Jorge Luis Borges: "Başka bir kader yok."

Jorge Luis Borges: "Başka bir kader yok."


Twitter'da Paylaş
0

Öyle bir kitap, öyle bir bölüm, öyle bir sayfa, öyle bir paragraf yazayım ki, tüm insanlar için her şey olsun; Havari Pavlus gibi tiksintilerimi, tercihlerimi, alışkanlıklarımı yok saysın; J.L. Borges’e atıfta bile bulunmasın.

Neden yazıyorsunuz?

Çünkü korkaklık ve sadakatsizliğin doğurduğu o tipik talihsizlik duygusu olmadan asla yazamazdım. Öbür yazarlardan daha iyi düşündüğüme, daha iyi icat ettiğime inanıyorum; biliyorum ki neredeyse hepsi benden daha iyi yazıyor, bende olmayan ve ne düşünerek ne çalışarak ne aldırmazlıkla ne de muhteşem bir tesadüf sonucunda erişebileceğim kayıtsız ve spontane bir rahatlığa sahipler. Buna rağmen yazıyorum, çünkü benim için başka bir kader yok. (Bunu çocukluk yıllarımdan beri biliyorum.) Kurtuluşum için, büyük büyük babam Suárez1 gibi savaşlar kazanmak, Mesih gibi çarmıhta can vermek ya da gizemli kaderi ihanet etmek olan Yahuda İskaryot gibi Mesih’e ihanet etmek bir işe yaramazdı. Etiğin ötesinde, her insanın kendi kaderi var; o kader o insanın karakteridir (iki bin beş yüz yıl önce Heraklitos Küçük Asya’da bunu zaten söylemişti); bu kader insanın gizli etiğidir. San Martin Tarihi’nin2 dört cildinin her birinin kapağında okunan o vecizeyi böyle yorumluyorum: “Olman gereken her neyse o olacaksın, yoksa hiçbir şey olamayacaksın.” (Babam benimle bu yorumu tartışırdı. San Martin’in şöyle dediğini iddia ederdi: Olman gereken neyse –bir erkek, bir Katolik, bir Arjantinli, bir Jokey Kulübü üyesi, bir Uriburu3 hayranı, bir Quirús kırsalı hayranı– o olacaksın, yoksa hiçbir şey olamayacaksın; bir İsrailoğlu, bir anarşist, sıradan bir cahil, bir yaver olacaksın; Ulusal Kültür Komisyonu kitaplarını görmezden gelecek ve doktor Rodríguez Laretta4 imzaladığı kitaplarını sana göndermeyecek... Galiba babam bu konuda yanıldı.)

Edebiyatta ulaşmayı istediğiniz en büyük amaç nedir?

Öyle bir kitap, öyle bir bölüm, öyle bir sayfa, öyle bir paragraf yazayım ki, tüm insanlar için her şey olsun; Havari Pavlus gibi (1. Korintliler 9: 22) tiksintilerimi, tercihlerimi, alışkanlıklarımı yok saysın; bu bitmek bilmez J.L. Borges’e atıfta bile bulunmasın; Oxford veya Bergama’da ortaya çıkabileceği gibi Buenos Aires’te de ortaya çıksın; nefretimden, zamanımdan ya da şefkatimden beslenmesin; bir şekilde hem geçmişe hem de gizli geleceğe seslensin; analizle tüketilemesin; Silesius’un Kerubi Gezgini’ndeki platonik, zamansız ve nedensiz gül olsun.5

Bu ara hazırladığınız bir şey var mı?

Uzak ve sorunlu gelecek için, Whitman ve Kafka’nın üsluplarını uzlaştıracak “Kongre” başlıklı uzun bir anlatı veya öykü, bugün daha fazla açmam mümkün değil. Yakın gelecek için, Letizia Álvarez de Toledo tarafından resimlenecek, bir ölümsüzler şehri hakkında fantastik bir hikâye; Renan’ın bir paragrafından doğan ve “İbn Rüşd” başlıklı (Browning’in bazı şiirlerine benzer) sembolik bir hikâye; ebedi dönüş teması üstüne başka bir fantastik hikâye, eğer yanılmıyorsam adı da “Hume’un tercümanı”6 olacak; 1890 yılında Arapey yakınlarında geçen, kaçakçılarla ilgili bir öykü; Adolfo Bioy Casares ile ortaklaşa yazdığım ve başkahramanları Isidro Parodi, Gervasio Montenegro ve daha önce basılmamış Marcelo N. Frogman olan (bu Savastano’nun bir mübalağasıdır) ve henüz başlığı belli olmayan bir polisiye anlatı.

Fransızcadan çeviren: Atilla Erol

1 Albay Manuel Isidor Suárez (1799-1846): Peru ve Kolombiya bağımsızlık savaşları kahramanı, Borges’in anne tarafından büyük büyük babası.

2 Historia de San Martín y de la emancipación (1869): Bartolomé Mitré tarafından yazılan, Bolivar ile beraber Latin Amerika’nın bağımsızlık kahramanı olan Arjantinli general José Francisco de San Martin’in (1778-1850) klasik biyografisi.

3 General José Félix Benito Uriburu: Arjantin’de yirminci yüzyılda yapılan ilk darbe sonrasında 1930-1932 arasındaki devlet başkanı.

4 Enrique Rodríguez Larreta (1875-1961): Arjantinli yazar ve diplomat, özellikle La gloria de don Ramiro (1908, Don Ramiro’nun Şanı) adlı romanıyla muhafazakâr çevrelerde takdir edilir.

5 1657’de yayımlanan, mistik Katolik Alman Angelus Silesius’a (gerçek adıyla Johannes Scheffler, 1624-1677) ait şiir derlemesi. Meşhur “Gül, bir neden olmadan çiçek açtı, çünkü çiçek açtı” dizesi Borges kadar Heidegger’i de etkilemiştir. Borges Yedi Gece’de yayımlanan (1980) bir konferansın bitiminde bu dizeyi önce İspanyolca sonra da Almanca alıntılar: “La rosa sin porqué florece porque florece / Die Rose ist ohne warum; sie blühet weil sie blühet.”

6 Bu başlık değişmiştir. Muhtemelen “Öteki Ölüm”ün geçici başlığıydı (Alef, 1949).


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR