Javier Marias ve Yarınki Yüzün
18 Mart 2019 Edebiyat

Javier Marias ve Yarınki Yüzün


Twitter'da Paylaş
0

Şiddet gerekli midir, gözümüzün önünde gerçekleşen şiddete ne kadar tahammül edebiliriz ya da bu şiddetin ne kadarını engelleyebiliriz?

Anlatılacak şey her ne kadar korkunç, imkânsız ve katlanılmaz olsa da anlatma arzumuza yine de dayanabilecek miyiz; üstünden yıllar, çeyrek asırlar hatta yarım asırlar geçse de sözcüklerin akışına kendimizi bırakmadan durabilecek miyiz? Bir gün ama mutlaka bir gün gergin vücutlarımıza isyan edip çorap söküğü misali çözülmeyecek miyiz? Freud anlatarak yükünden kurtulmanın adını bile koydu. İnsanlar var oldukları günden beri tanık oldukları ve yaşadıkları her ne kadar zor ve imkânsız görünse de yine de kendilerinden sonraki kuşaklara bunları aktarmadan-anlatmadan yapamadılar. Anlatmak belki de ölümsüzlüğün öbür adıdır; unutulmaya-unutuluşa direnen, karşı çıkan yegâne güçtür belki de anlatmak, aksini kim iddia edebilir. Baba oğluna, dede torununa, babaanne ya da anne yavrularına anlatmadan duramaz, illaki geçmişten, evvel zaman yaşadıklarından bir şeyler dökülecektir ağzından, istemli ya da istemsiz, buna karşı koyamaz. Javier Marias’ın Yarınki Yüzün romanını okumuş olanlar neyden bahsettiğimi anlamıştır.

Marias Yarınki Yüzün romanını anlatma ve yorumlama üstüne kurgulamış, öbür romanlarından farklı bir konu seçmiş, merceğini savaş meydanlarına, sonrasına ve soğuk savaş dönemlerine uygun istihbarat ajanlarının kol gezdiği alana dikmiş. Ama kesinlikle James Bond filmleri tarzı değil, her ne kadar Ian Fleming ve James Bond adı sıkça geçse de. Edebiyat dili dediğimiz mevzunun tüm olanakları kullanılmış diyebilirim. Jamie Deza babasını dinlerken, okur olarak bizler de İspanya iç savaşından başlayarak bu korkunç ağların içine düşeriz. İspanya İç Savaşı bizi ilgilendirmeyebilir ancak savaş savaştır, asıl olan da budur, savaşlar her yerde birbirine benzer; insanların birbirine ettiği zülüm, kıyım hep aynıdır, okur olarak bizi de ilgilendiren budur zaten. Dünkü yüzü, bugünkü yüzü ve yarınki yüzü değişen insanlarla karşılaşırız. Bazıları geçmiş yüzlerini anımsamak istemez ve mümkünse unutmak ister, onunla hiç karşılaşmamayı diler ve hatta hafıza denilen kuyuda en dipte kalsın ister, gün yüzüne asla çıkmasın-çıkamasın diye. Ama hayat imkânsız görünecek kadar rastlantılarla doludur, Marias’ın romanında bile olsa bu, hiç beklemediğimiz bir günde dünkü yüzümüzü bize hatırlatacak ya da dünkü korkunç yüzümüzü bize anımsattıracak insanlarla karşılaşabiliriz, yüzleşmek zorunda kalabiliriz; yine de şanslıysak eğer dünkü yüzümüzü, evet o korkunç yüzümüzü en azından çocuklarımızdan gizleme umudumuz olabilir.

javier marias

Yarınki Yüzün romanının baş karakteri Jamie Deza Londra’da gönüllü sürgündür, Madrid’de karısı ve çocukları... Şiddet gerekli midir, gözümüzün önünde gerçekleşen şiddete ne kadar tahammül edebiliriz ya da bu şiddetin ne kadarını engelleyebiliriz? Sahiden engelleyebilir miyiz, mümkün mü bu? Ya korku? Şiddet ve korkunun bileşiminden oluşan güç elimize geçerse benzerini bizde yapmaz mıyız? Hele sevdiklerimiz elimizden koparılıp alınıyorsa. Jamie Deza İngiliz istihbaratında, insan yorumlama bölümde görev alır, işi insanları yorumlamak, yarınki yüzlerini bulmak. Bugün neyken, yarın ne olabileceğimizi, neler yapabileceğimizi belirlemek ya da tespit etmek. Öldürebilir miyiz, şiddet uygulayabilir miyiz; sözümüzde durur muyuz, yoksa bu ihtimal o kadar da güçlü değil mi; yalan söylüyor veya ilerde bundan kaçınmamız imkân dâhilinde mi; peki ya aldatma, aldatabilir miyiz, karımızı, kocamızı ya da sevgilimizi ve çocuklarımızı; ipin ucu uzadıkça uzuyor gördüğünüz gibi.

Jamie Deza anlatma ve yorumlamanın ağına takılırken, geçmişi silmenin tıpkı ahşap zemine yapışmış bir kan damlasının kaderine benzer olduğunu fark eder. Merkezi değil, asıl silinmesi zor ve imkânsız görünenin damlanın çeperi olduğunu ve bu kan damlasının kaynağını bulmaya çalışırken yanılma payının her zaman hesapta durduğunu şaşkınlıkla izler, zira ne kadar yorumlarsak yorumlayalım ve ne kadar araştırırsak araştıralım her zaman bir yanılma payı vardır, buna tıpkı Jamie Deza gibi okur da tanık olur. Sözü fazla uzatmaya gerek yok, Marias Yarınki Yüzün’de şiddet, korku, anlatma ve yorumlama ekseninde bir başyapıt yaratmış (sanırım dil bakımından Proust’ta Marias’ınki kadar yakın başka bir dil görmedim) ve aslında en iyi insan yorumcusunun okur, belki roman okuru olabileceğini kanıtlamak istemiş, inanıp inanmamaksa yine bizlere kalmış.            


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR