Kasabada Kısa Bir Süre
28 Ocak 2019 Öykü

Kasabada Kısa Bir Süre


Twitter'da Paylaş
0

Herkesin haberi varmış meğer. En son ben duymuşum hatta. Kasabada bir hafta kalacaklarmış, öyle söylüyordu akşam gezmelerinde genç kızlar. Sabırsızlıkla gösteri gününü bekliyordu herkes. “Alev halkasından atlayan kaplanlar, ip cambazı, şarkı söyleyen denizkızı, üç parçaya kesilip yeniden dirilen sihirbaz ve daha neler neler... Sizler için gezici sirkimizi ayağınıza getirdik, tekmili birden on beş lira” yazan el ilanları bütün kasabaya dağılmış. Ne de olsa küçük bir bozkır kasabası burası ve sirk de öyle her zaman gelen bir şey değil. İlk gösteriye ben de bilet aldım. Karım ve çocuklarım olsaydı onlara da alırdım ama yalnız yaşıyorum, doğrusu bu kasabadan da değilim. Satış müdürü olduğum otel, on yıl sonra gerçekleşecek bir güneş tutulmasının dünyada en iyi izleneceği yerlerden biri olacak bu kasabaya butik bir otel açma hazırlıkları için gönderdi beni buraya. Bu küçük kasabaya butik de olsa bir otel açmak hiç akla yatkın gelmiyor. 

Kasabanın kenarına kurulmuş sirk. Kasabalıların yortu günlerinde hep birlikte eğlenmek için kullandıkları hafif engebeli bir tarla burası. Tozlu çadırlar, kaplan barınağının kokusu, kasalarına çadırları, tenteleri yükleyip getirdikleri çok eski kamyonetler ve göstericilerin kaldığı derme çatma barakalar, gösterinin vaat ettikleri hakkında yeterli bir fikir vermişti bana. Ama bir aydır bu kasabadaydım ve sirke gitmesem yapabileceğim daha iyi bir şey de yoktu. 

Gösterinin yapılacağı büyük çadırın önünde iki kalın halatla oluşturulan bilet kontrol sırasındaydık. Büyükler de çocuklar kadar heyecanlı. İçeri girdik, kararmış tahta oturaklarla amfi havası verilmeye çalışılmış çadırda toz, hayvan gübresi ve tütsü kokusundan nefes almak nerdeyse imkânsız. Çadırın girişinde orta yaşlı bir adam, elindeki kirli torbanın içinde bir şeyler satıyor. Kasabalı değil. Cılız bir sesle sattığı şeyin ne olduğunu mırıldansa da, uzakta olduğu için duyamıyorum. Merak edip yanına yaklaştım, kırk kırk beş yaşlarında, gözlüklü, hafif kamburu çıkmış, sarı benizli, sinekkaydı tıraşlı adamın fal şekeri sattığını anladım. Bir tane aldım. Şekerin sarıldığı kâğıdın içyüzünde –belli ki elde kendisi yazmış ve kendisi sarmış– yazılı bir fal var. Falımda “Sen ve ben, sabah akşam, bir sevgi fırtınası ve kavuşmamız canım, bir güneş tutulması” yazıyor, şekerse fena değil. Sözler tanıdık geldiyse de üstünde durmadım. Çingene kız elinde salladığı bir çanla gösterinin başlayacağını ilan etti, yerime oturdum. Falım aklımdan çıkıp gitti. 

Gösteri tahmin ettiğim gibi berbat. Kaburga kemikleri görünen kaplanların ateş çemberinin içinden atlayacak mecalleri yok. Denizkızı elli yaşları civarında, muhtemelen daha önce çalıştığı yerde konsomasyondan para getirmediği için kapı önüne konmuş, sesi sigaradan iyice kartlaşmış eski bir genelev kadını – en azından öyle görünüyor. Uzaktan, ip cambazı da tanıdık geldi. Gözlüğümü takınca biraz önce fal şekeri aldığım adam olduğunu anladım. Şaşırdım. İpin üzerinde dengesini sağlamakta zorlansa, hatta birkaç kez aşağıya gerilmiş fileye düşse de, bu haliyle fal şekeri sattığı halinden çok daha diri duruyor. Gösteri için özel bir kostüm giymiş. Kirden parlayan askılı pantolonu daha zayıf olduğu yıllarda dikilmiş olduğu için şimdi ona dar geliyor. El ilanında belirtilmemiş olan –muhtemelen daha önemsiz görüldüğü için yazılmayan– ağzına ispirto alıp alev püskürten adam, boynuna yılan dolayıp kenarda oturan kadınları korkutan Hint kostümlü genç adam, kendisini üçe böldürüp tekrar dirilen sihirbaz ve program bitti. 

Çadırın çıkış kapısında yeniden gördüm fal şekercisini. İp cambazlığı kostümünü çıkarıp tekrar eski haline dönmüş. Bu sefer önündeki küçük tezgâhta yorgan iğnesi ve siyah iple –fal şekerleri gibi bunu da kendisinin yaptığı belli– birleştirilmiş, kirden hafif kararmış, üzerine elyazısıyla bir şeyler yazılmış saman kâğıtlar var. “Bu sattıklarınız da başka bir çeşit fal mı bayım, öğrenebilir miyim,” diye sordum. “Hayır, rica ederim, öykü bunlar, bildiğiniz öykü işte,” dedi, “ben gördüğünüz öbür işleri öykücü kalabilmek ve öykülerimi herkese okutabilmek için yapıyorum aslında, asıl işim bu beyefendi.”

Gezici sirk haftasını tamamlamadan daha üçüncü günde ayrıldı kasabadan. Yortu yeri uzun süre ekşimiş kaplan sidiği koktu. Günlerce el ilanları uçuştu kasabanın sokaklarında. On gün sonra ben de ayrıldım, günde bir kez geçen gece yarısı treniyle.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR