Jean-Paul Sartre’ın Yazdığı Tek Senaryo: Çark
11 Ağustos 2018 Edebiyat

Jean-Paul Sartre’ın Yazdığı Tek Senaryo: Çark


Twitter'da Paylaş
0

Varoluşçuluğun özelliklerinden biri olan karamsarlık duygusu eserin üzerine kara bir sis gibi çöker. Çark, tarihin bütün ağırlığını üstlenmeye çalışır.

Uzun zamandan beri bir senaryo metnini okumamıştım. Geçenlerde, eski kitapları araştırırken elime geçen Jean Paul Sartre’ın Çark adlı senaryosunu,  yoğun bir ilgiyle ve içeriği üzerinde uzun uzun düşünerek okudum. Metnin içindeki çoğul anlamlar; nesnel gerçekliği, dünyayı, yaşamı, bireyi ve toplumu birçok yönden görmek ve değerlendirmek için bana rehberlik ediyordu adeta.

Jean-Paul Sartre’ın öncelikle bir felsefeci kimliği taşıdığını anımsamak gerek. Temel ilkelerini belirlemiş olduğu varoluşçu felsefeyi oyun, roman ve öykülerindeki karakterlerin davranış ve tutumları üzerinden dile getirdi Sartre ve bu yolla varoluşçu felsefeyi daha anlaşılır kıldı. Edebiyat yapıtı onun için varoluşçuluğu işleyen ve bu felsefenin anlamlarını birey üzerinden çoğaltan bir işlev taşıyordu. Sartre sanatın işlevselliğine önem veren bir aydındı. Toplum içinde bireyin durumuna, yalnızlığına, yabancılaşmasına, varoluş sorunsalına, özgürlük ve sorumluluğun ince noktalarına dikkatleri çekti yazdığı edebiyat yapıtlarında. Özgürlüğün Yolları’nda varoluşçu düşünce açısından birey olma, yalnızlık ve yabancılaşmayı işlerken roman kahramanı aracılığıyla bireyin toplumu sorgulama, toplum dışına çıkarak kendini yeniden var etme ve özgürlüğünü somut bir yaşantıya dönüştürme süreçlerini derin bir perspektiften göstererek ele aldı.

Sartre, Edebiyat Nedir? adlı kuramsal kitabında politik, toplumsal sonuçlara ulaşan bir edebiyatın ardına düşer. Edebiyatın etikle bağlantı noktalarını etkili bir biçimde gösteren Sartre, edebi metinlerini de kendi etik anlayışı üzerinden kurgular. Bu etik; bireysel özgürlükler, toplumsal vicdan, sorumluluk ve aydının duruşu gibi noktalarda doruğa ulaşır. Bu kitapta şöyle yazar Sartre: “Edebiyat ve ahlak apayrı şeyler olmalarına rağmen, estetik buyruğun arkasında ahlaksal buyruğun olduğunu fark ederiz. Çünkü yazar, yazma zahmetine katlanışıyla okuyucuların özgürlüğünü; okuyucu da daha kitabı açtığı an yazarın özgürlüğünü kabullendiğine göre, sanat yapıtı hangi yönden bakılırsa bakılsın, insanlığın özgürlüğüne güvenme edimidir.” Bu sözlerle Sartre, yazınsal metnin okuyucunun ve yazarın özgürlüğüne dayandığını içselleştir ve ahlakla özgür sanatsal eylemi buluşturur.

Yaşamına bakıldığında Sartre’ın bütün politik eylemleriyle yazdıkları arasında paralellik ve tutarlılık görmek mümkündür. Tutarlı olmak, bir erdemi çoğaltır içten içe; bu erdem toplumsal vicdanla ilgili hakikatlerde kendini ortaya koyar. Sartre’ın yazdıklarının, etik hakikatin; bireyin özgürlük arayışlarının ve sorumluluk duygusunun birer ürünü olduğu görülür. Düşünceleriyle çağımıza ışık tutan Sartre, insanın insana zulmünün sona erdiği, toplum baskısının ortadan kalkıp bireyin özgürce kendini gerçekleştirdiği; vicdanın, aklın ve sağduyunun egemen olduğu yeni bir dünyaya işaret eder. Hayatla sanatın buluşma noktasındaki temel etik sorunsala dikkatleri çeker.

Jean-Paul Sartre

Jean -Paul Sartre’ın Çark adlı senaryosu da felsefe, toplumbilim ve ekonomi politik odaklı bir eser olarak ilgi uyandırıyor. Çark şimdiye kadar hiç filme alınmamış. Asıl adı Kirli Eller olan bu senaryodan iki yıl sonra aynı adı taşıyan bir tiyatro oyunu yazmış Sartre. Bu oyun ile Çark’ın konusu arasında hiçbir ilgi ve benzerlik olmadığı belirtiliyor kitabın girişinde.

Çark, içerik olarak günümüzde de geçerli olan bir dünya resmi çiziyor gözümüzün önünde. Bu dünya içinde kapitalist eller, özellikle emperyalist genişleme sonrasında, küçük ülkelerin doğal kaynaklarının sömürülmesini devam ettirmek için her türlü kirli oyunu oynuyor. Sürekli dönen menfaat ve siyaset çarkının içinde, ülke halklarını yoksulluğa, açlığa sürükleyen acımasız ve adaletsiz bir sistem üretiliyor durmaksızın. Bu yapılanmanın kaynağındaki sömürü; yoğun baskı, şiddet, zor kullanma gibi yöntemlerle sürekli canlı tutuluyor. İsteniyor ki insanlar bilinçlenmesin; bilinçlenenler başkaldırmasın…

Çark’la ilgili olarak Jean Paul Sartre 1968’de şunları söyler: “Çark’ın senaryosu 1946’da yazıldı. Başlangıçta, ilgimi çeken, Anglosakson romancıların savaştan önce sık sık uyguladıkları bir tekniği ekrana aktarmaktı: Bakış açılarının çoğulluğu düşüncesinden esinlendim. İmgelediğim filmde zamandizin altüst edilmekle kalmıyor, aynı kişi, Hélène, ondan söz eden kimsenin bakış açısına göre çok farklı görünümlerde sergileniyordu. Düşündüm de... zengin petrol kaynakları olan küçük bir ülke. Ve devrim yapmak niyetiyle iktidara gelen bir adamın durumu... Sosyalizme gerçekten inanan namuslu ve açık yürekli bir kişiyi seçerek, sorunun kişiden ya da karakter yapısından kaynaklanmadığını göstermek istedim: yabancı güçlerin kuklalar aracılığıyla egemen olduğu bir ülkede, çürümüş olan, iktidarın kendisidir; iktidarı ellerinde tutanlar da tıpkı Jean gibi, kendilerine rağmen cani olur.”

Sartre’ın ifade ettiği gibi, bu eserde asıl sorguladığı iktidar kavramının kendisidir. İktidarı eline geçiren kişi ve gruplar bir süre sonra çeşitli dış baskı, tehdit ya da benzeri uygulamalarla asıl amaçlarından uzaklaşır; gerçekleştirilen devrim, yolundan çıkarak iktidar sahiplerinin çevresindekilere ve halka yönelttikleri yeni bir şiddet mekanizmasını doğurur. İçinden çıkılamayan bir kısırdöngünün, toplumsal -siyasal bir formasyonda yeniden üretilmesinin gösterildiği bir senaryodur Çark.

Bir duruşma salonunda geçen öykünün şimdiki zamanı, kişilerin mahkemedeki ifadeleri yoluyla dile getirdikleri geçmişle; flash back’lerle ileri-geri gider. Şimdiki zaman içindeki bu geriye dönüşler, yaşanan öykü ânını genişletir bir anlamda. Senaryoların temel tekniklerinden biri olan bu kurgusal yapılanma, Çark’a da damgasının vurur.

Senaryonun hikâyesi üç ayrı bakış açısıyla yazılmıştır. Kişilerin anlatımları yoluyla aynı olgusal gerçekliğe, aynı kişilere ve yaşananlara farklı perspektiften bakma olanağını bulan okur/ izleyici, hakikati değişik cephelerden görmenin ve aralarındaki uçurum misali farklılıkların bilincine kavuşur böylelikle.

Çark’taki kişilerden birinin bakış açısından gösterilen bir durum da; devrimci amaçlarla hareket ederek toplumu örgütleyen ve sosyalist devrimi gerçekleştiren siyasal oluşumun başındaki kişilerin, giderek kendilerine ve devrime yabancılaşarak ihanete varan davranışlar sergilemesi ve yakın dostlarının katlini düşünecek kadar gözlerini hırs bürümesi gerçeğidir. Başka bir bakış açısından bakıldığındaysa, büyük emperyalist devletin baskı ve tehdidine bir şekilde boyun eğmek zorunda kalmalarıdır iktidardakilerin.

Senaryoda, Jean Aguerra bu petrol zengini ülkede devrim yapan partinin başındaki kişidir, ancak iktidara geçtikten sonra amaçladıklarının hiçbirini gerçekleştiremez; sisteme teslim olur. O da başka gruplar tarafından gerçekleştirilen bir halk hareketi sonunda devrime ihanetle suçlanır ve yargılanmak üzere mahkemeye çıkarılır. Eserdeki söz konusu mahkeme burasıdır. Jean Aguerra kendini savunmaz uzun süre. Mahkemede konuşan kişiler; Uşak, Suzanne ve Hélène aynı gerçekliği kendi cephelerinden anlatırlar ve kendilerini inandırıcı kılmaya çalışırlar.

Çark hep dönecektir. Mekanizma aynıdır; küçük ülkede iktidara gelenler asla ülkeyi kendileri yönetemeyeceklerdir.

Jean, sosyalizme içtenlikle inanmış, oldukça sert yapılı, ketum bir karakter olduğu halde, yakın dostu Lucien, herkes tarafından sevilen hümanist, güler yüzlü ve içi umutla dolu bir karakter olarak farklıdır. Tanıklardan birinin ifadesinden öğreniriz ki Jean bir gün Lucien’i de öldürtür. En son olarak Jean Aguerra söz alır ve ne gibi baskı ve tehditler sonucunda devrimin amaçlarını uygulayamayıp baskı ve şiddet kısırdöngüsüne girdiğini anlatmaya başlar. Lucien’in ölümündeki yanlışlığı gösterir ayrıca. Küçücük ülkelerindeki petrollere göz diken komşu büyük ülke egemenlerinin tehditlerini anlatır. Petrolü ulusallaştırırsa ülkeyi baştanbaşa istila edecekleri tehdididir bu. Ayrıca bu durum karşısında konuşanlar, yazanlar ve aydınlar susturulacak; basına ve parlamentoya yasaklar uygulanacaktır. Ülkesinin istila edilmesi tehdidi karşısında komşu büyük ülkenin isteklerini yerine getirmiş; onların yöneticilerine teslim olmuştur ama kendi içinde çelişkilere düşen Aguerra alkole sığınmak zorunda kalmıştır.

Ülkenin iktidarını yeni bir isyanla ele geçiren ve Jean Aguerra’yı yakalayıp mahkemede yargılayan devrimci grupların ve liderlerin bir süre sonra aynen Jean Aguerra’nın durumuna düşmeleri; giderek aynı teslimiyetçi politikaya yönelmeleri bir kısırdöngüyü ve çözümsüzlüğü yeniden üretir. Çark hep dönecektir. Mekanizma aynıdır; küçük ülkede iktidara gelenler asla ülkeyi kendileri yönetemeyeceklerdir. Onlar sadece bu mekanizma içinde bir vida durumunda kalacaklar; asıl baskı ve şiddet kaynağı olan emperyalist kapitalizm her türlü yöntemle sömürüyü sürdürmeye devam edecektir…

Varoluşçuluğun özelliklerinden biri olan karamsarlık duygusu eserin üzerine kara bir sis gibi çöker. Çark, tarihin bütün ağırlığını üstlenmeye çalışır. İnsanların neden bu şekilde davrandığını, neden çarka uyarak çalıştığını ve yaşadığını anlatmaya gayret eder. İnsanların davranışlarının ne anlama geldiğini ve bu davranışların beklentilerin tam tersi duruma gelmesini sorgular. Bu eserde tarih, aksiyonun tam kalbinde yer alır. Karakterler davranışları ve bakış açıları ile varlık kazanırlar. Karakterler arasında aşk, kıskançlık, kişisel çatışma ve mücadeleler de söz konusudur. Karakterler pek çok şey yüklenmişlerdir, ancak birbirleriyle tam olarak uyum sağlayamamış durumda görünürler.

Senaryo metnindeki diyalogların doğal yapısının aynı etkiyi bırakacak şekilde Türkçeye çevrilmesi nedeniyle, mahkemedeki konuşmaları ve flash back’lerle dile getirilen hareketli ve heyecanlı olayları merakla izleriz okur olarak.

İçindeki anlamların hiçbir zaman eskimeyeceği Çark’ı okumak gerek. Toplumsal sorunlar ve iktidar-siyaset ilişkisinin bu denli özlü anlatıldığı az sayıda yapıt vardır bence. Bu özgün senaryonun, yaratıcı ve yürekli bir yönetmen tarafından keşfedilerek beyaz perdeye aktarılmasını; sinemasal zenginlikler, görsel güzellikler ve farklılıklar içinde yeniden yaratılmasını diliyorum içtenlikle.

Jean Paul Sartre, Çark, Çeviren: Ela Güntekin, Telos Yayınları, Ocak 1997, İstanbul


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR