Kadri Öztopçu Öykülerinde Giden Kadınlar, Kalan Erkekler ve Barlar

Kadri Öztopçu Öykülerinde Giden Kadınlar, Kalan Erkekler ve Barlar


Twitter'da Paylaş
0

Kadri Öztopçu’nun 2009 yılında yayımlanan Kuş Oltası isimli öykü kitabının açılış öyküsü olan “Hiçbiryer Barı”, Öztopçu’nun son öykü kitabının özeti, habercisi gibi… "Hiçbiryer Barı", yüzü sapsarı, bakışları cansız ana karakterin bize kendi ağzından hikâyesini anlatmasıyla açılır ve öyle de devam eder. “Tuhaf bir bardı,” der anlatıcı mekânı tasvir ederken. İçerideki üç kişinin kısa sohbetleri üzerinden terk edilmişlik, yalnızlık, gidilecek yerin artık ‘hiçbir yer’den başka bir yer olmaması duygusunda gezinir yazar. Kadınlar, erkekler, gitmek ve en çok da bir erkek olarak kalmak duygusunu odağına alır Öztopçu.

“Izbandut, ‘Bir kadın niçin gider,” diye sorar. Ve devam eder… “Bir kadın, dedi kendi kendine, sıkılınca gider.” Ana karakter ise, asıl sorunun neden değil nereye olduğunu söyler. Barmen de destekler yabancıyı… “Değil mi ya,” der barmen. “Gidecek yerin olmadıktan sonra…” Ne de olsa onlar artık gidecek bir ‘yer’i olmayan adamlardır.

“Hiçbiryer Barı”nın anlatıcısı isimsiz bir erkek karakterdir. Ne ki belki de yazarın son kitabı Kimsenin Bilmediği İnsanlar’da birer ismi olacak ama birbirinin aynısı olan erkekleri anlatmak için simge bir karakterdir bu gizemli adam. Nitekim, Kadri Öztopçu’nun yeni çıkan kitabına biraz derinden bakıldığında da giden kadınların, kalan erkeklerin, bu erkeklerin yersiz yurtsuz kalmışlık hislerinin ve çoğunlukla bu hisle sığındıkları barların, meyhanelerin ve müdavimlerinin hikâyelerini dinleriz.

kadri öztopçu

Giden Kadınlar, Yarım Kalan Erkekler

Kimsenin Bilmediği İnsanlar, ikinci kısmı kısa kısa öykülerden oluşan üç bölümden oluşuyor. Birinci ve üçüncü kısımdaki öykülerin hemen hepsinde giden kadınlar ve kalan erkekler görmek mümkün. Öztopçu’nun kadınları, öykülerde yer yer silik yer alsalar da onlar gidenler ve hikâyeler bu gidişlerden sonra başlıyor. Dolayısıyla kitap, kalan –ya da kalamayan– erkekler üzerinden ilerlerken giden kadının eksikliği ile ortaya çıkan bir yurtsuzluk üzerinde deviniyor. Bu yurtsuzluk kendini en çok barlarda, meyhanelerde, kafelerde gösteriyor. Terkedilmiş, terk edilmese bile kimi zaman bir ilişkiye cesaret edememiş ya da ölümle arkada kalmış erkeklerin içki ve müzik ile yoldaşlık yaptıklarını; bar, meyhane masalarında kendileriyle hesaplaştıklarını görüyoruz öykülerde. Kimselerin bilmediği insanlar onlar… Kimselerin bilmediği ama birbirlerini bilen insanlar...

“Hiçbiryer Barı”nın ana karakteri barda garson ve Izbandut dedikleri bir adamla tanışır, içkisini içer ve sohbet eder. Izbandut’un eşi adamı terk etmiştir. İsimsiz karakterimiz de bu konuda bilgilidir, gecenin ve sohbetin sonunda ise gitmek için kalktığında barmen nereye diye sorar, hiçbir yere diye cevaplar adam. Bilirim, der barmen. Hepsi bilir orayı. Öyle ki Kimsenin Bilmediği İnsanlar, bu adamlarla doludur. Bir Daha Çal, S.’de cesaretsiz bir adam ölümle arkada kalmıştır örneğin ve artık çok geçtir. “Aykut Olmak” öyküsünün Aykut’u benzer bir yalnızlık yaşamaktadır. “Karı boşadı,” der anlatırken… Artık Aykut olmak daha da zordur. “Bozgun”da yitip giden bir Zerrin görürüz yine, gerek rüyada gerek gerçekte Zerrin gider. Bir Naftalin Hikâyesi öyküsünde Neriman gider örneğin, hem de ne gitmek… “Kapı” öyküsünde Zafer beyle buluşmaya gelen kadın adam gelmeyince anlatıcımızla ayaküstü sohbet eder ve gider. Ana karakter, bu kez Zafer olamamak ile arkada kalır ve bu cesaretsizliği, korkaklığı üzerinden kadına yüklenir. “Sağlam pabuç olsa,” der kadın için… Ne de olsa cesur davranamamış ve kadın da gitmiştir. Müjgân, öyküsünde Müjgân gider, son öykü olan “Çivileme” öyküsünde, ana karakterin sığındığı barda otururken hemen yanı başındaki boş sandalyeye oturan güzel sarışın gider gecenin sonunda… Zaten Kadri Öztopçu, kadının hikâyesine de yoğunlaşmıyor kitapta… “Hikâyesi Kayıp” öyküsünde şöyle diyor örneğin: “Hasılı hanımefendi, bunca yıl geçti, yaşamımdaki en eski dostlardan bir oldunuz, fakat ne yazık, bir hikâyeniz olamadı, öykünüzü yazabileceğim. Bağışlayın lütfen.” Fotoğraflara sıkışmış kadınlar, ölmüş kadınlar, gitmiş kadınlar ya da “Hayret Bir şey” öyküsündeki gibi gitmek üzere ya da gitme cesareti olan kadınlar öykülerde sıkça görülür.

kadri öztopçu

Barlar, Kafeler, Meyhaneler

Kadri Öztopçu’nun erkek karakterleri bu terk ediliş sonrası yalnızlıklarında barınamayan adamlardır. Yalnızlıklarını hissettikçe hesaplaşıp dururlar. Kalacak, yatacak bir evleri, odaları olsa da içi boş, anlamsız mekânlara dönüşmüştür gidilen yerler dolayısıyla artık gidecek yerleri olmayan adamlara dönüşmüştür. Ne ki barlar, meyhaneler, kafeler tam da bu noktada karşımıza çıkar öykülerde, gidecek yeri olmayan adamların sığındığı ya da yollarının kesiştiği yerlerdir bu mekânlar… Örneğin, “Bir Daha Çal, S.” öyküsünün ana karakteri oturduğu kafede bir kahve daha söyler, bir sigara daha yakar, bir kahve daha söyler… Ne de olsa gidecek bir yeri yoktur. “Aykut Olmak”ın Aykut’u, gidecek neresi var diye sorar kendine…

Gitmek, gidememek ve kalmak etrafında gezinir metinler. Yer yer şarkı sözleri satır satır besler bu kavramları… “Yeni bir kağnı gıcırtısı başladı plakta. Bu kez çekip gitmekten söz ediyordu şarkı; yağmura karışmaktan bir akşam vakti ve bir daha dönememekten.” “Bir Naftalin Hikâyesi” öyküsü, anlatıcının bir meyhanede başına gelenleri hatırlaması üzerine kurulu örneğin... “Veda” öyküsü yine aynı meyhanenin sahibi Aram’ı anlatır. Bozgun öyküsü ise sanki “Hiçbiryer Barı” öyküsündeki o tuhaf barı anlatır gibi, “Kim bilebilir, öyle bir bar var mıydı? Orada mıydı o gece?” diye sorar okura. Öyle ki anlatıcı ne barın varlığından ne de –varsa bile– orada olup olmadığından emindir. “Aykut Olmak” öyküsünde bu kez bir bar ya da meyhanede değil bir otel bahçesindedir okur. Sahne programı yapan müzisyen şarkı sözlerini takip ederek kendi hayatını ve varlığını sorgular. Garsonla yaptığı kısa sohbetler, iç düşünceler derken Kadri Öztopçu okuru yine masalara, istemiş ama başaramamış kıyı köşe müzisyenlerine ve masa başlarındaki insanlara sürükler. Kimsenin Bilmediği İnsanlar’ın son öyküsü “Çivileme” yine bir barda geçer. Yazar okuru bir bar taburesinden uğurlar düşünmeye. “Barda, yanımdaki boş tabureye…” diye başlayan cümle ile okur bir kez daha barların, barda yalnızken yanındaki boş bir sandalyeye oturabilecek başka yalnızların yani farklı bir deyişle kimsenin bilmediği insanların arasında gezinir kadın erkek demeden.

Ölgün Bir Erkeklik, Hüzünlü Bir Geç Kalmışlık

kadri öztopçuKadri Öztopçu, yaşının ve ustalığının da getirisiyle demlenmiş duygular ve metinlerle çarpıyor okurunu. Edebiyatın belki en güzel yanı insanlara sınırsız yaşam alternatifi sunabilmesi… Öztopçu’nun son öykülerinde, toplumundaki kadın ve erkek kavramlarını daha objektif bir bakış açısıyla görüyoruz. Cinsiyetin, söz konusu yaşamın ve varlığın kendisi olduğunda, nasıl da önemsizleştiğini, gücün fiziksel yanından öte manevi dinamiğini, görünenin aslında göründüğü gibi olmadığını, cinsiyetçi rollerden ve kodlardan arındığımızda iki tarafın nihai noktada birbirinin yoldaşı, arkadaşı belki dengeleyicisi olduğunu daha doğrusu insan olmanın ne demek olduğunu, aşkınlığını görüyoruz. Zaman hızla akıp giderken ve müzik durmadan çalarken terk edilmişlik duygusunun yarattığı ölgün ruhlar geziniyor satırlarda. Nitekim Kadri Öztopçu, “Bir Daha Çal S.” öyküsünde, anlatıcısına Neruda’nın bir şiirini anımsatıyor:

“Yaşam bu, Federico, hepsi bu kadar

Erkeğin erkekçe sunacağı

Hüznün arkadaşlığından başka ne var.”

Kimsenin Bilmediği İnsanlar, hüznün arkadaşlığına sığınmış insanlar. Onları aslında orada olmayan barlarda, meyhanelerde, kafelerde görebilirsiniz…

Ve kadın gider.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR