Japon Edebiyatı Murakami’den İbaret Değil
10 Eylül 2019 Edebiyat İnsan Kitap

Japon Edebiyatı Murakami’den İbaret Değil


Twitter'da Paylaş
0

Murakami Japon edebiyatının en tanınan ismi olunca göz ardı edilen konuların ve yazarların sayısı artıyor. Japonya cinsiyet ayrımcılığı ve eşitsizliğini içeren uzun bir tarihe sahip olduğundan bu tarihin içinde yer alan figürlerin tasvirlerini incelemek son derece önemli.

Japon edebiyatına aşina olanlar birbirleriyle konuşurken illa ki güzel yazıları, şok eden intiharı ve politik görüşlerinden dolayı Yukio Mişima’dan, Nobel Ödüllü Kenzaburo Oe ile Yasunari Kawabata’dan ve Haruki Murakami’den sırf Haruki Murakami olduğu için bahsedilir. Geçtiğimiz birkaç yıl içinde Murakami’nin eserleri, özellikle Batılı okurların gözünde diğer Japon yazarların eserlerine gölge düşürdü. Yalnızca Murakami’nin romanlarını okuyup Japon edebiyatını çok severmiş gibi yapan isimlerin sayısı küçümsenemeyecek ölçüde.

Tabii ki bu Murakami'nin iyi bir yazar olduğunu anlatmıyor. Şehir hayatının yarattığı yalnızlığı ve sıradan erkek kahramanlarının aşk, iş ve hayat deneyimlerini aktarmakta ender rastalanan bir yeteneği var. Çok iyi bildiği temalara değindiğinde eserleri oldukça sürükleyici bir hal alıyor. Ancak Murakami hayranlarının dahi görmezden gelemeyeceği bir gerçek karşımıza çıkıyor: Kadın karakterlerin tekdüzeliği. Murakami’nin eserlerinde kadınlar, yalnızca kahramanın kendini bulmasında ona yardımcı olan bireyler olarak ele alınıyorlar ve herhangi bir karakter gelişimi sergilemiyorlar. Olay örgüsünün heyecanını artırmak için kadın karakterler ölüyor, kahramanın kafayı taktığı bir seks objesi görevi görüyor ya da kahramanın yolculuğu sona erdikten sonra geri döndüğü pasif partnerler olarak tasvir ediliyorlar.

Bu romanlardaki kadınlar, çoğu zaman cinsiyet stereotipine uyan figürler olarak karşımıza çıkıyorlar. Murakami birçok roman yazdı ve yalnızca romanlarından birinin ana karakteri kadın, ama o bile stereotip kategorisine giriyor. 1Q84 romanındaki Aomame soğuk ve tedbirli bir suikastçıdır, yani bir kadının, romanın kahramanı olması için fiziksel güce sahip olması gerektiğinin bir örneğidir. Ayrıca romanın tek kahramanı o değildir. Birçok örnekte kadınların arzuları ve hedefleri bir kenara itilmiştir. Rolleri erkek kahramana göre şekillenir. Eğer bu, Batılı okurların ilk okuduğu Japon edebiyatı eseriyse kim bilir bu sınırlı kaynakta var olan kadınlar, okurlar tarafından nasıl algılanmaktadırlar? 

Neyse ki son dönemde Japon eserlerin çevirilerine ulaşmak daha kolay (Öte yandan kadın Japon yazarların eserleri özellikle son dönemde İngilizceye daha fazla çevrilse de Türkçeye kazandırılmış eser sayısı bir hayli sınırlı). Ayrıca 1980’lerden önce yaşamış, en az yukarıda ismi geçen çağdaşları kadar ünlü olan kadın Japon yazarların eserleri çeviri alanında daha az ilgiye maruz kaldı. 

Bu konuda bahsedilmesi gerekilen birçok kadın yazar olsa da Murakami’nin kullandığı temalardan faydalanan ve onunla sık sık bağdaşlaştırılan isimler arasında Takako Takahashi, Taeko Kōno ve Fumiko Enchi var. Bu yazarlardan her biri sanatsal gelenekleri aşarak kadına dair arzuya ve harekete geçmeye değiniyor. Murakami hayranlarının beğenisini kazanan yalnızlık, bıkkınlık ve atmosferi kullanıp rahatsız edici, bazen uçlara kaçan eserler ortaya koyuyorlar.

Murakami’nin eserlerinde karşılaştığımız gerçeküstü unsurların dışında onun tarzını en belirgin yansıtan öğe “Murakami kahramanı”dır: Şehir hayatının yükü altında ezilen, yalnızlığa mahkûm, hissiz ve ilgisiz kahramanlar… 1980’lerde bu tip kahraman Japonya’nın ekonomik durumundaki değişiklikler dolayısıyla ortaya çıkan, her şeyden soyutlanmış figürün doğuşuyla okurlara büyük ölçüde hitap etti ve Japonya’nın dışındaki ülkelerde de hâlâ okurların ilgisini çekmeye devam ediyor.

Takako Takahashi’nin eserlerindeki kadın karakterleri de Murakami’nin yalnız kahramanları gibi hayatlarına karşı kaygısızdırlar, öfkeleri kısıtlı iş imkânları ve ailenin beklentileri gibi sosyal yapılardan kaynaklanmaktadır. Örneğin kısa öykü derlemesi Lonely Women’da (Yalnız Kadınlar) karakterler onlardan beklenen rollere girmek ve geleneksel olmayan arzulara kapılmak arasında sürekli gidip gelirler. Karakterlerden biri olan Sakiko erkeklerle konuşurken onlarla oyunlar oynar. İlk görüşmelerinde onları bekletirken izler. Beklemeyi bırakmaları için ne kadar süre geçmelidir? Bir nevi onları mercek altında inceler. Takahashi onu şöyle anlatır: “Sakiko işte erkekleri böyle izlemeyi severdi. Böylesine bir karşılaşma, onlarla tanışıp konuşmaktan çok daha heyecan vericiydi. Herhangi birini mercek altına yatırmayı ne kadar da isterdi!” 

Takahashi’nin öykü derlemesi, kadınların hayatın kısıtlamalarının farkına varmalarını ve bu uyanış sonucunda harekete geçmelerini anlatıyor. Öte yandan, evliliklerinin onları hapsettiği, ancak daha tutkulu ve özgürleştirici arayışların peşindeki kadınlara değiniyor. Başka bir öyküde Haruko adındaki karakterin hayatı yurtdışında çalışan eski sevgilisinin geri dönmesiyle altüst oluyor. Öykü boyunca Haruyo, kocası Eizō’dan tepki almaya çalışıyor, ancak kocası onun aklını kurcalayan olayı asla merak etmiyor ve sonunda Haruyo’nun istekleri gerçekleşmiyor.

Takahashi’nin eserlerine benzer şekilde Taeko Kōno, öykülerinde kadınların istekleri ve evlilik ile anneliğe dair beklentilerin çatışmasından doğan çıkmaza yoğunlaşıyor. Bu çatışma sonucu karşımıza nevrotik, yalnızlaşmış ve şiddete meyilli karakterler çıkıyor. Ancak sonunda karakterler kendilerini keşfedemiyorlar ve herhangi bir iç tatmin sağlayamıyorlar. Öykülerinde sık sık rastladığımız, ucu açık bırakılan sonlardan biri “Snow” ("Kar") öyküsünde bulunuyor ve Hayako’nun üvey annesinin ölümüyle yüzleşmesini anlatıyor. Başlangıçta öykü alışıldık bir yol izliyor: Hayako’nun annesinin ölümü ona çok acı verse de Hayako hayatına devam edecektir. Ancak aniden Hayako’nun anılarıyla çocukluğunda maruz kaldığı sözlü ve fiziksel şiddete tanık oluruz. Çünkü Hayako babası ile metresinin çocuğudur. Karın yağması travmatik ilişkilerinin sembollerinden biridir. Kar yağmaya başlayınca ikisinin de migreni tutar ve böylece kar, aile ilişkilerinin kırılganlığından doğan acıyı paylaştıklarına dair bir mesaj görevi görür. Annesi ölünce baş ağrılarının son bulacağından umut eden Hayako öyle olmadığını görünce hayal kırıklığına uğrar ve sonunda kendini karın altına gömmeye çalışır.

Ünlü romanı Masks’da (Maskeler) Fumiko Enchi kadınların içinde yaşadıkları dünyayı değiştirmeyi başarınca neler olduğunu anlatır. Takako Takahashi ve Taeko Kōno’nun öykülerinde olduğu gibi kadın karakterler kuşkusuz “iyi” değildirler. Romanın kahramanı orta yaşlı Mieko Togano uzun zaman önce ölmüş kocasından intikam almak istemektedir. Bunun için diğer kadınlardan yardım alır ve intikam uğruna bazıları hayatlarını kaybederler. Bu durum baskıcı ataerkil sisteme karşı gelmek ve yasal haklarını talep etmek için kadınların bir araya gelmesi olarak da okunabilir. Enchi aynı zamanda bu tarz bir direnişin, başka tür baskılara yol açtığını gözler önüne serer. Zor sorular sorar, ancak Takahashi ve Kōno gibi kesin cevaplar vermez.

İşte bu karakterler Murakami’nin romanlarında karşılaşmayı dilediğim kadınlar: Savaşan, mükemmel olmaktan uzak, anlatıyı zenginleştirmek dışında başka özellikleri olan bireyler. Murakami’nin sürreal dünyalarına sahip olmasa da Enchi, Takahashi ve Kōno’nun eserleri psikolojik açıdan edebiyata yeni bir soluk getiriyor. Bu öykülerin kahramanları Murakami’nin karakterleri kadar yaşadıkları çağa yabancılar. Murakami Japon edebiyatının en tanınan ismi olunca göz ardı edilen konuların ve yazarların sayısı artıyor. Japonya cinsiyet ayrımcılığı ve eşitsizliğini içeren uzun bir tarihe sahip olduğundan bu tarihin içinde yer alan figürlerin tasvirlerini incelemek son derece önemli. Zorbalığın ve ayrımcılığın hâkim olduğu dünya, insanları stereotipleştirmeye dayanır. Bu nedenle daha fazla sesin duyulmasına ihtiyacımız var. Bahsi geçen kadın yazarlar duydukları öfkeyi aktarmak için bir dil yaratarak diğer kadınların yazması için ortam sağladılar. Murakami Japon edebiyatında önemli bir yere sahip olsa da uzun listedeki isimlerden yalnızca biri. Murakami kahramanının dünyasını anlamak için öncelikle ondan önce gelenleri okumak şart.

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(Electric Literature)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR