yoksa İngilizce metinde de baştan sona, saklı bir formda olsa da, varlığını hissettiren bir şey mi? Charlotte Brontë Almanca’nın ya da (denemeler ve mektuplar yazdığını bildiğimiz) Fransızca’nın farklı kaynaklarını kullansaydı ne yapardı? Muhtemelen hiçbir zaman cevaplanamayacak sorular. Üstelik farklı resmiyet hallerini ifade etmek için birçok zamirin olduğu Korece’ye baktığımızda, Sowon Park’tan öğrendiğime göre tablo daha da karmaşıklaşıyor.

jane eyre charlotte bronte

Feminist tutku

Jane kelimenin her anlamıyla “tutkulu.” Çocukluğunda kendini kuzenlerine ezdirmez, okulda hakkını savunur; yetişkinliğinde Rochester’a karşı tutkulu bir aşk duyar. Romandaki “tutku”; öfkeyi, dik başlılığı, acı ve cömertliği, arzu ve aşkı hissettirebilir.

Charlotte Brontë tutkuyu tüm bu hallerde kullanarak feminist bir tartışma ortaya koyuyordu. Viktorya döneminin ilk yıllarında yaşayan bir kadın, diyordu, aşkta pasif taraf veya hayranlık gösterilecek bir nesne olmak zorunda değil. Aksine kadının aşkı öfke ve adalete bağlıydı. Kendini ifade etmenin bir şekli olabilirdi.

Romanın dünya çapında tanınmasının, rağbet görmesinin nedenlerinden biri de bu feminist ağırlık. 19. yüzyılın ortalarından sonlarına kadar Avrupa’da, bundan yüzyıl sonra Orta Asya’da kimi çevirmen ve okurlar karşılaştıkları bu söylemden heyecan duyarken kimileri dehşete kapılmıştı. Bekleneceği üzere, kültürler ve diller farklı olduğu için, romanın yüklendiği güçleri de farklı şekillerde iletmek gerekmişti.

Çoğu dilde Brontë’nin “tutkusu”nu tüm anlam evreniyle karşılayabilecek tek bir kelime yoktur, bu yüzden anlamı parça parça verirler. İlginci, genellikle Jane’in öfkeli (tutkulu) genç zamanı ile olgun hali arasında ayırım yapılır ve genç Jane, malikânenin çatı katında kilitli tutulan yabani Bertha Mason’a yani Rochester’ın ilk karısına benzetilir.

Kayvan Tahmasebian, Farsça çeviride “tutku”nun aşk, arzu, öfke ve heyecan unsurlarını birbirinden ayıran çeşitli kelimelerle karşılandığını gördü. Bunu (“tutku”nun anlam genişliği yok olup gittiği için!) bir kayıp olarak da kabul edebilirsiniz bir kazanım olarak da (nüanslar birden nasıl da çoğaldı!).

Romanın o pek ünlü cümlesi: “Okur! Onunla evlendim.” Bu aynı zamanda çevirilerden görebildiğimiz kadarıyla tartışmaya en açık cümlelerden de biri. Araştırmacı Jernej Habjan’ın bana söylediğine göre Slovakçasında “Okur! Biz evlendik.” şeklinde karşılanmış. Farsçadaki tüm çevirilerde ise Jane’in kendini ortaya koyuş şekli hepten göz ardı edilmiş ve meşhur cümle, “Okur! Benimle evlendi.” diye çevrilmiş. Jane Eyre bugün hâlâ radikal etkisini sürdürüyor. Daha çok sayıda çevirisi yapılacak.

Çeviren: Burcu Uluçay

(The Conversation)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR