Kalp, Aşk ile Nasıl İlişkilendirildi? Niçin Bugünkü Şeklini Aldı?

Kalp, Aşk ile Nasıl İlişkilendirildi? Niçin Bugünkü Şeklini Aldı?


Twitter'da Paylaş
0

1344 yılında bugünkü şekliyle kalbin ilk çizimi, The Romance of Alexander adlı, Lambert le Tor tarafından yazılmış bir el yazmasında ortaya çıktı. Yüzlerce süslenmiş sayfaya sahip Alexander, Orta Çağ’ın en iyi resimli kitaplarından biridir.

Kalp sembolünü her yerde görüyoruz: Kısa mesajlar, pasta, kıyafet ve daha birçok yerde. Ama aynı zamanda, gerçek kalbin buna benzer bir şey olmadığını da biliyoruz. Bu yazıda tarihçi Marilyn Yalom bize bu organın nasıl bir sembol haline geldiğini anlatıyor:

2011’de 15. yüzyıl eserlerini içeren bir koleksiyonu görmek için Londra’daki British Museum’a gittim. Özellikle kalp şeklindeki bir broşa çekildim. O gün, kalbin iki üst lobunu ve “V” şeklindeki alt çizgisini ilk kez görüyormuşçasına inceledim. Birden bu şeklin, organ olan kalbe hiç de benzemediğini fark ettim. O zamandan itibaren kalp figürü beni takip etti. Şu iki soruya cevap arıyordum: “İnsan kalbi, bugün bildiğimiz ikonik forma nasıl dönüştü?” ve “Kalp ne kadar süredir aşk ile ilişkilendiriliyor?”

Fishpool Hoard'da bulunan Broş, 1400-1464, British Museum, Londra, İngiltere.

Antik Yunanlılar lirik şiirlerinde kalbi, aşk ile ilişkilendirdi. Bu durumun bilinen en eski Yunan örneği Sappho’nun “deli kalbi” yüzünden acı çekmesidir. Sappho 7. yüzyılda Midilli adasında kadın müritlerle çevrili olarak yaşadı ve onlara tutkulu şiirler yazdı: “Aşk kalbimi salladı. Tıpkı meşe ağaçlarını rahatsız eden dağdaki rüzgâr gibi.”

Yunan filozoflar kalbin, sevgiyi de içeren en güçlü duygularımızla bağlantılı olduğunu az çok kabul etti. Plato, göğsün sevgi ve korku, öfke ve acı gibi olumsuz duygulardaki baskın rolünü savundu. Aristoteles kalbin rolünü daha da genişletti ve bütün insan süreçlerinde ona üstünlük sağladı.

Romalılara göre kalp ile aşk arasındaki ilişki apaçık ortadaydı. Aşk tanrıçası Venüs, Cupid’in insan kalbini hedefleyen oklarının yardımıyla kalpleri ateşe verdiği için övülür ya da suçlanırdı. Antik Roma kenti Cyrene’de üzerinde kalp bulunan madeni para keşfedildi. Yukarıda gördüğünüz, M.Ö 510-490 yıllarına uzanan bu madeni para, kalp şeklinin bilinen en eski halidir. Ancak kalp ile ilişkisi yok: Paranın üstüne rezene türü olan silfiyum bitkisinin tohumu basılmış. Niçin biri paranın üstüne bitki bassın ki? Silfiyum gebelik önleyici özellikleriyle bilinirdi ve Libyalılar bu bitkiyi ihraç ederek zenginleşti. Bu bitkiyi onurlandırmak için onu madeni paralara bastılar.

Romalılar sol elin dördüncü parmağından kalbe doğrudan uzanan bir damar olduğuna inanıyordu. Bu damara “vena amoris” adını taktılar. O zamanlar insan anatomisi hakkında pek fazla şey bilinmediği için bunu doğru kabul ettiler. İngiltere’nin Orta Çağ döneminde, evlilik töreni sırasında, damada bu damar nedeniyle gelinin dördüncü parmağına bir yüzük yerleştirmesi söyleniyordu. Yüzüğü bu parmakta taşıma geleneği Romalılara kadar uzanıyor.

Codex Manesse'den “Herr Alram von Gresten: Minne Gespräch”. Heidelberg Üniversitesi Kütüphanesi, Heidelberg, Almanya.

12. ve 13. yüzyıllarda kalp, saray halkı arasında yerini aldı. Halk ozanları “fin’ amor” olarak bilinen bir aşk çeşidi hakkında konuşuyordu. Bu terimi herhangi bir dile çevirmek imkânsız olsa da anlamı aşırı, mükemmel ya da ideal aşk gibi bir şeydir. “Courtly love” (saray aşkı) türü olarak bilinir. Bu türe göre, ozan kalbini yalnızca birine kaptırır ve kalbinin sonsuza dek ona ait olacağına dair söz verir. Lir ya da arp ona eşlik ederken saray halkının ve âşığının önünde kalbi ve aşkı hakkında şarkılar söylerdi. 

Fransa’da başlayan bu akım İspanya, Portekiz, İtalya, Almanya, Macaristan ve İskandinavya’ya yayıldı. Ozanlar sayesinde aşk, sadece edebi bir kavram olarak kalmadı, aynı önemli bir toplumsal değer haline geldi ve insan olmanın özünü oluşturdu. Aşka duyulan özlem Batı bilincine sızdı ve o zamandan beri orada bulunuyor. Yukarıdaki görsel, 1300-1340 arasında yazılan aşk şiirlerinin derlemesi olan Codex Manesse’den alınmıştır. Çiftin ortasından bir ağaç yükselir ve tepesinde üzerinde “AMOR” yazan bir arma bulunur. 1344 yılında, iki lob ve bir uca sahip kalp simgesinin bilinen ilk görseli, The Romance of Alexander adlı, Lambert le Tor tarafından yazılmış bir el yazmasında ortaya çıktı. Yüzlerce süslenmiş sayfaya sahip Alexander, Orta Çağ’ın en iyi resimli kitaplarından biridir. Kalbin bulunduğu sayfada (bu yazının kapak resmi) karşındaki adamdan aldığı kalbi taşıyan bir kadın görüyoruz. Hediyeyi kabul ediyor. Adam da kalbin nereden geldiğini göstermek için göğsünü işaret ediyor. Bu andan itibaren, özellikle Fransa’da kalp görsellerinde bir patlama yaşandı. 

“Ağda Uçan Kalpleri Yakalamaya Çalışan İki Kadının Minyatürü” (detay), 1500. Pierre Sala'dan, Petit Livre d'Amour, İngiliz Kütüphanesi, Londra, İngiltere.

15. yüzyıl boyunca kalp simgesi Avrupa çapında beklenmedik şekillerde çoğaldı. Önemli eserlerin sayfalarında, broş ve kolye gibi lüks eşyalarda görülmeye başlandı. Aynı zamanda taraklarda, oyun kartlarında, baskılarda, kılıç kabzalarında kullanıldı. Kalp simgesi, çoğu – ama hepsi değil – sevgi ile ilgili olan birçok pratik ve tuhaf kullanıma uyarlandı. Fransız Pierre Sala 1500 yılında Lyon'da yazdığı Emblèmes et Devises d'amour adlı eseriyle aşkla ilişkilendirilen kalbin tarihinin yazılmasında katkıda bulundu. On iki aşk şiiri ve illüstrasyondan oluşan kitap, hayatının aşkı, ancak başka bir erkekle evli olan Marguerite Bullioud için yazılmıştı (O ve Sala, kocası ölünce evlendiler). Sala’nın bu minik kitabının avuç içinde tutulması amaçlanmıştı. Yukarıdaki illüstrasyonda iki kadın kuşları andıran kalpleri yakalamaya çalışıyor, daha önceki illüstrasyonlarda karşımıza çıkan, kanatlarını meleklerden alan kanatlı kalplerin bir kısmı göğe süzülüyor. Uçan kalp aşkta başarılı olmanın altını çiziyor.

Bazı insanlar Sevgililer Günü’nün modern tebrik kartı endüstrisinin bir ürünü olduğunu sansa da geçmişi çok eskiye dayanıyor, hatta o kadar eski ki kökenlerinin bilinmezliği bundan geliyor. Aziz Valentine, anılmak üzere Papa Gelasius tarafından Katolik takvimin 14 Şubat gününe eklendi. Valentine'ın neden aşk ile ilişkilendirildiği konusunda çeşitli teoriler yer almakla birlikte, Orta Çağ Avrupası’nın bunun üzerinde etkisi olduğu tahmin ediliyor. 

17. yüzyılın ortalarında İngiltere’deki Sevgililer Günü kutlaması, ekonomik durumu bunu karşılayanlar tarafından gerçekleştiriliyordu, böylece gelenek haline geldi. Bu kutlamalarda toplumun önde gelen erkekleri üstünde kadınların isimlerinin yazdığı kağıtlardan rastgele seçip ismi çıkana hediye vermek zorunda kalıyordu. İngiliz, Fransız ve Amerikanlar genelde kâğıda birkaç satır yazıp sevgililerine verirdi, ancak daha sonra resim ve illüstrasyonlar bu kâğıtları süslemeye başladı. Kâğıtlar katlanıp, balmumu ile mühürlenip âşığın kapısının önüne bırakılırdı.

İlk “ticari” sevgililer günü hediyesi 18. yüzyılın sonunda İngiltere’de ortaya çıktı. Hediyelerde baskılar, çiçek, kalp ve kuşlar gibi semboller kullanıldı. Endüstri Devrimi etkisiyle tek tip kart üretildi, çeşitlilik ortadan kalktı. 

1977’de kalp sembolü başka bir değişime uğradı. “I ❤ NY” logosu, kriz altındaki bir şehrin moralini artırmak için oluşturuldu. Turizmi artıracak bir imaj tasarlamak için çalışan grafik tasarımcı Milton Glaser, o zamandan beri klişeleşen ünlü logoyu yarattı. Bu logoyla kalbin anlamı, romantik sevginin ötesine taşındı ve yeni kullanımlara kapı açtı. 

Bundan yirmi iki yıl sonra NTT DoCoMo, mobil iletişim için yapılan ilk emojiyi yayınladı. Orijinal yüz yetmiş altı tane emojiden oluşan sembol setinde kalp ile ilgili toplamda beş tane emoji vardı. Şimdiyse kalbi içeren otuz farklı emoji bulunuyor. Şüphesiz, ilerleyen zamanlarda kalp simgesinin kullanımı türlü değişimlerden geçecek. Kalp sadece bir metafor ve sevginin kendisini tanımlaması imkânsız olsa da duygularımıza ses vermemize yardımcı oluyor. Kalbin, sevgi ve aşkın sembolü olarak devam eden popülaritesi, bize sevginin umut verici doğasını hatırlatıyor. 

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(TED Ideas)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR