Kafka’nın Rengi Gridir
3 Mayıs 2018 Edebiyat Kültür Sanat

Kafka’nın Rengi Gridir


Twitter'da Paylaş
0

Kafka uzmanı değilim, ama dünyanın herhangi bir yerindeki her Kafka okuru gibi, Kafka beni de ilgilendirir...
Sedat Sezgin

Kafka’nın sadece modern edebiyattaki yeri değil, bir bütün olarak edebiyat dediğimiz alanın neredeyse tamamında yeri başkadır desem, sanırım iddia ettiğim şeyde hata etmiş olmam. Evet, Kafka, Prag, Almanca gibi bazı kavramlar zihnimizde bir takım çağrışımlar oluşturabilir, ama bunun asıl nedeni hakkında bu kadar çok şey bilmemize rağmen yine de Kafka’nın hikâyesine tam olarak hâkim olamayışımızdır belki de. Ya da her defasında ıskalansa da, birkaç kişiyle birlikte zirvede tuttuğumuz Kafka denen muammanın tamamına egemen olma arzumuzdan kaynaklanıyor da olabilir bu. Kafka dışındaki nerdeyse okumaya çalıştığımız tüm edebiyatçıların kimlik bilgilerine bir göz atmaya ihtiyaç duyarız. Elbette ki okur çoğu defa Kafka denen kaosa daha adım atmadan çok önce de Kafka’yla ilgili söylenmiş-yazılmış neredeyse tüm hikâyeye hâkimdir, hatta birçok yazarınkinden daha da fazla onunkine... Ama ben burada başka bir şeyden bahsediyorum. Kim olduğuna, hangi ülkeye, coğrafyaya, dile bağlı olduğuna, hatta yazarın o sırada okunduğu eseri hangi yıllarda ve hangi yaşlarda yazdığına bile bakılır. Biraz daha açmam gerekirse, Murakami’yi sadece Murakami olduğu için okumuyor kimse, elbette ki günümüzde, en azından Japon ulusuna kan bağıyla bağlı olmayan hiç kimse. Murakami’yi okumamızın bir nedeni de uzak doğu kültürünü, belki de daha çok Japon kültürünü az da olsa tanımak ve günümüz edebiyatçıların ağzından dökülen sözcüklerle bile olsa anlamaya çalışmak. Ya da daha özel bir okur, belki de sadece Murakam’nin zihninden bu kültürü anlamaya çalışabilir, bu da olmalıdır, bundan daha doğalı da yoktur zaten. Her yazarın her zaman, buna benzer özel okurları olmuştur. Ama demek istediğim o ki, hiçbirimiz dönemin Prag’ını ya da Almanya’nın kültürel yapısını Kafka’dan öğrenmeye ve anlamaya çalışmaz, belki dünyanın, lokal ya da genel, içinde bulunduğu kaosu Kafka’dan öğrenmeye ve anlamaya kalkışabilir, işte ancak o zaman Prag ve Almanya buna dahil olabilir. Sanırım Kafka dışındaki yazarlar arasında bu duruma yaklaşabilenlerden biri Beckett’tır; ama Borges, Tolstoy, Proust ya da başka biri değil.

 Adını andığımız bu yazarların her biri ayrı ayrı değerli kişiler ve yerleri başkadır, büyük isimlerdir. Ama amacım onları yarıştırmak değil, ayrıca böyle bir yarış imkânsız ve çok saçma olurdu. Tolstoy’dan döneminin Rus kültüründen fazlasıyla izler göreceğimize eminim, ya da Márquez’le sadece Kolombiya’nın değil, bütün Latin coğrafyasının izlerini yakalayabiliriz. İlginçtir, dokuz yaşındaki oğlum, geçen gün elimin altındaki her biri farklı yazarın kitapları dururken, “Yazarları renklerine göre ayırabilir misin?” gibi yanıtlaması güç bir soruyla beni baş başa bıraktı. Elbette çocuğun zihninin paklığı ve her şeyi daha gözle görünür görme arzusu bu soruyu aklına getirmişti. Çocuğun bu beklenmeyen sorusu, bir süre bocaladıktan sonra, Andre Gide’in “Gerçeğin rengi gridir” sözünü zihnime düşürdü. Hakikat ya da gerçek dediğimiz her şey gri renkte gizliyse eğer, Kafka’nın gri dışında başka bir rengi olması düşünülemezdi. Elbette Kafka uzmanı değilim, ama dünyanın herhangi bir yerindeki her Kafka okuru gibi, Kafka beni de ilgilendirir, zaten bu yazının çıkış amacı da biraz budur. Yanıtım oğlumu tatmin etmiş midir bilmiyorum, ama elimin altındaki kitapların kapak renkleri çoğu yazarlarına ters düşse de şöyleydi: “Saramago belki kırmızıdır, Dostoyevski de öyle; Murakami griyle birlikte rengârenktir; Tolstoy yaşamın her türlü rengini içinde barındırır; ama Kafka sadece gridir, başka bir renk yoktur içinde.”


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR