Kafka Korkunç Bir Erkek Arkadaştı
7 Ocak 2019 Edebiyat

Kafka Korkunç Bir Erkek Arkadaştı


Twitter'da Paylaş
0

Kafka’nın Felice Bauer’e yazdığı “aşk mektupları”...

Çek yazar Franz Kafka, özellikle gurur duyduğu “Das Urteil” (Yargı) isimli kısa öyküyü 1912 yılının Eylül ayında tek bir gecede kaleme almış ve öyküyü, altı hafta önce tanıştığı kadına, Felice Bauer’e ithaf etmiştir. Yakın dönemde nişanlanan genç bir adamla babası arasındaki bozuk ilişkiyi tasvir eden bu masal alışılagelmiş, geleneksel bir aşk teklifi değildir ancak Berlin’de bir sanayii firmasında çalışan, kendi kendini idare edebilen bu pratik zekâlı genç kadın ile onun Prag’daki hastalıklı ve zulüm görmüş sevgilisi arasındaki ilişki de geleneksel olmaktan epey uzaktır. Gerçekten de Kafka’nın mektupları, “benden asla katışıksız bir sevinç bekleyemeyeceğinin farkına var, buna karşılık istediğin kadar katışıksız acı var” gibi sezgisel düşüncelerle ve “eğer kollarımızı kullanamıyorsak… birbirimize şikâyetlerimizle sarılalım” türevinden alışılmadık sevgi ifadeleriyle doludur.

Kafka ve Felice 1912 yılında Max Brod’un evinde karşılaşırlar. O sıralar yaşamını yazamaya adayan Kafka, bu uğraşını sigorta şirketindeki işiyle birleştirdiğinden yazma seansları için gecelere gereksinim duyar ve çift, iletişimde oldukları beş yıllık süre içerisinde nadiren görüşür. Kafka, sıklıkla yazma isteminden ve sağlık durumunun hassasiyetinden bahseder ve bunları, seyahate karşı birer gerekçe olarak kullanır. Dolayısıyla flörtleri büyük bir ölçüde mektuplar vasıtasıyla devam eder. Mektuplara olan bu bağımlılık ilk zamanlar Kafka’ya işkence gibi gelir: “İnsan bir başkasını sadece yazılmış sözlerle nasıl tutabilir ki?” Günde iki kez yazmaya başlayan Kafka, bu rutinine Felice tarafından karşılık verilmediğinde tasalanır ve bu durum, bir mektubunda Felice’i onu ihmal etmekle suçlamasıyla başlar, (“Benden fazlasıyla bıktın, başka bir açıklaması yok,) bir sonraki mektubundaysa sadece bağışlanmayı diler (“Yanımda ol, beni bırakma”) 1913 yılının Kasım ayında yazdığı satırların kasıtlı bir ironi taşıyıp taşımadığıysa belirsizdir, “Çok sayıda mektup çılgınlığını bırakmamız gayet doğru, hatta dün bununla ilgili bir mektup bile yazmaya başladım ve onu sana yarın göndereceğim.”

Kafka’nın Felice’e yazdığı beş yüzün üzerindeki mektup, bir yandan duygulara kapılmanın cazibesiyle aileden kaynaklanan güvenlik hissi, öte yandan yalnızlığa olan gereksinimiyle yapmakta olduğu işin önceliği arasında devam eden mücadeleyi gün yüzüne çıkarır.

11 Kasım 1912 tarihinde ondan mektup almanın dengesini nasıl bozduğunu ve mektupların kendisinde yol açtığı hisleri izah eder – o kadardır ki, “her şeyi bitirmeleri” gerektiği sonucuna varır. Bütün bu kaygılara rağmen ilişkileri devam eder ve nihayet nişanlanırlar. 1914 yazında Felice’in ailesi, Kafka’nın nefret ettiği bir kutlama resepsiyonu düzenler ve Kafka günlüğüne kendisini “Elleri ve ayakları bağlanmış bir suçlu” gibi hissettiğini yazar. Çift, Berlin’deki Askanischer Hof otelinde buluşur ve bu gergin buluşmanın üzerinden çok geçmeden nişanlılık sona erdirilir. Kafka, Ekim sonu Kasım başı gibi yazdığı mektubunda aralarındaki çözülmeye katkısı olan etmenleri birer birer sayar. Ocak 1915’te, aralarındaki ilişki hâlâ istikrarsızken Kafka acı bir değerlendirme yapar: “Sana az yazacağım… mektuplarla pek bir yere varamadık.”  

Şubat 1913 tarihli mektupta Kafka, “Üstümde büyük bir gücün olduğunu düşünüyorum bazen Felice, doğal olanı beceren bir insan haline getirsene beni” diye yazar. Felice’e olan sevgisinin büyüklüğüne rağmen bu sevgi Kafka’yı işini merkez alan disiplinli yaşamından uzaklaştırmak için yeterince cezbedici değildir. Bu durumu hisseder ve 1913 sonbaharında kaleme aldığı bir mektupta, “Yazmak için en yüce insani mutluluktan feragat etmeye hevesli” olduğunu itiraf etmek mecburiyetinde kalır. Çift, Haziran 1917’de ikinci kez nişanlansa da Kafka’nın günden güne kötüleşen sağlık durumu (tüberkülozdan mustaripti) kısa bir süre sonra ilişkilerinin sonunu getirir. Felice evlenip çocuk sahibi olurken Kafka, 1920’lerin başından tüberkülozdan öldüğü 1924 yılına kadar çok sayıda kadınla romantik temaslarda bulunur. Hayatı boyunca çok az başarı elde eden Kafka, eşi benzeri olmayan karanlık ve tekinsiz çalışmalarının ölümünden sonra yayımlanmasıyla 20. Yüzyıl edebiyatının önde gelen figürlerinden biri haline gelir.  

franz kafka

11 Kasım 1912

Frolayn Felice!

Şimdi sizden hakikaten çılgınca görünen bir ricada bulunacağım ve eğer mektubu alan kişi ben olsaydım bunu başka türlü değerlendirmezdim. Ancak en iyi yürekli insanın tabi tutulabileceği en güçlü imtihan bu. İşte ricam:

Bana sadece haftada bir gün ve mektubunuzu pazar günü alabileceğim şekilde yazın. Diyeceğim o ki sizin günlük mektuplarınıza tahammül edemiyorum, onlara tahammül edecek durumda değilim. Mesela sizin mektubunuza cevap veriyorum ve sonra güya sessiz sessiz yatakta yatıyorum, lakin bir kalp çarpıntısı bedenimi sarıyor ve sizden başka hiçbir şey bilmiyor. Bilsen nasıl aitim sana, gerçekten bunu ifade etmekten başka hiçbir imkân yok ve bu imkân da fazlasıyla zayıf kalıyor. Ama tam da bu yüzden nasıl giyindiğini bilmek istemiyorum, zira yaşamaktan aciz düşecek kadar savruluyorum ve bu nedenle benim hakkımda iyi düşüncelere sahip olduğunu bilmek istemiyorum, zira ben, deli ben, gözlerimi kapatıp kendimi trene atmak ve ancak senin yanına vardığımda açmak yerine neden hala ofisimde veya evimde oturuyorum ki. Ah bunu yapmamamın kötü mü kötü bir nedeni var, kısa ve öz olarak: Sağlığım ancak kendime yetiyor, evliliğe ve hele babalığa yetecek gibi değil. Oysa senin mektubunu okuduğumda görmezden gelinebilecek olandan daha fazlasını görmezden gelebiliyorum.

Keşke cevabın elimde olsaydı şimdi! Ama nasıl da iğrenç bir şekilde sana eziyet ediyorum. Ve seni huzurlu odanda bu mektubu okumaya zorluyorum, yaza masanda bundan daha iticisi olamaz! Gerçekten de bir hayalet misali senin mutluluk verici adını kemirip tüketiyormuşum gibi geliyor bana bazen! Sana ısrarla bir daha asla bana yazmamanı söylediğim ve kendi adıma da aynı sözü verdiğim cumartesi mektubunu gönderseydim keşke. Sevgili Tanrım, mektubu göndermekten beni alıkoyan neydi ki? Ne iyi olurdu her şey. Peki şimdi bir sulh yolu var mı? Birbirimize sadece haftada bir gün yazmamızın bir faydası olur mu? Hayır, bu tür çarelerle bertaraf edilebilse, bu küçük bir dert olur. Bu pazar mektuplarına da tahammül edemeyeceğimi öngörüyorum. Ve bu nedenle, cumartesi günü kaçırılanı telafi etmek için bu mektubun sonunda biraz beni yarı yolda bırakan yazma gücüyle senden rica ediyorum: eğer hayatımızı seviyorsak her şeyi bırakalım.

İmzama “dein” ibaresini koymak ister miyim? Bundan daha yanlış bir şey olamaz. Hayır, “mein,” ebediyen kendime bağlı kalacağım, ben buyum ve bununla başa çıkmaya çalışmak zorundayım.

Franz.

franz kafka

[1914 Ekim sonları / Kasım başları]

Son üç ayda seninle benim aramda, beni ilgilendirdiği kadarıyla, en ufak bir değişiklik olmadı Felice, ne iyi ne de kötü anlamda… Sana yazmayı düşünmedim – Askanischer Hof’dayken gerek mektupların gerekse yazıya dökülen her şeyin değersizliği fazlasıyla belirginleşmişti –, kafam yine aynı kafaydı ama (ağrılar içinde olması bakımından da, bilhassa bugün olduğu gibi), bu yüzden de seninle ilgili düşünce ve hayaller eksik olmadı ve seninle kafamda yürüttüğüm birliktelik sadece bazı zamanlar acı, ama çoğunlukla huzur ve mutluluk doluydu…

Duyduklarına ve gördüklerine inanmadığın için ifade edilmemiş şeylerin olduğunu düşündün. İşimin bana nasıl nüfuz ettiğini idrak edemedin, ettinse de bu hiç tam anlamıyla olmadı. Bunun sonucunda işle ilgili kaygılarım, tekrar ediyorum salt işle ilgili kaygılarımın bende yol açtığı gariplikler seni yanıltmış oldu, doğru olmayacak bir biçimde yorumlamış olmaktan kurtulamadın. Fakat işte bu gariplikler ayrıca kendini sana (itiraf edeyim ki bunlar iğrenç garipliklerdi, en çok da ben tiksiniyordum bunlardan) diğer insanlara olduğundan daha yoğun bir şekilde gösterdi. Bu çok doğaldı ve sadece inattan ileri gelmiyordu. Bak, sen benim işimin sadece en büyük dostu değil, aynı zamanda en büyük düşmanıydın da, bu en azından iş açısından bakıldığında böyle ve özünde işim seni tüm sınırların ötesinde sevdiği ölçüde, kendi varlığının muhafazası için sana tüm gücüyle o denli karşı koymak zorunda da kaldı…

… İçimde birbiriyle mücadele eden iki taraf vardı ve var. Bir tanesi neredeyse tam olmasını istediğin gibi, senin arzunu yerine getirmek için eksikliklerini kendini geliştirmeye devam etmek suretiyle giderebilir… Oysa ki diğeri sadece işini düşünüyor, tek derdi tasası o, işi, en adi tasavvurların dahi ona yabancı gelmemesini sağlıyor, en iyi arkadaşının ölümü, ona her şeyden evvel, bir süreliğine de olsa işini engelleyen bir şey olarak görünecektir, bu adiliğe karşı bir denge oluşturan ise onun, işi uğruna acı da çekebiliyor olması. İşte bu ikisi şimdi savaşıyor savaşıyor şimdi birbiriyle, fakat gerçekte olduğu gibi her iki tarafın da iki elleriyle birbirine darbeler indirdikleri bir mücadele değil bu. Birincisi ikincisine bağlı; içsel sebepler nedeniyle onu asla yere seremez, daha ziyade ikincisi mutlu ise mutludur o ve ikincisi kaybedecek gibi göründüğünde onun yanında diz çöker ve gözleri ondan başka bir şey görmek istemez. İşte böyle, Felice. Ama yine de mücadele ediyorlar birbirleriyle, ikisi de senin olabilir…

Gerçekte ise buradaki durum, bunların hepsini tamamıyla kabul etmiş olman, orda vuku bulan her şeyin senin namına da vuku bulduğunu, bizzat işin ihtiyaç duyduğu yegâne şeyin, inat değil, heves değil, kolaylaştırıcı bir araçtan ibaret olduğunu idrak etmiş olman gerekiyor, bir bakıma kısmen kaçınılmaz olan, kısmen de benim bu işin mahiyetine son derece ters düşen yaşam şartlarımca mecbur kılınmış bir araç.

“Duyduklarına ve gördüklerine inanmadığın için ifade edilmemiş şeylerin olduğunu düşündün. İşimin bana nasıl nüfuz ettiğini idrak edemedin, ettinse de bu hiç tam anlamıyla olmadı. Bunun sonucunda işle ilgili kaygılarım, tekrar ediyorum salt işle ilgili kaygılarımın bende yol açtığı gariplikler seni yanıltmış oldu.”

Sadece benim kendime uygun olarak gördüğüm bir hayat tarzı içinde, bir günün saatleri boyunca sessizlik içindeki üç odada yalnız başıma oturuyor ve yatıyorum, hiç kimseyle, arkadaşlarımla bile bir araya gelmiyor… ve – mutlu değilim, kesinlikle değilim, fakat yine de bu şartlar altında mümkün olduğu kadarıyla görevimi yerine getirebildiğim için zaman zaman memnunum. 

… Daha sonraları Tiergarten’dayken o kadar sıkça dile getirdiğin ve seni konuşmaktan çok susmaya zorlayan o korku neydi ki acaba, benim yaşam tarzıma doğrudan duyduğun tepki ve dolaylı olarak da bir türlü uyuşamadığın, seni rencide eden, kafamdaki hedeflerden korkmaktan başka neydi ki?... her seferinde, her seferinde yine korkuydu bu. Tepkili olma yerine korku diyorum, fakat bu iki duygu birbiriyle iç içeydi. Ve en sonunda Askanicher Hof’da söylediklerini hatırla, tüm bunların patlak vermesi değil miydi o sözler?... Benden son davranışım için bir açıklama istiyorsun, işte bunun açıklaması da hissettiğin korkuyu ve tepkiyi sürekli karşımda görüyor olmamdaydı. Tek yararı bana yaşamak hakkını vermek olan işimi gözetmekle yükümlüydüm ve senin korkun bana bu noktada işim açısından en büyük tehlikeyle karşı karşıya olduğumu gösterdi…

Fakat evle ilgili hayalinde canlanan resim ne anlama geliyordu? Bunun anlamı, diğerleriyle uzlaşsan da benimle bu konuda uzlaşamadığındı… O diğerleri evlendiklerinde neredeyse doymuş halde olurlar… Benim için öyle değil, ben doyurulmuş değilim, ben her evlilik yıldönümünde biraz daha büyüyecek bir şirket kurmadım, benim o düzenlenmiş huzurdan hareketle o şirketi idare edecek nihai bir eve ihtiyacım yok – böyle bir eve ihtiyacımın olmamasının da ötesinde böyle bir ev beni korkutur. 

… Mektubumda eleştireceğin ne kadar çok şey olursa olsun Felice, cevap yazmalısın bana… Geceleyin zaman zaman sınırı aşıp deliliğe geçtiğimi sandım, kendimi nasıl kurtaracağımı bilemedim…

– Franz

Mektup metinleri için esas alınan yayın: Franz Kafka, Felice’ye Mektuplar, Çevirenler: Çağlar Tanyeri, Murat Sözen, Turgay Kurultay, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Modern Klasikler Serisi

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

(Lithub)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR