Kadın Yazarların Sesi Çeviride Kayboluyor
27 Kasım 2018 Kültür Sanat

Kadın Yazarların Sesi Çeviride Kayboluyor


Twitter'da Paylaş
1

Günümüzün yayımcılık piyasası halen cinsiyetçilikle ilişkili önyargıların açıkça etkisi altında olsa da kadınlar dünyanın hemen her ülkesinde daha fazla kitap yazıyor.

Dr. Olga Castro Aston Üniversitesi Çeviri Çalışmaları

2017 genel seçimlerinin ardından iki yüzden fazla kadının milletvekili koltuğuna oturmasıyla İngiltere parlamentosunda bir ilk yaşandı, şirketlerin yönetim kadrolarında artık daha fazla kadın yer alıyor ve kadınların bilimsel araştırmalarda daha etkin olması için teşvik edici çalışmalar yapılıyor.

Yine de kadınlar ve erkekler hâlâ eşit değil. Hatta kesişimsel feminizm1 açısından düşünecek olursak, cinsiyet, ırk, sınıf, cinsel eğilimler, etnik köken, yetkinlik veya yaş gibi birden fazla katmana yayılan baskı çeşitleri arasındaki bağlantılar bazı kadın topluluklarında görünmezliğin daha ciddi boyutlara vardığına dikkat çekiyor.

Bu eşitsizliğin geleneksel olarak erkek egemen alanlarda daha fazla beklenmesi gerektiğini, öte yandan sanat ve kültür gibi alanlarda kadınların erkeklerden daha görünür olduğunu düşünenler çıkacaktır. Bu düşüncelerini de kütüphanelerin veya kitapçıların raflarına baktığımızda hem Birleşik Krallık’ta hem de dünya genelinde kadın yazarların eskisinden daha fazla yayımlandığını gördüğümüzü söyleyerek savunabilirler.

2015’te BBC zamanın en iyi İngilizce romanlarını belirlemek için dünyanın farklı ülkelerindeki eleştirmenlere başvurdu. İlk 20 başlığın yarısını kadın yazarların romanları belirledi. Öte yandan, BBC’nin araştırmasını ele alan aynı yazı2 söz konusu sonuçların “son on yıldaki benzer araştırmalara neredeyse taban tabana zıt olduğunu” da vurguluyor.

Bir adım daha ileri gidip kadın yazarların kitapları hakkında edebiyat dergilerinde yayımlanan eleştiri yazılarının sayısına3 ve edebiyat alanında kadınlara verilen ödüllerin sayısına4 baktığımızda cinsiyetler arasındaki dengesizlik daha da vurucu bir şekilde kendini gösteriyor.

Yayımcılıktaki cinsiyet dengesizliğine dikkat çekmek için Baileys Women’s Prize for Fiction gibi girişimler ve cinsiyetçilik kapsamında çalışmalar yapan VIDA (Women in Literary Arts) gibi örgütler var. Fakat çok zengin bir edebiyat birikimi hâlâ ısrarla göz ardı ediliyor: İngilizce yazmayan kadın yazarların eserleri.

Çeviride kaybolanlar

Pekâlâ, sorun nerede? Diğer dillerden İngilizceye çevrilen kitap sayısının son derece sınırlı oluşuyla başlayabiliriz. İngiltere yayımcılık piyasasının yalnızca %3.5’ini5 çeviri edebiyat oluştururken kitap satışlarında bu oran %7 olarak karşımıza çıkıyor.

Bu durumu gündeme getirmek adına özellikle PEN Translate gibi programlarıyla English PEN6 diğer dillerdeki seçkin eserlerin İngilizceye çevrilmesini kurduğu bir ağ üzerinden teşvik ediyor. Benzer şekilde, çeviri aracılığıyla farklı kültürlerin yakınlaşmasını amaçlayan Galler merkezli edebiyat, çeviri ve yayın politikaları platformu Literary across Frontiers7 gibi örgütlerin çalışmaları da kuşkusuz çok önemli. Fakat daha fazlası yapılmalı.

Mesele şu ki zaten az sayıda olan bu çevirilerin içinde kadın yazarların kitapları sürekli olarak arka plana itiliyor. Ama kadınlar okur ve kadınlar yazar. Kadın yazarların eserlerini yayımlatması hep zor olmuştur, bu doğru. Ayrıca birçoğu da cinsiyetçilik yüzünden erkek isimlerini mahlas olarak kullanmak zorunda kalmıştır.8 Günümüzün yayımcılık piyasası halen cinsiyetçilikle ilişkili önyargıların9 açıkça etkisi altında olsa da kadınlar dünyanın hemen her ülkesinde daha fazla kitap yazıyor.

Öte yandan, kendilerini ülkelerinde kabul ettiren ve tanınan kadın yazarların kitapları bile İngilizce konuşan okurlar için çevrilmiyor. Çeviri edebiyatta erkek yazarlara göre kadın yazarların daha az çevrildiği yönünde açıkça bir eğilim görüyoruz. VIDA tarafından yapılan bir çalışmada10 genel okura hitap eden yayımcıların diğer dillerden çevrilecek başlıklara karar verirken bariz bir şekilde cinsiyetçi tutumla hareket ettikleri görüldü. Ayrıca, Galiçya edebiyatındaki son dönem örneklerin gösterdiği gibi, kadın yazarlar çeviri antolojilerinde genellikle erkek yazarlar kadar yer alamıyor.11  

Bu eğilim, sömürgecilik sonrası, merkez-çevre ve baskın konumda olmayan edebiyat bağlamlarında öne çıkan kadın yazarların durumunda daha baskın. Polonya, İtalya, Latin Amerika, Çek, Arabistan, Balkanlar ve Japonya edebiyatlarından İngilizceye çevrilmeyen kadın yazarlara pek çok örnek verilebilir.12

Portekizce dünyada en yaygın konuşulan diller arasında yer alıyor ama Portekiz edebiyatından İngilizceye çevrilen kadın yazarlara örnek göstermek bile çok zor. Yalnızca Portekiz ya da Brezilya da değil; Angola, Yeşil Burun Adaları, Mozambik, Gine Bissau veya Doğu Timor’da da durum aynı.

Kadınların seslerinin çeviride kaybolması önemsenmeyecek bir mesele değildir. Uluslar ötesi feminizm çağında farklı kültürlerin birbirlerini doğru anlamasını istiyorsak, dünya kadınları arasında daha fazla diyalog kurulmasına çalışmalıyız. Bu noktada çeviri kesinlikle bize yol gösterecektir.

İdeal bir dünyada kadınların edebiyat ve çeviride varlık gösterebilmesinin ne cinsiyete özgü ödüllere ne de antoloji veya edebiyat dergilerine bağlı olması beklenir. Aksine, kadınların eserleri de her türlü basmakalıp ve cinsiyetçi söylemden arınmış şekilde erkek yazarların eserleriyle yan yana yer almalıdır. Fakat ataerkil düzenin devam ettiği bir dünyada, yabancı kurgu eserlere özel bir ödül13 21 yılda yalnızca iki kez kadın yazarlara veriliyorsa, bu durumu düzeltecek olumlu tedbirlerin alınması gerçekten de bir gerekliliktir.

Kadın yazarların çevrilmesini destekleyen edebiyat ağı The English Pen, her yıl düzenlediği çeviri ödülleri kapsamında 2017’de rekor sayıda kadın yazar ve çevirmenin bu ödüllere layık görüldüğünü duyurdu.14 Ödül sahibi olan 18 kişinin yarısından fazlası kadındı ve bu kadın yazarların kitapları 14 farklı dilden ve onur konuklarının da yer aldığı 16 ülkenin edebiyatından çevrilmişti. Bu kesinlikle doğru yönde atılmış bir adımdır. Tıpkı İngilizce çeviri edebiyatı zenginleştirmek amacıyla Uluslararası Kadınlar Günü’nde kadın yazarların çeviride seslerini duyurmak için Warwick Prize for Women in Translation girişiminin başlatılması gibi.15

Feminizmin geleceği uluslar ötesinde yeşermesine bağlı ve uluslar ötesi bağlantılar da ancak çeviri yoluyla mümkün olabilir. Kadın yazarlara, konuştukları dile ve geldikleri kültürel geçmişe bakılmaksızın, tüm dünyada seslerini duyurmaları için fırsat verilmelidir. Ve hiç kuşkusuz bunun yararını hepimiz göreceğiz. Son olarak, sırf kadın yazarların kalemlerinden çıktıkları için İngilizce bilen okurları zengin bir edebiyattan mahrum etmek nereden bakılsa anlam verilemeyecek bir durumdur.

Çeviren: Burcu Uluçay

burcu.ulucay@yahoo.com

Çevirmenin Notu: Yazının orijinalinde Türkiye edebiyatının İngilizcede temsiliyle ilgili herhangi bir görüş belirtilmese de özellikle son dönemlerde TEDA gibi girişimlerin ve çeşitli edebiyat ajanslarının etkisiyle eskiye oranla daha fazla Türkçe eserin İngilizceye çevrildiği görülmektedir. Konuyla ilgili olarak başvurabileceğiniz birkaç çalışma aşağıda listelenmiştir.

Kaynak: The Conversation (Women writers work is getting lost in translation)

  1. Contemporary Turkish Women Writers Available in English Translation
  2. Representation of the Turkish Literature in English: Translations of Short Stories as a Case
  3. Literary Translation from Turkish into English in the United Kingdom and Ireland, 1990-2012
  4. (Non-)Translated World Literature in English and A Research on the Literary Translation from Turkish into English
 

13 (Ç.N.) Bahsi geçen ödül Independent Foreign Fiction Prize’dır.


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Peyami Ulutürk
Merkeze neyi koyuyorsan çevre ona göre şekillenir, belirlenir, adlandırılır. Sözgelimi, Anadolu’da hiçbir ailede şöyle bir muhabbet dönmez: “Rıfkı… Memet amcaya kiracı gelmiş, Sünni imiş…” Fakat şu sıklıkla duyulur. Gerçi eskiden daha fazlaydı. Şimdi biraz yumuşadı. “Memet amcanın kiracıları Aleviymiş.” “Olabilir. Aleviler iyi insanlar. Yeminlen söyliyem. Aha bura yazıyam. Aleviler diğerlerinden bin gat iyi, ben içlerinde yaşadım. Bir zaman bir alevi arkadaş vardı…” “Kadın yazar” söylemi de buna benzer. Erkek yazar dendiğini duydunuz mu? Kolektif bellekte problematik olan ne ise, yani çemberin dışında kalan kim/kimler ise, esasında, bize çemberin içini verir. Çemberin içi çoğunluktur, baskın olandır. Çemberin içini anlamak istiyorsan, onun korkularına, kırmızı çizgilerine, ötekileştirdiklerine ve bunlara benzer bir yığın şeye bakman yeterli iki gözüm, canımın içi, yamacımda eğleşen... Hadi görüşürüz.
1:21 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR